Türkiye, TÜİK’in açıkladığı yüzde 32,61’lik yıllık enflasyon oranıyla dünyanın en yüksek enflasyona sahip dördüncü ülkesi konumuna yükseldi. Üç yıldır uygulandığı belirtilen enflasyonla mücadele programına rağmen ülke, Avrupa’nın açık ara en yüksek enflasyonuna sahip ekonomisi olmayı sürdürürken, milyonlarca yurttaşın alım gücü erimeye devam ediyor. Ortaya çıkan tablo, ekonomik krizin geçici bir yönetim sorunu olmaktan çıkıp siyasal ve ekonomik düzenin kalıcı bir unsuruna dönüştüğü yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Dünya Liginde Yukarı, Refahta Aşağı
Türkiye İstatistik Kurumu’nun mayıs ayı verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 32,61’e ulaştı. Böylece Türkiye, yüzde 32,4 seviyesindeki Arjantin’i geride bırakarak dünyada en yüksek enflasyona sahip dördüncü ülke konumuna yükseldi. Türkiye’nin önünde yalnızca Venezuela, Güney Sudan ve İran bulunuyor.
Bu tablo, iktidarın uzun süredir uyguladığını açıkladığı dezenflasyon programının toplum üzerindeki sonuçlarını yeniden tartışmaya açtı. Çünkü programın temel hedefi enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek olarak açıklanırken, Türkiye hâlâ küresel ölçekte fiyat istikrarından en uzak ekonomiler arasında yer alıyor.
Avrupa’dan Kopan Ekonomi
Türkiye yalnızca dünya sıralamasında değil, Avrupa ölçeğinde de dikkat çekici bir noktada bulunuyor.
Yüzde 32,61’lik yıllık enflasyon oranı, Avrupa kıtasındaki ülkelerin tamamının çok üzerinde seyrediyor. Avrupa’nın en yüksek enflasyonuna sahip ülkeleri arasında gösterilen ekonomilerle Türkiye arasındaki fark artık birkaç puanla değil, katlanarak büyüyen oranlarla ifade ediliyor.
Daha çarpıcı olan ise Türkiye’nin aylık enflasyonunun bile birçok Avrupa ülkesinin yıllık enflasyonunu aşması. Bu durum, fiyat istikrarının yalnızca bozulduğunu değil, ekonomide kronikleştiğini gösteren göstergelerden biri olarak değerlendiriliyor.
Kriz Çözülmüyor, Yönetiliyor
Ekonomi politikalarına yönelik en güçlü eleştirilerden biri, mevcut yaklaşımın krizi ortadan kaldırmayı değil, kriz koşulları içinde ekonomik ve toplumsal dengeyi sürdürmeyi hedeflediği yönünde.
Son yıllarda ücretlerin enflasyonun gerisinde kalması, emekli aylıklarının reel olarak küçülmesi ve sabit gelirli kesimlerin sürekli yoksullaşması buna ilişkin temel göstergeler arasında sayılıyor. Buna karşılık enflasyonun ürettiği maliyetlerin büyük bölümü ücretlilerin omuzlarına yüklenirken, sermaye gelirlerinin ve varlık kazançlarının daha hızlı büyümesi gelir dağılımındaki bozulmayı derinleştiriyor.
Bu nedenle birçok iktisatçı, enflasyonun artık yalnızca para politikasıyla açıklanamayacağını; gelir dağılımı, vergi sistemi, üretim yapısı ve kurumsal yapıdaki sorunlarla birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Yapısal Reform Yerine Geçici Müdahaleler
Türkiye ekonomisinin son yıllardaki performansı incelendiğinde, enflasyonu besleyen yapısal sorunların önemli bölümünün yerinde durduğu görülüyor.
Üretimde yüksek ithalat bağımlılığı, enerji maliyetleri, hukuk güvenliğine ilişkin tartışmalar, kur oynaklığı, gelir dağılımındaki bozulma ve düşük katma değerli üretim yapısı ekonominin temel kırılganlıkları arasında gösteriliyor.
Buna rağmen ekonomi yönetiminin ağırlıklı olarak faiz, kredi daraltması ve kısa vadeli mali önlemler üzerinden hareket ettiği; uzun vadeli yapısal dönüşümlerin ise sınırlı kaldığı yönündeki eleştiriler sürüyor. Sonuç olarak enflasyon düşse bile fiyat seviyeleri yükselmeye devam ediyor, vatandaşın satın alma gücü ise kalıcı biçimde aşınıyor.
Yoksullaşma Yeni Normal Haline Geliyor
Türkiye’nin dünya enflasyon sıralamasındaki yeri yalnızca bir ekonomik veri değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın geldiği noktayı gösteren önemli bir gösterge niteliği taşıyor.
Enflasyonun yüksek seyretmesi, ücret artışlarını kısa sürede etkisiz hale getiriyor; emeklileri, ücretlileri ve dar gelirli kesimleri sürekli bir geçim krizinin içine itiyor. Böylece ekonomik büyüme rakamları ile toplumun hissettiği refah arasındaki mesafe büyüyor.
Ortaya çıkan tablo, ekonomik krizin çözülmesinden çok yönetildiği; yoksullaşmanın ise geçici bir sonuç olmaktan çıkıp sistemin kalıcı unsurlarından biri haline geldiği yönündeki tartışmaları güçlendiriyor.
- Enflasyon Rejimi Kalıcılaşıyor - 6 Haziran 2026
- Anketlerde Erozyon Sokakta Direnç: AKP’nin Azalan Gücü ve Bitmeyen Desteğin Çelişkisi - 1 Mayıs 2026
- Yaz Tatili Değil Yakıt Krizi - 22 Nisan 2026

















