27 Eylül–3 Ekim haftasında Türkiye’nin farklı kentlerinden kadın cinayeti, ağır şiddet, şüpheli ölüm ve yargı haberleri peş peşe geldi. Kocaeli’de eski eşinin silahlı saldırısıyla öldürülen Fatma Çiğil’den Sakarya’da 24 gün süren yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybeden Betül A.’ya, Ankara’da boşanma aşamasındaki eşi tarafından öldürülen Buse Akgün Gök’ten Kütahya’da iş yerinde öldürülen Nalan Temelkıran’a kadar uzanan tablo, kadınların yaşam hakkının hâlâ en yakınlarındaki erkekler tarafından hedef alınabildiğini gösterdi.

Bir Haftada Dört Kadın Cinayeti

Haftanın ilk gününde Kocaeli’nin Körfez ilçesinde 37 yaşındaki Fatma Çiğil, boşandığı İbrahim Çiğil tarafından sokakta silahla vurularak öldürüldü. Saldırgan olay yerinden kaçarken polis arama başlattı.

Sakarya’da ise 4 Eylül’de evli olduğu Ö.A. tarafından kesici aletle ağır yaralanan 50 yaşındaki Betül A., 24 gün süren tedavisinin ardından 28 Eylül’de yaşamını yitirdi. Saldırının ardından fail tutuklanmıştı.

29 Eylül’de Ankara’dan bir başka ölüm haberi geldi. Boşanma aşamasındaki eşi Bayram Gök tarafından 17 Eylül’de çocuklarını almak için gittiği okulun bahçesinde bıçaklanan 26 yaşındaki Buse Akgün Gök, yedi günlük yaşam mücadelesini kaybetti. Ailesi, daha önce tehdit mesajları aldığını ve çocukların çantasında takip cihazı bulunduğunu açıkladı.

Aynı gün Kütahya’da iki çocuk annesi 51 yaşındaki Nalan Temelkıran, işlettiği hediyelik eşya dükkânında çok sayıda bıçak darbesiyle öldürüldü. Cinayet şüphelisi Salih Topsakal yakalanırken, Temelkıran’ın eski eşi de soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

Bu dört dosyanın ortak noktasında ise kadınların yaşam alanlarının değişmesi değil, erkek şiddetinin farklı biçimlerde devam etmesi bulunuyor: boşanma, ayrılık, tehdit, takip ve yakın ilişkiler üzerinden kurulan şiddet.

Şiddet Ölümden Önce Başlıyor

Haftanın en çarpıcı dosyalarından biri İzmir’de görüldü. Aylin Güler, kendisini dördüncü kattaki balkondan attığı öne sürülen eşi Okan Güler ve iki kişinin yargılandığı duruşmada, eşini daha önce 56 kez polise şikâyet ettiğini söyledi.

Güler, ölümle ve çocuğunu öldürmekle tehdit edildiğini, olay günü darbedildiğini ve ardından balkondan aşağı atıldığını anlattı. Sanıklar ise kadının intihar girişiminde bulunduğunu savundu. Savcılık iddianamesinde Okan Güler hakkında tasarlayarak öldürmeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi; mahkeme sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Ankara’daki Dilek S. dosyası da şiddetin ölüm gerçekleşmeden önce hangi noktaya ulaşabildiğini gösterdi. Boşandığı erkek tarafından tarlaya götürülen ve yaklaşık bir buçuk saat başına silah dayanan Dilek S. dosyasında mahkeme daha önce eylemi öldürmeye teşebbüs kapsamında değerlendirmişken, savcılık mütalaasında suçun yalnızca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma kapsamında değerlendirilmesini istedi. Duruşma 22 Ekim’e ertelendi.

Şüpheli Ölümler Yine Dosyanın Diğer Yüzü

Kadınların öldürüldüğü vakaların yanında, ölüm biçimi açıklığa kavuşmamış kadın dosyaları da haftanın gündemindeydi.

İzmir’de 13 Ağustos’ta yaşamını yitiren Özlem Gültekin Çelik’in ölümüyle ilgili soruşturmada 2 Ekim’de beş kişi gözaltına alındı. Otopside yüksek doz propofol nedeniyle yaşamını yitirdiği belirlenen Çelik’in daha önce eşi hakkında fiziksel ve psikolojik şiddet gördüğü gerekçesiyle başvuru yaptığı ve boşanma davası açtığı ortaya çıktı.

Rojin Kabaiş dosyası ise haftanın yalnızca geçmişe ait bir dosya olmadığını, şüpheli kadın ölümlerinin nasıl yıllarca gündemde kalabildiğini yeniden gösterdi. Kabaiş’in ölümünün ikinci yılında Türkiye’nin birçok kentinde eylemler yapılırken, kadın örgütleri soruşturmadaki cevapsız soruların ve delillerin yeniden incelenmesini istedi. JINNEWS’in aktardığına göre, Kabaiş’in ölüm nedenine ilişkin soruşturma iki yıl sonra da sürüyor.

Amed’de Dört Cinayet Ve Aynı Hikâye

Haftanın en güçlü ortaklaşan tablosu Diyarbakır’dan geldi.

Yerel kadın örgütleri ve basın kuruluşlarının aktardığı bilgilere göre Amed’de son aylarda dört kadın erkekler tarafından öldürüldü. Gülistan Karadağ, Sultan Kara, Mizgin Kılıç ve Ayfer Çakmak dosyalarında ailelerin anlattığı ortak nokta ise şiddet, tehdit ve bazı vakalarda yapılan başvurulara rağmen yeterli korumanın sağlanamaması oldu.

Ayfer Çakmak’ın öldürülmesinin ardından 30 Eylül’de Diyarbakır’da erkeklerin de katıldığı bir yürüyüş düzenlendi. “Kadınların katledilmesi biz erkeklerin utancıdır” pankartıyla yapılan yürüyüş, kadın cinayetlerinin yalnızca kadınların mücadele alanı olmadığını vurgulayan bir çağrıya dönüştü.

2 Ekim’de ise Amed Şiddetle Mücadele Ağı, kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerine dikkat çekmek için “Kadın, Adalet ve Hafıza Nöbeti” başlatacağını açıkladı. Nöbetin 6 Ekim’den itibaren on hafta boyunca Diyarbakır Adliyesi önünde sürdürülmesi planlanıyor.

Haftanın Kadın Manzarası

27 Eylül–3 Ekim arasında basına yansıyan tabloya yalnızca “kaç kadın öldürüldü” sorusuyla bakıldığında dört kadın cinayeti öne çıkıyor. Ancak haftanın asıl manzarası bu dört ölümden daha geniş.

Bir kadın 56 kez şikâyet ediyor, başka bir kadın boşandığı erkek tarafından silahla kaçırılıyor, bir kadın ayrılma sürecinde öldürülüyor, bir başka kadın tedavi gördüğü 24 günün ardından yaşamını yitiriyor. Şüpheli ölümlerde ise soruşturmanın kendisi yıllarca sürebiliyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcileri de 30 Eylül’de yaptıkları değerlendirmede, 21–28 Eylül arasında yedi kadının öldürüldüğünü, bunların 12 değil, toplam on iki kadın değil, yedi kadınlık dönemde altısının evli olduğu ya da ayrıldığı erkekler tarafından öldürüldüğünü bildirdi; aynı açıklamada şüpheli kadın ölümlerinin de etkin biçimde soruşturulması gerektiği vurgulandı.

Haftanın fotoğrafında bu nedenle yalnızca cinayetler yok. Şiddetin öncesi, yapılan şikâyetler, koruma ihtiyacı, şüpheli ölümler ve adalet arayışı aynı zincirin halkaları olarak yeniden karşımıza çıkıyor.

Kadınlar öldürüldükten sonra açılan davalar ise bu tablonun son halkasını oluşturuyor. 30 Eylül’de Ankara’da psikolog Nurselen Gülaçtı’yı öldüren Fuat Yıldırım’a ağırlaştırılmış müebbet verilmesi gibi kararlar dosyaların yargı aşamasındaki sonuçlarını gösterirken, Aylin Güler ve Dilek S. dosyaları cinayet gerçekleşmeden önce şiddetin nasıl durdurulabileceği sorusunu gündemde tutuyor.

Haftanın kadın manzarası bu nedenle dört cinayetin toplamından ibaret değil: Kadınların yaşam hakkını tehdit eden şiddet, ölüm gerçekleşmeden önce başlayan ve çoğu zaman kadınların yaptığı başvurulara rağmen devam eden bir süreç olarak Türkiye’nin farklı kentlerinde aynı hafta yeniden görünür hale geldi.


  • TB / Bianet, JINNEWS, Evrensel, Yeni Yaşam, İlke TV, Halk TV, Cumhuriyet, Sözcü, DHA, AA