TÜRK-İŞ’in son araştırması, Türkiye’de ücretler ile yaşam maliyeti arasındaki makasın daha da açıldığını ortaya koydu. Açlık sınırının asgari ücreti aşması, enflasyon beklentilerindeki sınırlı gerilemeye rağmen milyonlarca çalışanın alım gücündeki kaybın sürdüğünü gösterirken, ekonomik göstergeler ile yurttaşın günlük yaşamı arasındaki uçurum da büyüyor.
Açlık Sınırı Asgari Ücretin Üzerine Çıktı
TÜRK-İŞ’in Mayıs 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’na göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken aylık harcama tutarı 35 bin 174 liraya yükseldi. Aynı araştırmada yoksulluk sınırı 114 bin 576 lira, bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ise 45 bin 488 lira olarak hesaplandı.
Buna karşılık 2026 yılı için belirlenen net asgari ücret 28 bin 75 lira seviyesinde bulunuyor. Böylece açlık sınırı ile asgari ücret arasındaki fark yaklaşık 7 bin liranın üzerine çıktı. Bu tablo, tam zamanlı çalışan milyonlarca kişinin yalnızca temel gıda harcamalarını karşılamakta dahi zorlandığını ortaya koyuyor.
Ücret Artık Geçim Güvencesi Değil
Ekonomistler, yüksek enflasyon dönemlerinde ücretlerin fiyat artışlarının gerisinde kalmasının, emek gelirlerinin reel olarak erimesine yol açtığını belirtiyor. Açlık sınırının asgari ücreti aşması ise ücretin, emeğin karşılığını ifade eden bir gelir olmaktan uzaklaşarak temel yaşam ihtiyaçlarını dahi karşılamakta yetersiz kaldığını gösteriyor.
Bu nedenle mesele yalnızca ücret seviyesine ilişkin ekonomik bir tartışma değil; çalışma yaşamının niteliği, gelir dağılımı ve sosyal adalet açısından da yapısal bir sorun olarak değerlendiriliyor. Ücret ile yaşam maliyeti arasındaki fark büyüdükçe, çalışan yoksulluğu kalıcı hale geliyor.
Enflasyon Beklentileri Yakınlaşıyor, Hayat Pahalılığı Sürüyor
Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Haziran ayı Sektörel Enflasyon Beklentileri verileri, hanehalkının 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin yüzde 46,13’e gerilediğini gösterdi. Aynı dönemde piyasa katılımcılarının beklentisi yüzde 23,81, reel sektörün beklentisi ise yüzde 33,10 olarak açıklandı.
Ancak beklentiler arasındaki bu farklılık, toplumun farklı kesimlerinin ekonomiyi aynı biçimde deneyimlemediğini ortaya koyuyor. Finans piyasalarının öngördüğü enflasyon ile yurttaşın günlük harcamalarında hissettiği hayat pahalılığı arasındaki mesafe, ekonomik güven algısını da doğrudan etkiliyor.
Aynı Ülkede Üç Ayrı Ekonomik Gerçeklik
Veriler, Türkiye’de ekonomik beklentilerin gelir gruplarına göre keskin biçimde ayrıştığını gösteriyor. Piyasa aktörleri enflasyonda düşüş öngörürken, üretici maliyet baskısını sürdürmeye devam ediyor; hanehalkı ise yüksek fiyatların kalıcı olacağı beklentisini koruyor.
Bu durum, enflasyonun yalnızca makroekonomik bir gösterge olmadığını, aynı zamanda gelir dağılımını yeniden şekillendiren bir mekanizma olarak işlediğini ortaya koyuyor. Belirsizlikten en fazla etkilenen kesim ise sabit gelirle yaşamını sürdüren milyonlarca emekçi ve emekli oluyor. Fiyatlar sürekli güncellenirken ücretlerin uzun aralıklarla artırılması, hayat pahalığını en ağır biçimde düşük gelirli kesimlerin omuzlamasına neden oluyor.
















