TÜİK verilerine göre yılın ilk beş ayında enflasyon yüzde 16,61’e ulaşırken emekli aylıkları, memur maaşları ve asgari ücret hızla eridi. En düşük emekli aylığında 3 bin 322 TL, asgari ücrette 4 bin 663 TL, en düşük memur maaşında ise 10 bin 280 TL’lik alım gücü kaybı oluştu. Gelirler enflasyon karşısında aşınırken, ücretliler ve emekliler milli gelirden daha küçük pay alıyor.
Gelirler Erirken Enflasyon Yoksullaştırıyor
Türkiye’de yüksek enflasyon yalnızca fiyatları artırmıyor; ücretleri, maaşları ve emekli aylıklarını da sistematik biçimde aşındırıyor.
TÜİK’in açıkladığı verilere göre tüketici fiyatları yılın ilk beş ayında yüzde 16,61 arttı. Bu oran, geçen yılın aynı dönemindeki yüzde 15,09’luk enflasyonun da üzerine çıktı. Böylece çalışanlar ve emekliler açısından gelir kaybı geçen yıla göre daha da hızlandı.
Yıl başında yapılan zamlar daha altıncı aya gelmeden büyük ölçüde etkisini yitirirken, milyonlarca kişinin geliri temel ihtiyaç harcamaları karşısında reel olarak küçüldü. Enflasyon karşısında korunamayan ücretler, geniş toplum kesimlerinin satın alma gücünü geriletmeye devam ediyor.
Emekliler Ve Asgari Ücretliler En Ağır Bedeli Ödüyor
Ocak ayında yüzde 12,19 zam alan işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin gelirleri, ilk beş ayda gerçekleşen yüzde 16,61’lik enflasyon karşısında yeniden eridi.
Yıl başında 20 bin TL’ye çıkarılan en düşük emekli aylığının alım gücü yaklaşık 3 bin 322 TL geriledi. Benzer şekilde 28 bin 75 TL olarak belirlenen asgari ücretin satın alma gücündeki kayıp da 4 bin 663 TL’ye ulaştı.
Bu tablo, ücretliler ve emekliler açısından yalnızca rakamsal bir düşüşü değil, günlük yaşamın giderek ağırlaşmasını ifade ediyor. Gıda, kira, ulaşım ve enerji harcamalarının toplam bütçe içindeki payı büyürken, sabit gelirli kesimler her ay biraz daha yoksullaşıyor.
Servet Transferi Hız Kesmeden Devam Ediyor
Ekonomistler uzun süredir yüksek enflasyonun yalnızca bir fiyat artışı sorunu olmadığını, aynı zamanda bir gelir dağılımı meselesi olduğunu vurguluyor.
Ücretler ve emekli aylıkları enflasyonun gerisinde kalırken, sermaye gelirleri, finansal varlıklar ve yüksek kâr oranları çok daha hızlı büyüyor. Böylece ekonomide yaratılan toplam değerin daha büyük bölümü ücretli kesimlerden sermaye sahiplerine doğru aktarılıyor.
Son yıllarda Türkiye’de yaşanan süreç, geniş halk kesimlerinin gelir kaybına uğradığı; buna karşılık belirli sermaye gruplarının servetlerini büyüttüğü bir yeniden bölüşüm mekanizması olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle enflasyon artık yalnızca ekonomik bir gösterge değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizliği derinleştiren yapısal bir sorun olarak öne çıkıyor.
Büyüme Rakamları İle Sokaktaki Gerçeklik Arasındaki Uçurum
Resmi veriler ekonominin büyümeye devam ettiğini gösterse de emeklilerin, işçilerin ve memurların günlük hayatında hissedilen gerçeklik farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Gelirler sürekli olarak fiyat artışlarının gerisinde kalırken, ekonomik büyümenin meyveleri toplumun alt ve orta gelir gruplarına yansımıyor. Bu durum, büyüme ile refah arasındaki bağın giderek zayıfladığına işaret ediyor.
Özellikle son yıllarda uygulanan ekonomi politikaları sonucunda ortaya çıkan tablo, Türkiye’de gelir dağılımındaki bozulmanın hız kesmediğini gösteriyor. Emekliler, asgari ücretliler ve maaşlı çalışanlar enflasyon karşısında sürekli kaybederken, ekonomik sistemin ürettiği servet daha dar bir kesimde yoğunlaşıyor.
- Enflasyon Ücretliyi Yoksullaştırırken Servet Transferi Sürüyor - 6 Haziran 2026
- Enflasyondan Çok Güven Eriyor - 5 Haziran 2026
- Kamunun Yükü Halkın Sırtında, Kazancı Sermayenin Kasasında - 17 Mayıs 2026













