back to top
Ana Sayfa Haber Ekonomi İşsizlik Düşüyor, İstihdam Geriliyor: Ekonominin “Başarısı” Nerede?

İşsizlik Düşüyor, İstihdam Geriliyor: Ekonominin “Başarısı” Nerede?

BirGün yazarı Aziz Çelik, resmi işsizlik oranının 2026’nin ikinci çeyreğinde yüzde 7,9’a gerilemesine karşın istihdamın artmadığını, çalışma çağındaki nüfusun büyüdüğünü ve geniş tanımlı işsizliğin yüzde 29,9’a yükseldiğini ortaya koyuyor; tablo, işsizliğin gerçekten azaldığından çok, iş bulma umudunu yitirerek işgücünün dışına çıkan milyonlarca insanın resmi istatistikte görünmez hale geldiğine işaret ediyor.

İşsizlikteki “Düşüşün” Arkasındaki Çelişki

BirGün’den Aziz Çelik’in değerlendirmesine göre, 2026’nin ikinci çeyreğinde resmi işsizlik oranının yüzde 7,9’a gerilemesi iktidar çevrelerinde ekonomik başarı olarak sunuluyor. Bu oran, TÜİK’in karşılaştırılabilir veri yayımladığı 2005’ten bu yana açıklanan en düşük seviye.

Ancak Çelik’in dikkat çektiği temel çelişki tam da burada ortaya çıkıyor: İşsizlik düşerken istihdam artmıyor. Mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre 2024’ün ilk çeyreğinde 32 milyon 535 bin olan istihdam, 2026’nin ikinci çeyreğinde 32 milyon 479 bine gerilemiş durumda. Aynı dönemde 15 yaş üzerindeki çalışma çağındaki nüfus ise 65 milyon 763 binden 66 milyon 922 bine yükselerek 1 milyon 159 bin kişi arttı.

Ekonomik açıdan ilk bakışta ters görünen bu tablo, Çelik’e göre TÜİK’in verileri manipüle ettiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, veriler teknik olarak kendi içinde tutarlı. Çelişkinin kaynağı, işsizliğin nasıl tanımlandığında ve özellikle iş aramaktan vazgeçen insanların hangi kategoriye dahil edildiğinde yatıyor.

İş Aramaktan Vazgeçenler İstatistikten De Çıkıyor

Resmi işsizlik oranının hesaplanmasında kritik eşik, kişinin aktif olarak iş arayıp aramadığı. Son dört hafta içinde iş aramayan, iş bulma umudunu kaybettiği için aramaktan vazgeçen kişi istatistiksel olarak “işsiz” kabul edilmiyor. İşsiz olmaktan çıkıyor ama çalışan da olmuyor.

Başka bir ifadeyle, işsizliğin azalmasının bir yolu insanların iş bulmasıysa, diğer yolu insanların iş aramaktan vazgeçmesi. İkinci durumda ekonomi yeni istihdam yaratmadan da resmi işsizlik oranı düşebiliyor.

Çelik bu durumu bir sınav benzetmesiyle açıklıyor: Sınava girmeyenler hesaplamanın dışında bırakıldığında, sınava girenler arasındaki başarı oranı yükselebilir; fakat bu, toplumun gerçekten daha başarılı olduğu anlamına gelmez. İşgücü piyasasında da iş aramaktan vazgeçenler işgücünün dışına çıktığı için resmi işsizlik oranının paydasından ve payından çıkıyor.

Buradaki mesele bu nedenle yalnızca istatistik tekniği değil. Ekonominin insanları iş sahibi yaparak mı, yoksa iş aramaktan vazgeçirecek kadar umutsuzlaştırarak mı işsizliği düşürdüğü sorusu, resmi başarı anlatısının sınırlarını gösteriyor.

Buzdağının Görünmeyen Kısmı: Yüzde 29,9

Çelik’in analizinin merkezinde geniş tanımlı işsizlik bulunuyor. TÜİK’in 2021’den bu yana yayımladığı “atıl işgücü oranı”, resmi işsizlerin yanı sıra tam zamanlı çalışmak isteyip yeterince çalışamayanları ve çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayanları da hesaba katıyor.

Bu göstergeye göre tablo resmi işsizlik oranından tamamen farklı. 2024’ün ilk çeyreğinde yüzde 8,8 olan resmi işsizlik oranı 2026’nin ikinci çeyreğinde yüzde 7,9’a gerilerken, aynı dönemde geniş tanımlı işsizlik yüzde 24,4’ten yüzde 29,9’a yükseldi. Yani dar tanımlı işsizlik yaklaşık 1 puan azalırken geniş tanımlı işsizlik 5,5 puan arttı.

2026’nin ikinci çeyreğinde resmi işsizlerin sayısı 2 milyon 799 bin olarak verilirken, geniş tanımlı işsizliğin kapsamına giren atıl işgücü 12 milyon 129 bine ulaşıyor. Aradaki fark 9 milyon 330 bin kişi.

Bu fark, manşet işsizlik oranının Türkiye’deki çalışma hayatının tamamını anlatmaya yetmediğini açık biçimde gösteriyor. İşsizliğin yalnızca görünen kısmına bakıldığında ekonomik tablo olduğundan çok daha iyi görünüyor.

5,2 Milyon İnsan İşgücünün Dışında

Çelik’in TÜİK verileri üzerinden yaptığı değerlendirmeye göre, çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayanlar ile iş bulma umudunu yitirenlerin toplamı 2021 başında 3,7 milyonken 2026 ortasında 5,2 milyona yükseldi.

Bunun en çarpıcı bileşeni, iş bulma umudu olmayanlar. “Cesareti kırılmışlar” olarak da tanımlanan bu grubun sayısı 2021 başındaki 1,7 milyondan yüzde 46 artışla 2,5 milyona çıktı. Böylece iş bulma ümidi olmayanların sayısı, resmi işsizlerin sayısına neredeyse ulaşmış durumda.

Çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayanların sayısı da aynı dönemde 1,9 milyondan 2,6 milyona yükseldi. Çalışmıyorlar; ancak iş aramadıkları için resmi işsizler arasında sayılmıyorlar.

Ortaya çıkan tablo, ekonomik büyümenin toplumsal karşılığının sorgulanmasını gerektiriyor. İnsanlar iş bulamadığı için değil, iş bulamayacağına inandığı için aramayı bırakıyorsa, resmi işsizlikteki düşüş ekonomik canlanmanın değil, çalışma hayatından kopuşun göstergesine dönüşebiliyor.

Eksik İstihdamda Sekiz Katlık Sıçrama

İşgücü piyasasındaki bozulmanın bir diğer göstergesi ise çalışıyor görünen insanların ne kadar çalışabildiği. Çelik’in aktardığı verilere göre, mevcut çalışma süresini yetersiz bulan ve daha fazla çalışmaya hazır olanları kapsayan zamana bağlı eksik istihdam oranı 2014-2019 dönemindeki ortalama yüzde 1,4 seviyesinden 2026’nin ikinci çeyreğinde yüzde 11,4’e yükseldi.

Bu, oran olarak yaklaşık sekiz katlık artış anlamına geliyor. Kişi sayısı bakımından ise yaklaşık 430 binden 4 milyona yükselen bir tablo söz konusu.

Dolayısıyla istihdam edilenlerin sayısının sabit kalması bile tek başına istihdamın niteliğinin korunduğu anlamına gelmiyor. Çalışanların önemli bir bölümü daha uzun süre çalışmak istiyor ancak bunu yapamıyor. Kısmi ve kısa süreli çalışmanın kişinin tercihi olmaktan çıkıp geçim zorunluluğuna dönüşmesi, işsizliğin görünmeyen yüzünü büyütüyor.

Bu noktada “iş sahibi olmak” ile geçimini sağlayacak kadar çalışabilmek arasındaki fark belirginleşiyor.

İstihdam Geriliyor, Nüfus Artıyor

Çelik’in analizinde en dikkat çekici verilerden biri de istihdamdaki seyir. İstihdam edilen kişi sayısı 2024’ün son çeyreğinde 32 milyon 696 binle tarihsel zirvesine çıktı. Ancak bu tarihten 2026 ortasına kadar 217 bin kişi azaldı.

Aynı dönemde 15 yaş üzerindeki nüfus 834 bin kişi artarken işgücü 493 bin, istihdam ise 217 bin kişi geriledi. İşgücüne dahil olmayan nüfus ise 1 milyon 327 bin kişi arttı. Çelik, pandemi dönemi dışında bunun son derece uzun bir istihdam durgunluğuna işaret ettiğini belirtiyor.

Böylece ekonomik büyüme ile istihdam arasındaki bağ da tartışmaya açılıyor. Çelik’in verdiği verilere göre Türkiye ekonomisi 2024’ün ilk çeyreği ile 2026’nın ilk çeyreği arasında yaklaşık yüzde 5,9 büyüdü. Ancak bu büyüme istihdamda kayda değer bir artış yaratmadı.

Asıl ekonomik soru bu nedenle “İşsizlik neden düştü?” değil; “Ekonomi büyürken neden yeterli ve nitelikli istihdam üretmiyor?”

Kadınlar İçin Tablo Daha Ağır

İstihdamdaki gerilemenin kadınlar üzerindeki etkisi ise daha belirgin. Çelik’in aktardığı verilere göre kadınların işgücüne katılım oranı 2024 başındaki yüzde 37 seviyesinden 2026 ortasında yüzde 35,3’e geriledi.

2024 sonundaki istihdam zirvesinden bu yana kadın istihdamı 130 bin kişi azalırken erkek istihdamındaki gerileme 87 bin kişi oldu. Resmi kadın işsizlik oranı yüzde 10,3 ile erkeklerin yüzde 6,7’lik oranının belirgin biçimde üzerinde kalıyor. Kadınların işgücünden çekilme hızının da erkeklerden daha yüksek olduğu belirtiliyor.

Bu tablo, istihdam politikasının toplumsal cinsiyet boyutunu da gündeme getiriyor. Kadınların çalışma hayatından çekilmesi resmi işsizlik oranını aşağı çekebilir; ancak bu durum kadınların ekonomik olarak güçlendiği anlamına gelmez. Tam tersine, çalışma hayatından dışlanma ile işsizlik istatistiğinin düşmesi aynı anda gerçekleşebilir.

Aziz Çelik’in Kritik Sonucu: Sorun Veride Değil Politikada

Aziz Çelik, analizinin sonunda kamuoyundaki “TÜİK verileri manipüle ediyor” kuşkusunu doğrudan ele alıyor. Çelik’e göre istihdamın artmaması, çalışma çağındaki nüfusun yükselmesi ve resmi işsizliğin gerilemesi ampirik olarak doğru; ancak bunun açıklaması veri fabrikasyonu değil.

Çelik, TÜİK’in işgücü verilerinin kendi içinde teknik olarak tutarlı göründüğünü, asıl sorunun işgücünden çekilme mekanizmasında ve izlenen ekonomi politikasında bulunduğunu savunuyor. Ona göre işsizliğin manşet göstergede düşmesinin ardındaki temel neden, giderek daha fazla insanın iş aramaktan vazgeçmesi.

Bu yaklaşım, tartışmanın yönünü de değiştiriyor. TÜİK’e yönelik eleştirilerin ötesine geçerek ekonomi yönetiminin istihdam yaratma kapasitesini sorguluyor.

Çelik’in verileri üzerinden bakıldığında hükümetin “işsizlik tarihi düşük seviyede” söylemi, çalışma hayatının bütününü açıklamıyor. Çünkü aynı dönemde geniş tanımlı işsizlik yükseliyor, eksik istihdam büyüyor, iş aramaktan vazgeçenlerin sayısı artıyor ve istihdam geriliyor.

Dolayısıyla ortada bir işsizlik mucizesinden çok, işgücü piyasasının görünmeyen bölümünün büyümesi var.

“Başarı” Denilen Tablo Ne Kadar Gerçek?

Ekonomi yönetiminin yüzde 7,9’luk resmi işsizlik oranını başarı göstergesi olarak sunması, tek bir istatistiğin bütün ekonomik gerçekliğin yerine geçirilmesi anlamına geliyor.

Oysa Aziz Çelik’in BirGün’de yayımlanan analizi, aynı döneme ait göstergeler birlikte okunduğunda bambaşka bir tablo ortaya çıktığını gösteriyor: İstihdam artmıyor; çalışma çağındaki nüfus büyüyor; işgücü küçülüyor; iş aramaktan vazgeçenlerin sayısı artıyor; geniş tanımlı işsizlik yüzde 29,9’a çıkıyor; eksik istihdam oranı yüzde 11,4’e ulaşıyor.

Bu nedenle Türkiye’de çalışma hayatının gerçek fotoğrafını görmek için manşet işsizlik oranına bakmak artık yeterli değil.

Çünkü işsizliğin düşmesi ile insanların iş bulması aynı şey değil.

Bir ekonomi istihdam yaratmıyorsa, çalışma çağındaki nüfus büyüyorsa ve milyonlarca insan iş aramaktan vazgeçiyorsa, yüzde 7,9’luk oran ekonomik başarının değil, istatistiklerin görünür ve görünmez alanları arasındaki farkın göstergesi haline geliyor.

Aziz Çelik’in işaret ettiği temel mesele de burada düğümleniyor: Türkiye ekonomisinin önündeki sorun, yalnızca işsizliği nasıl ölçtüğü değil; büyüdüğü halde neden yeterli, güvenceli ve insanca çalışmayı mümkün kılan istihdam yaratamadığıdır.


Kaynak: BirGün, Aziz Çelik, “İstihdam artmıyor ama işsizlik dipte!” başlıklı analiz. Çalışmada kullanılan istihdam, işsizlik, atıl işgücü, eksik istihdam ve işgücüne katılım verileri TÜİK işgücü istatistiklerine dayandırılıyor.