back to top
Ana Sayfa Haber İmamoğlu Silivri’de İddiaları Sorguladı: “Bu Dava Siyasidir”

İmamoğlu Silivri’de İddiaları Sorguladı: “Bu Dava Siyasidir”

İBB Davası’nın 99’uncu duruşma gününde savunmasını sürdüren Ekrem İmamoğlu, hakkındaki suçlamalara yanıt verirken yargılamanın siyasi niteliği bulunduğu iddiasını yineledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetiminden parti faaliyetlerine uzanan suçlamaları ele alan İmamoğlu’nun savunması, yalnızca kendisine yöneltilen iddialarla değil, kamu yönetimi, siyasi rekabet ve yargının bağımsızlığı üzerine yaptığı değerlendirmelerle de öne çıktı. Savunmanın ikinci günü tamamlanırken İmamoğlu hakkında duruşmadaki sözleri nedeniyle yeni bir soruşturma başlatıldı.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde görülen, 53’ü tutuklu 436 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Davası’nın 99’uncu duruşma günü, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasıyla devam etti. 19 Mart 2025’ten bu yana tutuklu bulunan İmamoğlu, 14 Ekim’de başladığı savunmasının ikinci gününde iddianamede yer alan suçlamalara karşı açıklamalarını sürdürdü. Duruşmayı izleyen gazetecilerin aktardığı gelişmeler ve bağımsız duruşma kayıtları, savunmanın hem somut suçlamalar hem de yargılama sürecinin niteliği üzerinde yoğunlaştığını ortaya koydu.

Savunmanın başladığı ilk günden itibaren İmamoğlu, kendisine yöneltilen suçlamaların siyasi yaşamından ayrı değerlendirilemeyeceğini ileri sürdü. Yargılamanın adil koşullarda yürütülmediğini savunan İmamoğlu, iktidarın siyasi rakiplerini etkisizleştirmek amacıyla yargı mekanizmalarını kullandığını iddia etti. Mahkemenin önündeki temel mesele ise bu siyasi değerlendirmelerden bağımsız olarak, iddianamede ileri sürülen eylemlerin hangi somut delillerle desteklendiği ve sanıkların bireysel cezai sorumluluğunun nasıl belirleneceği olmaya devam ediyor.

Kılıçdaroğlu’nun Tanık Olarak Dinlenmesini İstedi

İmamoğlu’nun 15 Ekim’deki savunmasının öne çıkan başlıklarından biri, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasına ilişkin suçlamalar oldu. İddianamede, binanın alımında kullanılan paranın kaynağı ve belediyelerle bağlantısı üzerinden yöneltilen iddialara itiraz eden İmamoğlu, satın alma sürecinin parti yöneticilerinin bilgisi dahilinde yürütüldüğünü savundu. Bağış toplama sürecine ilişkin duruşmada verilen ifadeleri hatırlatarak dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da konu hakkında bilgi sahibi olduğunu belirtti.

İmamoğlu, il binasının satın alınmasının dönemin parti yönetimine anlatıldığını, kendisinin de bu görüşmeye tanıklık ettiğini söyleyerek Kılıçdaroğlu’nun mahkemeye çağrılmasını istedi. Böylece savunma, iddianamede yer alan para hareketlerinin ötesine geçerek parti içindeki karar alma süreçlerine ve bu süreçlerden kimlerin haberdar olduğuna ilişkin bir tartışmaya dönüştü. İmamoğlu’nun talebi, suçlamaya konu edilen işlemlerin yalnızca belirli kişiler üzerinden değil, gerçekleştiği dönemin kurumsal ilişkileri içinde araştırılması gerektiği görüşüne dayanıyordu.

Savunmasında iddianamenin siyasi faaliyetleri suç örgütü iddiasıyla ilişkilendirme biçimini de eleştiren İmamoğlu, CHP kurultayı, il kongresi, parti binasının satın alınması ve cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi başlıkların dosyada yer almasına dikkat çekti. İddianamede suç örgütünün amaçları arasında gösterilen siyasi hedeflerin, demokratik siyaset içinde yürütülen faaliyetler olduğunu savundu. Bu yaklaşımın karşısında mahkemenin yanıtlaması gereken soru, siyasi faaliyetlerle iddia edilen suç eylemleri arasında somut ve hukuken geçerli bir bağ bulunup bulunmadığı olarak belirginleşti.

Belediye Gelirleri, Reklam Alanları ve Kamu Yararı

Günün savunmasında önemli yer tutan bir başka konu, belediyeye ait reklam alanlarının işletilmesi ve Kültür AŞ üzerinden yürütülen ticari faaliyetler oldu. İmamoğlu, İstanbul’un açık hava reklam alanlarının geçmiş dönemlerde hangi koşullarla işletildiğini anlatarak 1990’lı yıllara uzanan ihale uygulamalarını gündeme getirdi. Özellikle belediye iştiraklerinin aldığı işlerin özel şirketlere devredilmesi, sözleşmelerin süreleri ve belediyeye sağlanan gelirler üzerinde durdu.

İmamoğlu’nun anlatımına göre 1994 yılında belediye şirketi üzerinden yürütülen reklam alanları işletmeciliğinde, işin özel bir şirkete devredilmesiyle kamu gelirlerinin sınırlı kaldığı bir düzen kurulmuştu. İLBAK grubuna bağlı İnterpan şirketinin adını veren İmamoğlu, söz konusu dönemde yüzde 1 düzeyindeki bedel farklarıyla yapılan işlemleri eleştirdi. Daha sonraki yıllarda uzun süreli işletme hakları verildiğini, buna karşılık kendi yönetimlerinde daha kısa süreli sözleşmelerle ve daha yüksek kamu geliri hedefiyle hareket edildiğini ileri sürdü.

Savunmasında, önceki dönemlerde 20 yıla uzanan işletme hakları verilirken kendi dönemlerinde üç yıllık sürelerin tercih edildiğini belirten İmamoğlu, belediye şirketlerinin yüzde 30-40 düzeyinde kâr sağlayabildiği işlemler nedeniyle yöneticilerin tutuklu yargılanmasına itiraz etti. Bu oranlar ve karşılaştırmalar İmamoğlu’nun savunmasında ileri sürdüğü verilere dayanıyor; söz konusu işlemlerin hukuki niteliği ve kamu zararı bulunup bulunmadığı ise yargılamanın konusu olmaya devam ediyor.

Reklam alanları üzerinden yürütülen tartışma, belediye kaynaklarının nasıl değerlendirildiği bakımından da önem taşıyor. Kentin meydanları, yolları ve toplu ulaşım güzergâhlarında bulunan reklam alanları yalnızca ticari işletme konusu değil, aynı zamanda kamunun sahip olduğu ekonomik değerler arasında yer alıyor. Bu alanların hangi bedelle, ne kadar süreyle ve kimlere kullandırıldığı, belediye gelirlerini ve dolayısıyla kent hizmetlerine ayrılabilecek kaynakları doğrudan etkiliyor. İmamoğlu’nun savunmasında geçmiş ve mevcut uygulamaları karşılaştırması, iddianamede suçlama konusu edilen işlemlerin kamu yararı bakımından da değerlendirilmesi gerektiği tartışmasını gündeme taşıdı.

“Belge Bizde, Dedikodu Onlarda”

İmamoğlu, savunmasının ikinci gününde dosyadaki delillerin niteliğine de itiraz etti. İddianamede kendisi ve çalışma arkadaşları hakkında ileri sürülen suçlamaların somut belgelerle desteklenmediğini savunarak banka kayıtları, tapular, faturalar, noter belgeleri, kamu kurumlarının yazışmaları ve belediye meclisi kararlarının dikkate alınmasını istedi. Suçlamaların önemli bölümünün tanık ve etkin pişmanlık ifadelerine dayandığını ileri sürdü.

“Belge bizde, dedikodu onlarda” sözleriyle savunmasının bu bölümünü özetleyen İmamoğlu, dosyada suç örgütü iddiasını destekleyecek para hareketleri ve doğrudan talimat kayıtları bulunmadığını savundu. Bu açıklamalar, savunma makamının delillere ilişkin itirazlarını yansıtıyor. İddianamedeki delillerin yeterliliği, tanık anlatımlarının güvenilirliği ve sanıklarla suçlandıkları eylemler arasında doğrudan bağlantı kurulup kurulamadığı konusunda nihai değerlendirme mahkemeye ait.

İmamoğlu ayrıca soruşturma sürecinde belediye çalışanlarının, yakınlarının ve aile üyelerinin karşı karşıya kaldığı işlemleri anlatarak tutuklamaların kapsamını eleştirdi. Bazı kişilerin ifadelerinin baskı altında alındığını ileri süren İmamoğlu, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerin durumunun yalnızca sanıkların değil, ailelerinin ve çalışma çevrelerinin yaşamını da etkilediğini belirtti. Bu iddialar savunmada dile getirilen ciddi usul ve hak ihlali suçlamaları niteliği taşıyor; doğrulanmaları için ilgili işlem kayıtlarının ve varsa şikâyet dosyalarının ayrıca incelenmesi gerekiyor.

Savunmanın Ardından Yeni Soruşturma

Günün sonunda yargılama dosyasına ilişkin tartışmalara yeni bir adli gelişme eklendi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu’nun duruşmada kullandığı ifadeler nedeniyle “kamu görevlilerine görevi nedeniyle aleni hakaret” suçlamasıyla soruşturma başlatıldığını duyurdu. Böylece İmamoğlu, tutuklu olarak yargılandığı davada savunmasını sürdürürken mahkeme salonundaki sözleri nedeniyle ayrı bir soruşturmanın da konusu oldu.

Savunmanın ikinci günü saat 18.27 sıralarında sona erdi. İmamoğlu’nun 16 Ekim Cuma günü savunmasına devam etmesi, sürecin 17 Ekim Cumartesi gününe uzanması bekleniyor. Duruşma çıkışında CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile İmamoğlu arasında kısa bir konuşma da yaşandı. Çelik’in oy kullanmaya davetine İmamoğlu, “Benim oyum size. Her şey çok güzel olacak” karşılığını verdi.

İBB Davası’nda savunmanın ikinci günü, belediyenin geçmiş ve bugünkü ticari işlemlerinin karşılaştırıldığı, parti faaliyetlerinin ceza soruşturmasıyla ilişkisinin tartışıldığı ve delillerin yeterliliğine ilişkin itirazların dile getirildiği bir oturum olarak kayda geçti. İmamoğlu’nun iddiaları henüz mahkeme tarafından karara bağlanmış değil. Ancak savunmanın ortaya koyduğu tartışma, bir belediye yönetiminin işlemlerinin hangi ölçütlerle suç sayılabileceği, benzer işlemlerin farklı dönemlerde nasıl değerlendirildiği ve yargılamanın siyasi rekabetten nasıl ayrıştırılacağı sorularını da beraberinde getiriyor.

Savunmanın sürdüğü ve yeni soruşturmaların açıldığı bir süreçte, yargılamanın sonunda verilecek karar kadar o karara hangi delillerle, hangi usullerle ve nasıl bir hukuki değerlendirmeyle ulaşılacağı da önem taşıyor. Çünkü kamu adına yürütülen bir yargılamada açıklığa kavuşturulması gereken yalnızca sanıkların ne yaptığı değil, onlara yöneltilen suçlamaların herkes için geçerli aynı hukuk ölçütleriyle değerlendirilip değerlendirilmediğidir.


  • NHA / Açık Silivri Bağımsız İzleme Platformu, Medyascope, DW Türkçe, Cumhuriyet, Independent Türkçe, ANKA Haber Ajansı; duruşma izleme paylaşımları: Kayhan Ayhan, Leyla Kılıç, Fatoş Erdoğan, İrem Karataş.