Fransa, 2027 Başkanlık seçimlerine hazırlanırken siyaset sahnesinde sular durulmuyor. 

Bir yanda liselilerin gösteri ve eylemleri on iki gündür devam ederken polis müdahalesi giderek  sertleşiyor. Diğer yanda, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sonrası iktidar yarışında el yükselten  Rassemblement National’da (RN) işler karışıyor. 

Marine Le Pen’in yetiştirdiği RN’nin yıldızı Jordan Bardella, partinin lideri olarak hızla kariyer  basamaklarını tırmanırken hakkında ortaya atılan yeni iddialar Fransız siyasetinde ciddi tartışmalar  başlattı. 

Mediapart’ta deneyimli gazeteciler Antton Rouget ve Alexandre Berteau tarafından yayımlanan  araştırmada, Bardella’nın henüz genç bir FN militanı olduğu 2013-2015 dönemine ait olduğu belirtilen  özel yazışmalar yayımlandı. Mediapart, bu yazışmalarda antisemitik ve komplocu ifadeler  bulunduğunu ve belgeleri bağımsız biçimde doğruladığını belirtiyor. İddialar arasında Yahudiler ile  bankacılık sistemi arasında komplo ilişkisi kuran ifadeler de bulunuyor. 

Bardella ise suçlamaları kesin biçimde reddediyor ve söz konusu yazışmaların “sahte” olduğunu  savunuyor. Olay mahkemeye taşındı. 

Marine Le Pen de Bardella’ya destek vererek Mediapart’ın ortaya koyduğu iddiaları reddetti. 

Böylece tartışma yalnızca Bardella’nın geçmişteki sözleriyle sınırlı kalmıyor. RN’nin son yıllarda  kendisini antisemitizm ve aşırı sağcı geçmişinden uzaklaştırarak yeniden konumlandırma çabası da  yeniden tartışmaya açılıyor. Marine Le Pen ise bu olayı “delilik” olarak nitelendirdi. 

Fransız siyasetinde iktidar yarışının güç ilişkileri açısından fırtınalı günler yaşanırken, eylül ayının  sonunda sokaklar da hareketlendi. 

Saraylarda iktidar hesapları yapılırken sokaklarda başka bir siyaset şekilleniyor. 

29 Eylül 2026 tarihinde kamu çalışanlarının ülke genelindeki grev ve gösterileriyle güne başlandı.  CGT, FO, CFDT, UNSA, FSU, Solidaires, CFE-CGC ve FA-FP’nin çağrısıyla düzenlenen ulusal  eylemlerde ücretlerin artırılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve kamu hizmetlerine daha fazla  kaynak ayrılması talep ediliyor. 

Diğer yanda liselilerin eylemleri on ikinci gününü doldururken polis müdahalesi de sertleşiyor. Bu  durum birçok tartışmayı beraberinde getiriyor. Özellikle geçtiğimiz günlerde polisin yetkilerini artıran  ve “Permis de tuer” yasası olarak adlandırılan yasal düzenlemelerle yürütme erkinin özel yetkilerle  güçlendirilmesi tartışmaların odağında yer alıyor. 

Evet, liselerde ne oluyor? 

Eylemler gittikçe kitleselleşirken “Yeni bir Mayıs ’68 mi yaşanıyor?” sorusu da gündemde. 

Fransa’da bir haftadır liseli öğrenciler çeşitli eylemler düzenliyor. Paris bölgesindeki bazı liselerde,  özellikle kalabalık sınıflara ve eğitim koşullarına tepki amacıyla blokajlar yaşanırken polis  müdahaleleri ve gözaltılar da gündeme geliyor.

Eğitimdeki eşitsizlik politikalarına karşı Saint-Denis’deki Paul Éluard Lisesi’nde blokaj eylemleri  devam ederken, polis müdahalesiyle birlikte iktidar ile muhalefet arasındaki tartışmalar da gittikçe  hararetli bir hal alıyor. 

Gösteri ve protestolar Paris’ten Marseille’e, Nantes’tan Montpellier’ye kadar ülkenin çeşitli şehirlerine  yayılırken ülke sınırlarını da aşmaya başladı. Belçika’nın Liège şehrinde de liselilerin protestoları  basına yansıdı. 

İşte tam bu aşamada, “Yeni bir ’68 kuşağı mı doğuyor?” tartışmaları da başladı. 

Liselilerin talepleri; eğitime daha fazla bütçe ayrılması, eğitim koşullarının düzeltilmesi, Parcoursup  sisteminin kaldırılması ve eğitimde eşit koşulların yaratılması gibi başat sorunlardan oluşuyor. 

Bir yanda liselilerin protesto gösterileri devam ederken diğer yanda kamu çalışanları ve sendikalar da  ücretler, çalışma koşulları ve kamu hizmetlerine ayrılan kaynaklar için mücadele ediyor. 

Ekim ayının ortalarında ise Sarı Yelekliler hareketinin yeniden sokağa dönmesi gündemde. Sosyal  medyada 17 Ekim için çağrılar dolaşırken hareketin gerçekten yeniden örgütlenip örgütlenmeyeceği  henüz kesinleşmiş değil. Benzin fiyatlarındaki artış, 2018’deki hareketin önemli tetikleyicilerinden  biriydi. 

Fransa’da liseli gençlerden kamu çalışanlarına, çalışanlardan emeklilik sürecine gelen yurttaşlara  kadar toplumun farklı kesimleri yeniden taleplerini sokakta ifade ediyor. 

2027’nin iktidar mücadelesi yalnızca sandıkta değil, sokakta da şekilleniyor. 

Tüm bu fırtınalı zamanlar, siyaset ile yurttaş iradesi arasındaki ilişkiyi ve siyasete yön veren  sokakların sözünün etkisini bir kez daha tartışmaya açıyor. 

Siyaset elbette sadece Parlamento ve Senato’dan ibaret değildir. Yurttaşların iradesi ve sözü, siyaseti  şekillendiren asli unsurlardır. 

Gençler geleceklerini inşa etmek için mücadeleye başlarken öğretmenleri ve ebeveynleri de okul  önlerinde koruma zincirleri oluşturarak onlara destek oluyor. 

Şimdi gençlerin zamanı… 

Bize düşen de onların sesine kulak vermek, onların yanında olmak ve mücadelelerine destek vermek. Bu dünya hepimize yeter.