back to top
Ana Sayfa Forum Felsefe Platon’un Devlet’inden Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sına İdealin İzini Sürmek 

Platon’un Devlet’inden Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sına İdealin İzini Sürmek 

Platon’un Devlet’i yüzyıllar boyunca Batı bilimsel düşüncesini ve dini fikirleri şekillendirmiştir. Bu eserin bu denli kalıcı olması, onun yoruma açık olmasına bağlıdır: Stoacılar, erken dönem Hristiyan düşünürleri, Arap âlimleri, Rönesans hümanistleri, Cambridge Platoncuları ve daha sonra Rousseau, Kant, Hegel, Marx ve Schopenhauer gibi filozoflar eseri farklı farklı algılamışlardır (Allott 1169). Martin Luther King Jr. da bunu dünyanın en önemli kitaplarından biri olarak görmüştür (Harris 99). Övgülerin yanı sıra, Devlet güçlü eleştiriler de almıştır. Örneğin Karl Popper, Platon’un siyasal modelini, kısa yoldan mükemmelliğe ulaşmayı amaçlayan tehlikeli bir ütopyacı toplumsal mühendislik biçimi olarak görür (Popper 147-58). Popper’a göre Devlet,“Adalet, Bilgelik, Hakikat ve Güzellik” gibi ahlaki fikirleri önemsiyor olsa da, bunlar onun totaliter ve hiyerarşik eğilimlerini gizleyemez (161-184).

Platon Devlet’te ideal bir şehir kurduğundan bu yana, filozoflar ve toplum kuramcıları düzen, din ya da akıl yoluyla insanın ulaşabileceği en yüce yaşamı ve mutluluğu keşfetmek için ütopik toplumlar tasarlamışlardır. Bu ütopya fikri son yüzyıllarda belirgin biçimde evrilmiştir. On sekizinci yüzyılın sonları ve on dokuzuncu yüzyılın başlarında insanlar, bilim ve teknolojinin topluma refah, mutluluk ve yüksek yaşam kalitesi getirebileceğini ummaya başlamışlardır. Huxley gibi düşünürler de bunun potansiyel sonuçlarını göz önünde bulundurarak ütopik bir ideale ulaşma çabasını sorgulamaya yönelmişlerdir ve Cesur Yeni Dünya’da bu sorgulama “distopya” biçimini alır (Wells 478). Huxley, özellikle teknolojinin egemen olduğu bir dünyada mükemmel bir toplum tasarlama girişimlerinin, özgür irade ve yaratıcılığı bastırma riski taşıdığının altını çizer. Bu bağlamda, Platon’un Devlet’indeki kast hiyerarşisi, mutluluğun yapay olarak sağlanması ve sansür gibi temel ilkeleri dönüştürerek distopik bir düzen kurar ve okuyucuyu bu sorgulamanın içine çeker.

Cesur Yeni Dünya ile Devlet’teki toplumsal yapı arasındaki benzerlik, özellikle kast benzeri hiyerarşilerin kullanımında belirginleşir; çünkü Huxley, Platon’un ideal devletini model almış ve onu bilim aracılığıyla distopik, geleceğe ait bir topluma dönüştürmüştür (Wells 479). Platon, şehrini kurarken vatandaşları sınıf temelli bir sisteme alıştırmak için “soylu bir yalan” ortaya koyar ve bunu “bir tür Fenike masalı” olarak sunar. Bu anlatıya göre tanrı, yöneticilerin doğasına altın, asker ve muhafızların doğasına gümüş, çiftçi ve zanaatkârların doğasına ise tunç ve demir yerleştirmiştir; böylece toplumsal roller daha doğmadan belirlenmiştir. Her sınıf, bu düzeni korumak ve kendi soyunun devamını sağlamakla yükümlüdür (Plato 100). Huxley bu anlayışı geliştirerek ahlaki eğitim yerine “doğum öncesi koşullandırma ve hipnopedi” gibi mekanize kontrol yöntemlerini kullanır; bu, Platon’daki “devlet tarafından yönlendirilen seçilim, eğitim ve resmi mitlerin yayılması”nın yerini alır (Wells 479). Bu teknolojik sistemde insanlar “Kuluçka ve Koşullandırma Merkezi”nde yapay olarak üretilir, genetik olarak sınıflara ayrılır ve doğumdan itibaren kendilerine verilen rolleri yerine getirmeleri için şartlandırılır (Huxley 4-5). Bu yapay devlette, Platon’un da ima ettiği gibi, bireysel seçim yoktur. Her şey önceden belirlenir ve koşullandırılır. Bebekler toplumsallaşmış insan varlıkları olarak, Alfa ya da Epsilon olarak… geleceğin kanalizasyon işçileri ya da Dünya Denetleyicileri olarak şişelerden çıkarılırlar (Huxley 9-10). Bu süreçler, Huxley’in Platon’un önerdiği hiyerarşik düzeni bilimsel olarak zorunlu kılınmış bir toplumsal düzene dönüştürdüğünü göstermektedir.

Hem Devlet’te hem de Cesur Yeni Dünya’da mutluluk arayışı, toplumun yapısını, rollerini ve bireylerin koşullandırılmasını belirleyen temel unsurdur. Platon’a göre adalet, kolektif mutluluğun temelidir; bu nedenle şehir tek bir organizma gibi işleyecek şekilde tasarlanır (Plato 153). Amaç, belirli bir sınıfı olağanüstü mutlu etmek değil, tüm toplum için mümkün olan en yüksek mutluluğu sağlamaktır (Plato 103). Askerler ve muhafızlar, rollerinde mükemmelleşmeleri için eğitilir ve böylece her sınıf kendi işlevine uygun mutluluğu elde eder (Plato 104). Benzer şekilde, Cesur Yeni Dünya’da mutluluk ve erdem, kişinin kendi rolünü sevmeyi öğrenmesine bağlıdır (Huxley 11). Platon’da “tüm kadınlar tüm erkekler arasında ortak olmalı… çocuklar da ortak olmalı; hiçbir ebeveyn kendi çocuğunu, hiçbir çocuk da ebeveynini tanımamalıdır” (Plato 147). Buna paralel olarak Huxley’nin toplumunda “herkes herkese aittir” (Huxley 33) ve bu durum sürekli bir mutluluk ve toplumsal uyum yaratır (Huxley 96). Platon’da yöneticiler düzeni korumak için yalanı ve aldatmayı bir “ilaç” gibi kullanabilirken (Plato 149), Cesur Yeni Dünya’da ‘soma’ adlı gerçek bir ilaç aynı işlevi görür; öfkeyi yatıştırır, çatışmaları çözer ve sabrı artırır (Huxley 180). Platon ayrıca kusurlu doğan çocukların öldürülmesini savunurken (Plato 153), Huxley’de embriyolar doğum öncesi incelenerek kusurlu olanlar ortadan kaldırılır (Huxley 4). Her iki eser de mutluluğun sistematik olarak üretildiğini gösterir. Cesur Yeni Dünya’da yönetici olan Mustapha Mond, bir ütopya tamamen gerçekleştiğinde bireyselliğin ortadan kalktığını, insanların kolektif sistem içinde eridiğini gözlemler (Wells 480). Bu durum, ideal toplumların bireysel özgürlükten ziyade kolektif mutluluğu önceliklendirdiğini ortaya koyar. 

Bunun yanı sıra, her iki eserde de edebi sansür, düşünceyi ve duyguyu şekillendirmenin temel araçlarından biridir. Platon’a göre erken çocukluk dönemi en kritik evredir; çünkü çocukların zihinleri son derece etkilenebilir durumdadır. Bu nedenle yetişkinler, çocukların duyduğu hikâyeleri denetlemeli ve yalnızca istenen değerleri aktaran anlatılara izin vermelidir (56-57). Bu bağlamda Homeros gibi şairleri eleştirir ve onların anlattığı hikâyelerin gençler için zararlı olduğunu savunur (58-61). Şiir, anlatım ve taklit içerdiğinden sıkı biçimde denetlenmelidir (76-77). Ayrıca bireylerin tek bir işi iyi yapması gerektiğini savunarak sanat üretimini de sınırlar (76). “İyi insanları taklit edenler” kabul edilirken, her şeyi taklit eden sanatçılar şehirden uzaklaştırılır (79). Askerlerin cesaretini korumak için müzik bile sınırlandırılır (81).

Huxley, bu sansür anlayışını kopyalayarak yeniden üretir. Romanın adı Shakespeare’in Fırtına oyunundan alınmıştır ve metinde pek çok Shakespeare göndermesi bulunur. Ancak bu göndermeler düzene bir türlü uyum sağlayamayan ve bu yüzden sistem tarafından dışlanan John the Savage karakterine aittir (Beringer 13). Bu durum, toplumda tarih ve edebiyatın ortadan kaldırıldığını gösterir. İnsanlar değişimden uzak tutulur ve Shakespeare gibi yazarlar yasaklanır; çünkü onların eserleri hayal gücünü ve yaratıcılığı teşvik eder (Smethurst 105). Mustapha Mond’a göre geçmişin reddedilmesi, toplumun istikrarını korur (Huxley 167-68). Böylece her iki eserde de sansür, bireyleri biçimlendirmek ve toplumsal düzeni sürdürmek için kullanılan temel bir araçtır.

Sonuç olarak, Platon’un yapıcı fikirleri kusursuz, düzenli bir ütopya toplumu yaratmayı amaçlamıştı; ancak modern dünyanın karmaşıklıklarını öngörebilmesi mümkün değildi. Mustapha Mond’un gözlemlediği gibi: “Bu filozofların gökyüzünde ve yeryüzünde hayal edemedikleri sayısız şeyden biri de… biziz, modern dünya” (Huxley 177). Bu çerçevede Huxley, Devlet’teki hiyerarşileri, mutluluk arayışını ve edebiyatın denetlenmesini modelleyerek, distopik bir dünya içinde ütopyacı bir toplum tasviri sunar; bu da Heidegger’in “insanı kendi özünde tehdit eden şeyin”, “teknolojik üretimin dünyayı düzene soktuğu” inancı olduğu yönündeki iddiasıyla örtüşür (Heidegger 114). Bu bakımdan, günümüzün teknolojik çağında ideal bir dünya düzeni kurma çabaları, kitleler üzerinde katı bir kontrol dayatma ve özgür irade ile insanın temel yaratıcı kapasitelerini bastırma riskini taşır. Nietzsche’nin felsefesi de bu endişeyi güçlendirir; zira ona göre insanlık, yaşamla estetik ve sezgisel bir etkileşim içinde gelişir. Nietzsche, rasyonel bireylerin öncelikle talihsizlikten kaçınmayı ve acıdan uzak durmayı hedeflediğini, buna karşılık kültürün içinde yer alan sezgisel ve sanatsal insanın sürekli bir aydınlanma, ruhsal kavrayış ve özgürlük deneyimi yaşadığını belirtir (Nietzsche 153). Bu argümanlar ışığında, özellikle teknolojik olarak gelişmiş dünyamızda, sanatsal canlılık ve öz-belirlenimin hayati önem taşıdığı göz önüne alındığında, bireyin toplum içindeki rolüyle ilişkili gerçek insan mutluluğunu kavrayabilmek için belki de yeni bir bakış açısına ihtiyaç vardır.


Kaynakça

Allott, Philip. “On First Understanding Plato’s Republic.” European Journal of International Law, cilt 22, no. 4, Kasım 2011, ss. 1165–1173. https://doi.org/10.1093/ejil/chr081.
Beringer, Max. The Tragedy of Utopia: The Appropriation of Shakespeare and The Tempest in Aldous Huxley’s Brave New World. Lisans tezi, Utrecht Üniversitesi, 2018. Utrecht University Repository.
Harris, Micah. How Political Action Shapes the Actor: The Political Philosophy of Martin Luther King Jr. The Catholic University of America, 2024. Doktora tezi. JSTOR, https://jstor.org/stable/community.38760656.
Huxley, Aldous. Brave New World. Chatto & Windus, 1932. Internet Archive, 13 Kasım 2012, archive.org/details/ost-english-brave_new_world_aldous_huxley. Erişim tarihi: 22 Şubat 2026.
Heidegger, Martin. Poetry, Language, Thought. Çeviren: Albert Hofstadter, Harper Perennial Modern Classics, 2001.
Nietzsche, Friedrich. “On Truth and Lying in a Non-Moral Sense.” The Birth of Tragedy and Other Writings, editörler: Raymond Geuss ve Ronald Speirs, Cambridge University Press, 1999, ss. 141–153.
Platon. Devlet. Çeviren: C. D. C. Reeve, Hackett Publishing, 2004.
Popper, Karl. The Open Society and Its Enemies. Yeni tek cilt baskı, Princeton University Press, 1994, ss. 161–189. https://doi.org/10.2307/j.ctt24hqxs.18.
Smethurst, Paul. “O Brave New World That Has No Poets in It: Shakespeare and Scientific Utopia in Brave New World.” Huxley’s Brave New World: Essays, editörler: David Garrett Izzo ve Kim Kirkpatrick, McFarland & Company, 2008, ss. 96–106.
Wells, Arvin R. “Huxley, Plato and the Just Society.” The Centennial Review, cilt 24, no. 4, Güz 1980, ss. 475–491. JSTOR, http://www.jstor.org/stable/23739119. Erişim tarihi: 25 Şubat 2026.

 

Müge Buluç Heller