27 Eylül–4 Ekim haftası, Türkiye’de belediyeler üzerindeki siyasi mücadelenin artık yalnızca seçim sandığında yürütülmediğini gösteren yeni bir tablo ortaya çıkardı. Dokuz belediye başkanı AKP’ye geçti, Ataşehir’de altı CHP’li meclis üyesi saf değiştirdi, Mersin ve Eyüpsultan belediyelerine operasyon düzenlendi, Ataşehir Belediye Başkanvekili Murat Güneş gözaltına alındı. Sandıkta kazanılan belediyelerin yönetimlerinin operasyonlar, tutuklamalar, görevden almalar ve parti değişiklikleriyle yeniden şekillenmesi, muhalefetin “hukuk sopasıyla siyasi saf değiştirmeye zorlama” olarak nitelediği tartışmayı büyüttü.
Dokuz Belediye Başkanı Bir Günde AKP’ye Geçti
29 Eylül’de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda dokuz belediye başkanına AKP rozeti takıldı.
Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay, Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Elmalı Belediye Başkanı Halil Öztürk, Şenkaya Belediye Başkanı Görbil Özcan ve Marmara Belediye Başkanı Aydın Dinçer CHP’den seçilerek AKP’ye geçen isimler oldu. Dulkadiroğlu, Türkoğlu ve Palu belediye başkanları Yeniden Refah Partisi’nden, Koyulhisar Belediye Başkanı ise İYİ Parti’den seçilmişti.
Çiğli’deki geçiş özellikle dikkat çekti. 2024’te CHP’den seçilen Onur Emrah Yıldız, parti değişikliğini “Çiğli’nin ihtiyaç duyduğu yatırımları hayata geçirmenin yollarının daraldığı” ve merkezi yönetimle aynı düzlemde çalışmanın hizmet açısından daha doğru olduğu sözleriyle savundu. Çiğli’de ise CHP ve TKP örgütleri belediye önünde protesto düzenleyerek Yıldız’a istifa çağrısı yaptı.
Buradaki temel tartışma yalnızca belediye başkanlarının parti değiştirmesi değil.
2024 seçimlerinde bir partinin adayı olarak seçilen belediye başkanının, iki yıl sonra o partiden ayrılıp iktidar partisine geçmesi, seçmenin verdiği oyla seçilen makam ile başkanın siyasi tercihi arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme getiriyor.
Ataşehir’de Önce Altı Transfer, Sonra Operasyon
Haftanın en dikkat çekici dosyalarından biri Ataşehir oldu.
29 Eylül’de CHP listesinden seçilen altı belediye meclis üyesi, Oğuz Sarul, Sinan Emrah Yıldırım, Fatih Evliyaoğlu, Abdullah Aslan, Cengiz Kayayurt ve Mehmet Alver, AKP’ye geçti. Böylece belediye meclisindeki siyasi denge AKP lehine değişti.
Üç gün sonra, 3 Ekim sabahı Ataşehir Belediyesi’ne operasyon düzenlendi. Belediye Başkanvekili Murat Güneş’in de aralarında bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı. Savcılık soruşturmanın rüşvet ve diğer yolsuzluk suçlamaları kapsamında yürütüldüğünü açıkladı.
Zamanlama ise siyasi tartışmanın merkezine oturdu.
Çünkü Murat Güneş, nisan ayında tutuklanan Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in yerine 30 Nisan’da yapılan seçimde başkanvekili seçilmişti. O tarihte CHP’nin belediye meclisinde 26, Cumhur İttifakı’nın ise 12 üyesi bulunuyordu. Altı CHP’li üyenin AKP’ye geçmesinin ardından aritmetik değişti ve operasyonun hemen öncesinde AKP meclis üstünlüğünü elde etti.
Bir belediyede önce siyasi aritmetik değişiyor, birkaç gün sonra o aritmetiği değiştiren sürecin ortasındaki belediye başkanvekili gözaltına alınıyor.
Hukuki süreçlerin birbirinden ayrı olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu gelişmelerin peş peşe yaşanması, belediyelerin siyasi geleceği açısından ciddi bir soru doğuruyor: Siyasi denge sandıkla mı değişiyor, yoksa soruşturma, tutuklama ve siyasi transferlerin oluşturduğu yeni bir mekanizma mı ortaya çıkıyor?
Mersin Ve Eyüpsultan’da Operasyon Dalgası
Hafta yalnızca İstanbul’daki belediyelerle sınırlı kalmadı.
1 Ekim’de Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Yenişehir ve Mezitli belediyelerine operasyon düzenlendi. Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer’in de aralarında bulunduğu 59 kişi gözaltına alındı. Savcılık, soruşturmayı belediyelerdeki ihale ve doğrudan temin işlemlerine ilişkin yolsuzluk iddiaları üzerinden yürüttüğünü açıkladı.
Ertesi gün bu kez Eyüpsultan Belediyesi’ne operasyon yapıldı. Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen ile birlikte 28 kişi gözaltına alındı. Böylece iki gün içinde Mersin ve İstanbul’da CHP yönetimindeki belediyelere yönelik iki ayrı operasyon kamuoyunun gündemine geldi.
İktidar cephesi soruşturmaları belediyelerdeki yolsuzluk iddiaları ve yargının bağımsızlığı çerçevesinde savunurken, muhalefet operasyonların siyasi sonuçlarına dikkat çekiyor.
Bu ayrım önemli.
Çünkü bir belediyede gerçekten suç işlenmişse bunun soruşturulması başka bir meseledir; soruşturmaların siyasi iktidarın belediyeler üzerindeki mücadelesiyle aynı dönemde yoğunlaşması ise başka bir meseledir.
Üsküdar’dan Ataşehir’e Uzanan Zincir
Ataşehir’de yaşananlar tek başına değerlendirilmediğinde daha geniş bir tablo ortaya çıkıyor.
Üsküdar’da seçilmiş Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından belediye meclisindeki siyasi dengeler değişti. CHP’den seçilen dört meclis üyesi AKP’ye geçti, ardından başkanvekilliği seçimi yenilendi ve AKP adayı Dündar Ziya Gültekin belediye başkanvekili seçildi.
Adalar’da da benzer bir tartışma yaşandı. CHP’nin 2024 seçimlerinde 10’a 2 olan meclis üstünlüğü, tutuklamalar ve parti değişikliklerinin ardından tersine döndü ve AKP adayı başkanvekilliği koltuğuna oturdu. CHP/YENİ Parti cephesi bazı üyelerin tehdit ve baskıyla saf değiştirdiğini öne sürdü. Bu iddialar parti temsilcilerinin açıklamaları olarak kamuoyuna yansıdı.
Böylece Üsküdar, Adalar ve şimdi Ataşehir aynı tartışmanın farklı örnekleri haline geldi:
Önce seçilmiş belediye başkanı tutuklanıyor veya görevden uzaklaşıyor, ardından meclis aritmetiği değişiyor, sonra siyasi iktidarın adayı belediyenin yönetimine geliyor.
Bu gelişmelerin her biri kendi hukuki ve siyasi koşulları içinde değerlendirilmek zorunda. Ancak ortaya çıkan ortak tabloyu görmezden gelmek de mümkün değil.
Hukuk Sopası Tartışması
Muhalefetin kullandığı “hukuk sopası” ifadesinin merkezinde tam olarak bu tablo bulunuyor.
CHP ve YENİ Parti temsilcileri, belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin soruşturma, tutuklama, görevden alma veya başka idari baskılar üzerinden siyasi tercihlerinden vazgeçmeye zorlandığını öne sürüyor. Adalar’da bazı meclis üyelerinin tehdit edildiğine ilişkin açıklamalar da bu iddiaların parçası oldu.
Buna karşılık iktidar ve soruşturmaları yürüten makamlar, belediyelere ilişkin işlemlerin suç ve yolsuzluk iddialarına dayandığını savunuyor.
Fakat haftanın ortaya koyduğu fotoğraf, hukuki dosyaların ötesinde siyasi bir sonuç yaratıyor:
Seçimle kazanılmış belediyelerde siyasi dengeler, seçim yapılmadan değişiyor.
Başkan tutuklanıyor.
Başkanvekili seçiliyor.
Meclis üyesi parti değiştiriyor.
Yeni bir operasyon geliyor.
Başka bir başkan AKP’ye katılıyor.
Ve bütün bu gelişmelerin sonunda, 31 Mart 2024’te sandıkta ortaya çıkan belediye haritası giderek değişiyor.
Sandığın Yerine Başka Bir Mekanizma Mı Konuluyor?
Demokrasinin en basit kuralı, belediye başkanının seçilmesi kadar, seçmenin verdiği oyun sonuçlarının da korunmasıdır.
Elbette seçilmiş bir belediye başkanı suç işlediği iddiasıyla soruşturulabilir. Bir belediye meclis üyesi partisinden ayrılabilir. Bir siyasetçi başka bir partiye geçebilir.
Ancak bunlar aynı dönemde ve çok sayıda belediyede tekrarlandığında mesele artık tek tek kişilerin siyasi tercihlerinden ibaret olmaktan çıkıyor.
Türkiye’nin yerel yönetim haritası, sandıkta değil; tutuklama, görevden uzaklaştırma, başkanvekilliği seçimleri, meclis aritmetiği ve parti transferleri üzerinden değişmeye başladığında, demokrasinin asıl sorusu ortaya çıkıyor: Seçmenin iradesi nerede başlıyor, nerede sona eriyor?
27 Eylül–4 Ekim haftasının fotoğrafı tam da burada beliriyor.
Belediyeler artık yalnızca hizmet üreten kurumlar değil, iktidar ile muhalefet arasındaki siyasi mücadelenin en sert alanlarından biri.
Ve bu mücadelenin en tartışmalı yöntemi, sandıkta kazanılamayan belediyelerin sandık dışındaki araçlarla yeniden kazanılabileceği iddiası.
Soruşturma hukukun alanıdır. Seçim ise halkın. Bu ikisinin birbirinin yerine geçmeye başladığı yerde, yalnızca belediye yönetimleri değil, seçmenin sandığa yüklediği anlam da tartışmaya açılır.
- TB / Medyascope, DW Türkçe, Bianet, Evrensel, Cumhuriyet, T24, Sözcü, Diken, İHA, yerel İzmir basını












