Cumartesi Anneleri, 1981’de gözaltında işkenceyle öldürüldüğü ve ardından intihar süsü verilerek kimsesizler mezarlığına gömüldüğü belirtilen Süleyman Cihan için 1.115’inci haftada yeniden Galatasaray Meydanı’ndan seslendi. Eylemde, zorla kaybetmelerin aydınlatılması, devlet arşivlerinin açılması ve cezasızlık pratiğine son verilmesi çağrısı yapılırken, “Hakikat olmadan adalet, adalet olmadan kalıcı barış olmaz” mesajı öne çıktı.
1.115 Haftalık Israrın Merkezinde Süleyman Cihan Var
Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek ve sorumluların yargılanmasını talep etmek amacıyla sürdürdükleri eylemlerin 1.115’inci haftasında İstanbul Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Kayıp yakınları ve insan hakları savunucularının katıldığı eylemde, gözaltında kaybedilen ve öldürülen kişilerin fotoğrafları taşındı, meydana karanfiller bırakıldı.
Bu haftaki eylemin odağında, 29 Temmuz 1981’de gözaltına alındıktan sonra işkenceyle öldürüldüğü ve cansız bedeninin kimsesizler mezarlığına defnedildiği belirtilen Süleyman Cihan vardı. Cihan’ın ailesi ve avukatlarının yıllar boyunca sürdürdüğü adalet arayışı, Türkiye’de zorla kaybetmeler ve devlet görevlilerinin karıştığı ağır insan hakları ihlalleri bakımından hâlâ kapanmamış dosyalardan biri olarak gündeme getirildi.
Eylemde basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) Kayıplar Komisyonu üyesi Sebla Arcan okudu. Arcan, Cihan’ın hikâyesinin yalnızca 1981’de yaşanan bir cinayetin değil, hakikatin gizlenmesi, soruşturmanın engellenmesi ve sorumluların cezasız bırakılmasıyla şekillenen daha geniş bir devlet pratiğinin örneği olduğunu savundu.
Gözaltı İnkar Edildi, Tanıklar Konuştu
Arcan’ın aktardığı bilgilere göre Süleyman Cihan, 29 Temmuz 1981’de Edirne’den İstanbul’a gitmek üzere bindiği otobüsün sivil polisler tarafından durdurulmasının ardından gözaltına alındı. Cihan’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü 2’nci Şube’nin bulunduğu Sansaryan Han’a götürüldüğü, daha sonra Gayrettepe Emniyeti’ne nakledildiği belirtildi.
Ancak ailesinin ve avukatlarının emniyet ile savcılığa yaptığı başvurularda Cihan’ın gözaltına alınmadığının söylendiği aktarıldı. Ailenin aramayı sürdürmesiyle birlikte Cihan’ı emniyette işkence altında gördüğünü belirten tanıkların ortaya çıktığı ve bu tanıkların daha sonra mahkemelerde gördüklerini anlattıkları ifade edildi.
Arcan, soruşturma sürecinde resmi makamların Cihan’ın ölümüne ilişkin birbirinden farklı iddialar ortaya attığını söyledi. Önce bir çatışmada öldürüldüğünün, daha sonra ise intihar ettiğinin ileri sürüldüğünü belirten Arcan, Cihan’ın altıncı kattaki boş bir daireden atlayarak yaşamına son verdiği iddiasının resmi anlatıya dönüştürüldüğünü aktardı.
“İntihar Süsü Verildi” İddiası
Cumartesi Anneleri’nin açıklamasında, otopsi raporunun Cihan’ın altıncı kattan atılmadan önce öldürülmüş olabileceğine işaret eden bulgular içerdiği savunuldu. Arcan ayrıca olayla ilgili raporun 30 Temmuz 1981 tarihini taşımasına rağmen, bu tarihten sonra Cihan’ı emniyette gördüğünü söyleyen tanıkların bulunduğunu belirtti.
Ailenin, avukatların ve tanıkların 85 gün süren ısrarı sonucunda Cihan’ın gözaltında tutulduğu ve öldürüldüğü gerçeğinin ortaya çıktığı ifade edildi. Cumartesi Anneleri’nin anlatımına göre Cihan, İstanbul Emniyeti Siyasi Şube’de günlerce işkence gördükten sonra öldürüldü; ardından cansız bedeni altıncı kattan atılarak intihar görüntüsü oluşturuldu ve Zindanarkası Mezarlığı’nın kimsesizler bölümüne “kimliği meçhul” olarak defnedildi.
Bu anlatı, Türkiye’nin yakın tarihinde güvenlik bürokrasisi içindeki bazı görevliler hakkında yöneltilen ağır suçlamaların neden yıllar sonra dahi hukuki ve toplumsal bir hesaplaşma konusu olmaya devam ettiğini de ortaya koyuyor. Cihan dosyasında dile getirilen iddialar, yalnızca bir kişinin ölümünün aydınlatılması değil, devlet adına hareket eden görevlilerin hukukun üstünde görülüp görülemeyeceği sorusunu da gündeme getiriyor.
“Cezasızlık Hakikatin Üzerini Örtüyor”
Sebla Arcan, konuşmasında cezasızlığın yalnızca failleri koruyan bir mekanizma olmadığını, aynı zamanda mağdurların hakikate ve adalete ulaşmasını engellediğini söyledi. Arcan’a göre cezasızlık, geçmişte işlenen ağır hak ihlallerinin soruşturulmaması yoluyla bu suçların toplumsal hafızadan silinmesine ve benzer ihlallerin geleceğe taşınmasına zemin hazırlıyor.
Cumartesi Anneleri, bu nedenle taleplerini yalnızca belirli dosyaların yeniden açılmasıyla sınırlamıyor. Eylemde hakikat komisyonlarının kurulması, hakikati bilme hakkının yasal güvence altına alınması, zorla kaybetme vakalarında cezasızlığa son verilmesi ve devlet arşivlerinin açılarak kayıpların akıbetlerinin açıklanması istendi.
Bu talepler, Türkiye’de geçmişle yüzleşme ve geçiş dönemi adaleti tartışmalarının da merkezinde yer alıyor. Arcan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin yalnızca silah bırakanlara ilişkin ceza hukuku düzenlemeleriyle sınırlı tutulamayacağını belirterek, kalıcı barışın geçmişteki ağır hak ihlalleriyle yüzleşilmesini, mağdurların adalet taleplerinin karşılanmasını ve ihlallerin bir daha tekrarlanmayacağı güvencelerin oluşturulmasını gerektirdiğini vurguladı.
“Hakikat Olmadan Kalıcı Barış Olmaz”
Cumartesi Anneleri’nin açıklamasında geçmişle yüzleşme, hakikat ve adalet arasındaki bağ özellikle vurgulandı. Arcan, çözüm ve demokratikleşme süreçlerinin hakikat, adalet, onarım ve bir daha tekrarlamama güvencelerini içeren mekanizmalarla desteklenmesi gerektiğini savundu.
Bu yaklaşım, kayıp dosyalarının yalnızca geçmişte kalmış adli vakalar olarak ele alınmaması gerektiği tezine dayanıyor. Zorla kaybetmelerin aydınlatılmaması, devlet arşivlerinin kapalı tutulması ve sorumluların hesap vermemesi, mağdur aileleri açısından devam eden bir adaletsizlik yaratırken, devlet-toplum ilişkisinde de kalıcı bir güvensizlik üretiyor.
Dolayısıyla Galatasaray Meydanı’ndaki eylem, 1.115 haftadır sürdürülen bir hafıza ve adalet mücadelesinin ötesinde, demokratikleşme iddiasının geçmişteki devlet kaynaklı ağır hak ihlalleriyle yüzleşme kapasitesi üzerinden sınanması gerektiği mesajını taşıdı.
“Failler Açıkta, Suç Sabit”
Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan da eylemde yaptığı konuşmada, mücadelenin zaman aşımına uğramayacağını söyledi. Cihan, cezasızlık politikasının devam etmesi halinde kayıp yakınlarının Galatasaray Meydanı’ndaki ısrarını sürdüreceğini belirterek, “5 bininci haftada da burada olacağız” dedi.
Ahmet Cihan, kardeşinin soruşturmasında isimleri geçen ve dosyada suç işlediklerine ilişkin deliller bulunduğunu savunduğu kişilerin devlet görevlileri olduğunu belirterek, yargı makamlarının bu kişiler hakkında etkin soruşturma yürütmesi gerektiğini ifade etti. “Failler açıkta, suç sabit” diyen Cihan, adaletin sağlanması talebinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Eylem, kayıp yakınlarının meydana karanfiller bırakmasının ardından sona erdi.
Bir Meydandan Yükselen Hafıza
Cumartesi Anneleri’nin 1.115 haftadır sürdürdüğü eylem, Türkiye’de zorla kaybetmelerin ve faili meçhul cinayetlerin yalnızca bireysel trajediler olmadığını, aynı zamanda devletin geçmişle kurduğu ilişkinin niteliğini gösteren bir demokrasi ve hukuk meselesi olduğunu ortaya koyuyor.
Süleyman Cihan’ın akıbetine ilişkin anlatılanlar ise bu mücadelenin temel sorusunu yeniden gündeme getiriyor: Bir devlet, kendi görevlilerinin karıştığı ağır hak ihlallerini aydınlatmadan ve sorumluları yargılamadan geçmişle gerçekten yüzleşebilir mi?
Galatasaray Meydanı’ndaki çağrı bu soruya açık bir yanıt veriyor: Hakikatin ortaya çıkarılması, arşivlerin açılması ve sorumluların hesap vermesi yalnızca mağdur ailelerinin değil, hukuk devletinin ve demokratik toplumun ortak meselesidir. Çünkü kayıpların akıbeti açıklanmadıkça, geçmiş kapanmıyor; cezasızlık sürdükçe de adalet talebi meydanlarda yaşamaya devam ediyor.












