back to top
Ana Sayfa Haber Sevda Karaca’dan Teklife Eleştiri: “Demokratik Çözüm İktidarın Sınırlarına Sığmaz”

Sevda Karaca’dan Teklife Eleştiri: “Demokratik Çözüm İktidarın Sınırlarına Sığmaz”

EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, cezaevlerinde, sürgünde ve dağda bulunan binlerce insanın yeniden toplumsal yaşama katılmasına sınırlı da olsa imkan yaratması nedeniyle desteklediklerini söylediği düzenlemenin, demokratik çözüm açısından ciddi eksikler taşıdığını savundu. Karaca; seçilmiş siyasetçilerin ve politik tutukluların durumunun açıkça düzenlenmemesini, siyasetin iktidarın koşullarına bağlanmasını ve AYM ile AİHM kararlarının uygulanmasını güvence altına almamasını eleştirerek kapsamlı af, kayyım rejiminin sona erdirilmesi ve Kürt yurttaşların haklarının anayasal güvenceye alınması çağrısı yaptı.

“Sınırlı Da Olsa Bir İmkan Yaratıyor”

EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kamuoyunda demokratik çözüm süreci kapsamında tartışılan düzenlemeye ilişkin partisinin yaklaşımını değerlendirdi. Karaca, teklifin yıllardır cezaevlerinde, sürgünde ve dağda bulunan binlerce kişinin yeniden günlük yaşama katılabilmesi bakımından sınırlı da olsa bir imkan oluşturmasını olumlu bulduklarını belirtti.

Bu yönüyle düzenlemeyi “mücadeleyle kazanılmış bir gelişme” olarak değerlendiren Karaca, teklifi desteklediklerini ancak bunun eksik ve sorunlu yönlerini de açık biçimde dile getirmeye devam edeceklerini söyledi.

Karaca’nın açıklamasındaki temel yaklaşım, demokratik çözümün yalnızca mevcut düzenlemenin sunduğu imkanlarla sınırlanmaması gerektiği üzerine kuruldu. EMEP’li siyasetçi, sorunların görmezden gelinmesinin değil, eksiklerin açıkça ortaya konularak değiştirilmesi için mücadele edilmesinin demokratik çözümün temel koşulu olduğunu savundu.

Seçilmiş Siyasetçiler Ve Politik Tutsaklar İçin Belirsizlik

Karaca’nın eleştirilerinin başında, teklifin cezaevlerinde bulunan seçilmiş siyasetçiler ve politik tutuklular açısından “açık ve hızlı bir sonuca” götürecek bir çerçeve içermediği iddiası geliyor.

Karaca’ya göre düzenleme, siyasetin önünü açmayı doğrudan ve güvence altına alınmış bir hak olarak ele almak yerine bunu iktidarın belirleyeceği koşullara bağlıyor. Bu yaklaşımın, siyasi faaliyet yürütme hakkını kalıcı bir hukuki güvence olmaktan çıkararak iktidarın takdir alanına bıraktığını savunan Karaca, binlerce insan açısından sürekli bir “yeniden cezaevine gönderilme” tehdidinin varlığını koruduğunu belirtti.

Bu eleştiri, düzenlemenin yalnızca mevcut mahpusların durumuna ilişkin teknik bir hukuk düzenlemesi olarak değil, siyasi hakların hangi koşullarda kullanılabileceği sorusu üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Karaca’nın yaklaşımında temel mesele, siyaset yapma hakkının herhangi bir siyasi iktidarın tercihine bağlı olmaktan çıkarılıp hukuk devleti güvencesine kavuşturulması.

AYM Ve AİHM Kararları İçin Uygulama Talebi

Karaca, teklifin en önemli sorunlarından birinin Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmamasını yeterince engellememesi olduğunu savundu.

EMEP’li milletvekili, “terörle mücadele” gerekçesiyle demokratik hakları sınırlandıran mevcut yasal çerçevenin bütünüyle gözden geçirilmesi gerektiğini belirterek, Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki (TMK) ilgili düzenlemelerin kaldırılması gerektiğini ifade etti. Karaca, bunun yerine yalnızca belirli koşullarda sınırlı biçimde yararlanılabilecek bir hukuki çerçeve oluşturulmasını yetersiz buldu.

Buradaki temel tartışma, güvenlik mevzuatı ile temel hak ve özgürlükler arasındaki dengenin nasıl kurulacağına ilişkin. Karaca’nın savunduğu yaklaşım, terörle mücadele mevzuatının siyasi ifade, örgütlenme ve siyaset yapma hakkını geniş biçimde sınırlayan hükümlerinin kaldırılması ve yüksek yargı kararlarının istisnasız uygulanması gerektiği yönünde.

“Siyaset Yapma Hakkı Koşula Bağlanamaz”

Karaca, teklifin siyaset yapma hakkını belirli şartlara bağladığını ve bu durumun siyasi faaliyet yürüten binlerce kişi üzerinde sürekli bir baskı unsuru oluşturduğunu ileri sürdü.

Bu eleştirinin merkezinde, demokratik siyasetin bir “izin alanı” değil, temel bir yurttaşlık hakkı olduğu yaklaşımı bulunuyor. Karaca’ya göre siyasi hakların kullanılması için iktidarın belirlediği koşulların yerine getirilmesinin aranması, demokratik siyasetin alanını daraltırken hukuki güvencelerin yerine siyasi takdiri koyuyor.

Karaca’nın açıklaması, bu nedenle düzenlemenin yalnızca kimlerin cezaevinden çıkacağı sorusuyla sınırlandırılmaması gerektiğini savunuyor. Asıl meselenin, insanların yeniden siyasi ve toplumsal yaşama katılabilmesinin kalıcı, öngörülebilir ve hukuken güvence altına alınmış bir hak haline getirilmesi olduğu vurgulanıyor.

Karaca’nın Dört Maddelik Demokratikleşme Gündemi

Karaca, teklifin eksiklerinin giderilmesi için dört temel başlıkta somut adımlar atılması gerektiğini belirtti. İlk olarak, Kürt halkına yönelik geçmişteki suçlar ve ağır hak ihlalleriyle yüzleşilmesini, sorumluların hesap vermesini ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasını istedi.

İkinci başlıkta kayyım uygulamalarına son verilmesini talep eden Karaca, halkın seçme ve seçilme hakkının güvence altına alınması gerektiğini belirtti. Seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesini isteyen Karaca, bu hakkın yalnızca Kürt yurttaşlar açısından değil, ülkenin işçi ve emekçileri bakımından da güvence altına alınması gerektiğini savundu.

Üçüncü olarak Kürtçenin ana dilde eğitim ve kamusal hizmetlerde kullanılmasının güvence altına alınmasını, Kürt yurttaşların kimliklerinin anayasal güvenceye kavuşturulmasını isteyen Karaca, dördüncü başlıkta ise siyasi gerekçelerle cezaevinde bulunan tüm mahpus ve tutuklular için kapsamlı bir genel af ve AYM ile AİHM kararlarının istisnasız uygulanması çağrısı yaptı.

“Gerçek Demokratik Çözüm İçin Mücadele Gerekir”

Karaca’nın açıklamasında öne çıkan bir diğer başlık ise sürecin geleceğinin iktidarın çizdiği sınırlarla belirlenmesine karşı çıkılması oldu. EMEP’li milletvekili, işçi sınıfının partisi ve sosyalistler olarak sürecin nereye gideceğini belirleyecek temel gücün iktidarın hazırladığı çerçeve değil, Türkiye’deki demokratik güçlerin bu sınırları aşmak için yürüteceği ortak mücadele olduğunu savundu.

Bu yaklaşım, demokratik çözüm tartışmasını yalnızca Meclis’teki yasal düzenlemelere değil, toplumsal ve siyasal güç dengelerine bağlayan bir perspektif ortaya koyuyor. Karaca’ya göre teklif, mevcut haliyle bir imkan yaratmakla birlikte, kalıcı demokratikleşme için yeterli değil; asıl belirleyici olan ise eksik ve sınırlayıcı hükümlerin toplumsal mücadele yoluyla değiştirilmesi.

Karaca, partisinin komisyonda da bu itirazları dile getirdiğini belirterek, demokratik çözümün genişletilmesi için mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti.

Tartışmanın Düğüm Noktası: Güvence Mi, Koşul Mu?

Karaca’nın açıklaması, demokratik çözüm sürecine ilişkin tartışmanın temel ayrımını da görünür hale getiriyor: Siyasi haklar iktidarın belirlediği koşullara mı bağlanacak, yoksa herkes için güvence altına alınmış evrensel haklar olarak mı tanımlanacak?

Bir düzenlemenin cezaevindeki insanların toplumsal yaşama dönmesini kolaylaştırması, demokratikleşme açısından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak bunun kalıcı bir çözüme dönüşebilmesi, siyasal hakların kişilere veya dönemsel siyasi tercihlere bağlı olmaktan çıkarılmasına, yargı kararlarının uygulanmasına ve geçmişteki ağır hak ihlalleriyle yüzleşilmesine bağlı.

Karaca’nın itirazlarının merkezinde de bu nokta bulunuyor. Demokratik çözüm, yalnızca bazı insanların cezaevinden çıkmasını sağlayan bir düzenleme değil; insanların neden cezaevine konulduğunu, hangi hukuki düzenlemelerin buna imkan verdiğini ve bir daha aynı siyasal-hukuki mekanizmaların işletilmemesi için hangi güvencelerin oluşturulacağını sorgulayan kapsamlı bir dönüşüm meselesi olarak ele alınıyor.