27 Eylül–3 Ekim haftası Türkiye’de iş güvenliğinin kâğıt üzerinde kalan bir yükümlülük, işçinin hayatının ise üretim maliyetinin parçası haline geldiğini bir kez daha gösterdi. Ankara’da fabrika bakımında bir işçi öldü, Zonguldak’ta iki madenci farklı madenlerde yaşamını yitirdi, Kayseri’de bir işçi makineye sıkıştı, İstanbul’da 24. kattan düşen temizlik işçisi öldü, İzmir’de fabrika patlaması bir işçinin hayatına mal oldu, Soma’da ise beş madenci aynı göçükte yaşamını yitirdi. Haftanın en ağır fotoğrafında 17 yaşındaki MESEM öğrencisi Yiğit Söyler ve Urfa’da fabrikada yaşamını yitiren 6 yaşındaki Halime Okkalı da vardı.
Bir Haftada Fabrika, Maden, İnşaat Ve Sokak
Hafta 27 Eylül’de Ankara’daki MKE Gazi Fişek Fabrikası’nda yaşanan iş cinayetiyle başladı. Rutin bakım ve onarım çalışması sırasında dört işçi yaralandı, ağır yaralanan bakım işçisi Ferhat Öz yaşamını yitirdi. MKE olayla ilgili teknik ve idari inceleme başlatıldığını açıkladı.
Zonguldak Kozlu’da 27 yaşındaki madenci Ufuk Demir, yerin yaklaşık 400 metre altında tıkalı kömür silosunu temizlerken siloya düştü ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Kayseri’de 54 yaşındaki Çetin Durmuşali, sunta üretim tesisindeki helezon konveyör makinesine sıkışarak yaşamını yitirdi. İstanbul Maltepe’de cam temizliği yapan Umut Çal ise bir rezidansın 24. katından düşerek öldü.
İzmir Torbalı’da metal fabrikasında meydana gelen patlamada yedi işçi yaralandı, yabancı uyruklu 25 yaşındaki Halid Abdül Kadir hastanede yaşamını yitirdi. Patlamayla ilgili işyeri sahibi ve yetkilisi tutuklandı.
Sonra Soma geldi.
Soma’da Beş Madenci Aynı Göçükte
1 Ekim’de Manisa Soma’daki İmbat Madencilik’e ait yeraltı kömür ocağında meydana gelen göçükte yedi işçi göçük altında kaldı. İki işçi yaralı kurtarılırken beş işçinin cansız bedenine ulaşıldı.
Ölen işçiler Halit Ersay, Kerim Ören, Ramazan İnce, Ömer Karakaya ve İsa Olcay’dı. Aralarında Bağımsız Maden-İş yöneticisi Ramazan İnce ve sendika üyesi Ömer Karakaya da bulunuyordu.
Soma’nın ardından Zonguldak Kilimli’de ruhsatsız bir maden ocağında 51 yaşındaki Muhammet Çelik, üzerine kömür, toprak ve kaya parçalarının düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Haberlerde, ocağın daha önce mühürlendiği ancak yeniden faaliyete geçtiği aktarıldı.
Bir tarafta yeraltında göçük, diğer tarafta ruhsatsız maden.
Türkiye’de iş güvenliği açısından asıl mesele artık kazanın nasıl gerçekleştiği değil, ölümün neden önlenemediği sorusudur.
Çocuk İşçilik Ölümle Buluşuyor
Haftanın en ağır yüzü ise çocuk işçilerin ölümleriydi.
Antalya Manavgat’ta 17 yaşındaki MESEM öğrencisi Yiğit Söyler, motosikletle çalıştığı ilk gününde, yolun ortasında arızalı ve tescilsiz olduğu belirtilen bir forkliftin vinç çatalına çarparak yaşamını yitirdi. İSİG Meclisi, Söyler’in ölümüyle 2026’da tespit edebildiği çocuk işçi ölümlerinin 63’e yükseldiğini açıkladı.
Urfa’nın Hilvan ilçesinde ise 6 yaşındaki Halime Okkalı bir fıstık fabrikasında makinenin altında kalarak hayatını kaybetti. İSİG Meclisi’nin 22 Eylül’de yayımladığı rapora göre yalnızca 2025–2026 eğitim öğretim yılında en az 95 çocuk işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Bu sayı bir önceki eğitim öğretim yılına göre yüzde 32 artış anlamına geliyor.
Bir çocuğun fabrikada, diğerinin MESEM kapsamında çalışırken ölmesi artık tek tek “kaza” başlıklarıyla geçiştirilebilecek bir tablo değil.
Çocukların eğitim hakkının yerini ucuz emek, işyerinde güvenliğin yerini üretim baskısı aldığında, ölüm de bu düzenin en ağır faturası oluyor.
İSİG’in Sekiz Aylık Bilançosu: En Az 1509 Ölüm
İSİG Meclisi’nin henüz Eylül 2026 raporu yayımlanmadı. Mevcut son resmi İSİG bilançosuna göre 2026’nın ilk sekiz ayında en az 1.509 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
Aylara göre tablo şöyle:
Ocak 155, Şubat 129, Mart 151, Nisan 190, Mayıs 214, Haziran 228, Temmuz 216, Ağustos 226.
Ağustos ayında yalnızca bir ayda 226 işçi öldü. Bunların 15’i çocuk, 15’i kadın ve 16’sı göçmen işçiydi. En fazla ölüm 68 kişiyle inşaat ve yol işkolunda, 58 kişiyle tarım ve ormanda gerçekleşti. Ölüm nedenlerinde ise 50 trafik ve servis kazası, 48 yüksekten düşme, 42 ezilme ve göçük, 23 elektrik çarpması kayda geçti.
Bu nedenle Eylül bilançosu açıklandığında ortaya çıkacak rakam, yalnızca bir aylık sayı olmayacak. İlk sekiz ayda 1.509’a ulaşan işçi ölümlerinin üzerine eklenecek yeni bir ölüm hanesi olacak.
“Kaza” Denilen Şeyin Arkasında Bir Düzen Var
İSİG Meclisi iş cinayetlerini yalnızca tekil işveren ihmalleri üzerinden değerlendirmiyor; ağırlaşan çalışma koşullarını, güvencesizliği, devletin denetim mekanizmalarını, üretim ilişkilerini ve sermaye birikim modelini birlikte ele alıyor. Meclisin son raporunda da iş cinayetlerinin tek bir fail ve tek bir nedenle açıklanamayacağı vurgulanıyor.
Haftanın tablosu bu yaklaşımı somutlaştırıyor.
Madende güvenlik, üretimin önüne konulmuyor. Fabrikada makine güvenliği, işçinin hayatından daha pahalı hale gelebiliyor. İnşaatta yüksekte çalışma önlemleri ölümden sonra tartışılıyor. Çocuklar eğitim yerine işyerlerine gönderiliyor. Ruhsatsız maden daha önce mühürlenmesine rağmen yeniden çalışabiliyor.
Sonra bütün bunların adı “iş kazası” oluyor.
Oysa kazanın kendisi bir anda meydana geliyor, onu hazırlayan koşullar ise aylar ve yıllar boyunca kuruluyor.
Sermayenin Kârı, İşçinin Hayatı
Türkiye’de iş güvenliği tartışmasının merkezinde artık yalnızca baret, emniyet kemeri, iskele ya da denetim bulunmuyor.
Asıl mesele, üretimin hangi koşullarda yapıldığı.
İşçi daha hızlı çalışacak, daha uzun çalışacak, daha düşük ücretle çalışacak, sendikasız çalışacak, taşeronlaşacak, çocuk emeği ucuz işgücüne dönüşecek ve bütün bunların sonunda üretimin maliyeti düşecek.
Fakat bu maliyetin bir bölümü patronun bilançosunda görünmeyecek.
Çünkü işçinin kopan kolu, ezilen bedeni, maden göçüğünde kalan yaşamı ve fabrikada ölen çocuğu bilançonun gider hanesine yazılmıyor.
Ölümün faturası aileye, yaralanmanın faturası işçiye, güvencesizliğin faturası topluma kesiliyor.
Kâr ise üretim sahibinin hanesinde kalıyor.
Haftanın Fotoğrafı
27 Eylül–3 Ekim haftasında Türkiye’nin farklı kentlerinden gelen haberler aynı fotoğrafın parçalarıydı:
Ankara’da bakım işçisi Ferhat Öz. Zonguldak’ta madenci Ufuk Demir. Kayseri’de Çetin Durmuşali. İstanbul’da Umut Çal. İzmir’de Halid Abdül Kadir. Soma’da beş madenci. Zonguldak’ta Muhammet Çelik. Antalya’da 17 yaşındaki Yiğit Söyler. Urfa’da 6 yaşındaki Halime Okkalı.
Bunlar yalnızca ölüm haberlerinin isimleri değil.
Her biri, Türkiye’de iş güvenliğinin neden hâlâ üretim maliyetinin önüne geçirilemediğinin birer kanıtı olarak karşımızda duruyor.
Ve Eylül ayının resmi İSİG bilançosu henüz açıklanmamışken bile, yılın ilk sekiz ayındaki en az 1.509 işçi ölümü bize yeterince ağır bir fotoğraf sunuyor.
Türkiye’de iş cinayetleri kader değilse, neden her ay yeniden yaşanıyor?
Çünkü işçinin yaşamı gerçekten üretimin merkezine konulmadığı sürece, “iş kazası” denilen her ölümün arkasında aynı düzen çalışmaya devam ediyor:
Daha düşük maliyet, daha yüksek kâr ve bunun karşılığında işçinin hayatı.
- TB / İSİG Meclisi, Evrensel, Bianet, Cumhuriyet, DHA, Sözcü, İlke TV, ETHA, T24, yerel basın












