back to top
Ana Sayfa Haber Cumartesi Anneleri 1125’inci Hafta: 31 Yıldır Aynı Soru: Fehmi Tosun Nerede?

Cumartesi Anneleri 1125’inci Hafta: 31 Yıldır Aynı Soru: Fehmi Tosun Nerede?

Cumartesi Anneleri/İnsanları, 17 Ekim 2026 Cumartesi günü 1125’inci hafta buluşması için Galatasaray Meydanı’nı adres gösterdi. Bu haftanın gündeminde, 19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’da eşi ve çocuklarının gözleri önünde zorla götürülen ve bir daha kendisinden haber alınamayan Fehmi Tosun bulunuyor. Aradan geçen 31 yılda ailenin başvuruları, tanık anlatımları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı, Tosun’un akıbetinin açıklanmasını sağlayamadı. Galatasaray’da sürdürülen adalet arayışı, yalnızca kaybedilen bir insanın nerede olduğuna değil, onu arayanların neden hâlâ yanıt alamadığına da dikkat çekiyor.

İstanbul’un Galatasaray Meydanı, 17 Ekim Cumartesi günü bir kez daha gözaltında kaybedilenlerin yakınlarının adalet talebine sahne oluyor. Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 1125’inci hafta buluşmasının odağında, kaybedilişinin 31’inci yılına girilen Fehmi Tosun var. Beş çocuk babası Tosun’un 1995 yılında ailesinin gözleri önünde zorla götürülmesinin ardından başlayan arayış, bugün çocuklarının ve torunlarının da sürdürdüğü bir hakikat mücadelesine dönüşmüş durumda.

Fehmi Tosun, Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Licok köyünde yaşıyordu. 1990’lı yıllarda bölgede yaşanan çatışmaların, köy boşaltmalarının ve ağır güvenlik uygulamalarının ardından ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. Ancak Lice’de geride bırakmak zorunda kaldığı yaşamın ardından İstanbul’da kurmaya çalıştığı yeni hayat da uzun sürmedi.

19 Ekim 1995 sabahı yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile Avcılar’daki evinde kahvaltı yapan Tosun, daha sonra arkadaşıyla birlikte evden ayrıldı. Akşam saatlerinde silahlı, telsizli ve sivil giyimli üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı beyaz Renault araçla evinin önüne getirildi. Eşi Hanım Tosun ve çocukları onu gördüklerinde yanına koştu. Fehmi Tosun, ailesine öldürüleceğini haykırdıktan sonra zorla araca bindirilerek götürüldü. O günden sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Aynı gün kaybedilen Hüseyin Aydemir’in akıbeti de açıklığa kavuşturulamadı.

Hanım Tosun, eşinin götürülmesinin hemen ardından Avcılar Karakolu’na başvurdu. Gördüklerini anlattı, aracın plakasını verdi ve müdahale edilmesini istedi. Ancak ailenin anlatımına göre görevliler, plaka kontrolü ve telefon görüşmelerinin ardından yapabilecekleri bir şey olmadığını söylediler. Tosun ailesinin İnsan Hakları Derneği ile birlikte yaptığı başvurular da sonuç vermedi. Tanıkların önünde gerçekleşen olayın ardından devlet makamları Fehmi Tosun’un gözaltına alındığını kabul etmedi.

Bir Ailenin Otuz Bir Yıla Yayılan Adalet Arayışı

Fehmi Tosun kaybedildiğinde eşi Hanım Tosun 29 yaşındaydı. En küçüğü henüz üç buçuk, en büyüğü 14 yaşında olan beş çocuğuyla İstanbul’da yaşamını sürdürmek zorunda kaldı. Bir yandan ailesinin geçimini sağlamaya çalışırken diğer yandan eşinin akıbetini öğrenmek için karakolların, savcılıkların ve mahkemelerin kapısını çaldı. Çocukları büyüdü, yıllar geçti; ancak ailenin yanıt beklediği soru değişmedi.

Tosun ailesinin mücadelesi zamanla bir kuşağın yaşadığı kaybın sonraki kuşaklara nasıl taşındığını da görünür kıldı. Babası kaybedildiğinde 11 yaşında olan Besna Tosun, yıllar boyunca Galatasaray Meydanı’nda babasının fotoğrafını taşıdı. 2026 yılında Mecliste kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda yaptığı konuşmada da ailesinin otuz yıldır bir mezar aradığını anlattı. Zorla kaybetmelerin cezasız bırakılmamasını, faillerin yargılanmasını ve mağdur aileler için onarıcı politikaların geliştirilmesini istedi.

Ailenin hukuk mücadelesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de taşındı. AİHM, 2003 yılında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Ancak bu karar, Fehmi Tosun’un nerede olduğunun ortaya çıkarılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını sağlamadı. Böylece uluslararası yargı düzeyinde tespit edilen hak ihlali ile ailenin günlük yaşamında karşılığını bulmasını beklediği adalet arasında uzun yıllardır giderilemeyen bir boşluk oluştu.

Galatasaray Meydanı’nda Üç Kuşağın Tanıklığı

Cumartesi Anneleri/İnsanları, 27 Mayıs 1995’te gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak amacıyla Galatasaray Meydanı’nda ilk kez bir araya geldi. Aradan geçen yıllarda meydan, yalnızca bir protesto alanı değil, kayıpların isimlerinin ve hikâyelerinin toplumsal bellekte korunmaya çalışıldığı bir yer haline geldi.

2018 yılında 700’üncü hafta buluşmasına yapılan polis müdahalesinin ardından meydandaki toplantılar uzun süre engellendi. Anayasa Mahkemesi, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın toplantı hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Buna rağmen kayıp yakınlarının meydanı kullanmasına yönelik sınırlamalar devam etti. 2023 yılının kasım ayında Galatasaray Lisesi önünde yeniden gözaltına alınmadan açıklama yapabilmeleri, yıllar süren hak arayışının önemli gelişmelerinden biri oldu.

Fehmi Tosun’un ailesi, bu süreçte hem kayıplarının akıbetini öğrenmek hem de adalet taleplerini dile getirebildikleri meydanda bulunmak için mücadele etti. Hanım Tosun’un başlattığı arayışa çocuklarının ve torunlarının katılması, gözaltında kaybetmenin sonuçlarının yalnızca kaybedilen kişiyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Bir insanın akıbetinin açıklanmaması, geride kalanların yas tutma, geçmişleriyle yüzleşme ve yaşamlarını belirsizlikten kurtarma olanaklarını da etkiliyor.

Bugün Türkiye’de geçmişte yaşanan ağır hak ihlallerinin araştırılması, toplumsal barış ve demokratikleşme tartışmalarının da önemli başlıklarından biri. Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yıllardır dile getirdiği talepler ise değişmedi: Kayıpların akıbetlerinin açıklanması, sorumluların belirlenerek yargılanması ve benzer ihlallerin yeniden yaşanmaması için etkili hukuki güvencelerin oluşturulması.

Fehmi Tosun’un kaybedilişinin üzerinden 31 yıl geçerken ailesinin elinde hâlâ bir fotoğraf, tanıkların anlattığı son anlar ve yanıtlanmamış sorular bulunuyor. Galatasaray Meydanı’nda sürdürülen arayış, geçmişte yaşananların unutulmamasını sağlarken, devletin yaşam hakkını koruma ve ağır hak ihlallerini etkili biçimde soruşturma yükümlülüğünü de hatırlatıyor.

Bir insanın gözler önünde zorla götürülmesinin üzerinden otuz bir yıl geçmesine, ailesinin bütün hukuk yollarına başvurmasına ve uluslararası mahkemenin hak ihlali kararı vermesine rağmen akıbeti hâlâ açıklanamıyorsa, geride kalanların adalet arayışının ne zaman ve nasıl karşılık bulacağı sorusu da varlığını korumuyor mu?


  • NHA / İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, JINNEWS, ETHA, Medyascope, bianet, Cumhuriyet, T24, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, TBMM.