back to top
Ana Sayfa Haber İBB Davasında Savunmanın Dördüncü Günü: İddialar, Belgeler ve Yanıt Bekleyen Sorular

İBB Davasında Savunmanın Dördüncü Günü: İddialar, Belgeler ve Yanıt Bekleyen Sorular

İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında yaklaşık 19 aydır tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, Silivri’de dört güne yayılan savunmasında hakkındaki suç örgütü ve yolsuzluk iddialarını reddederken, belediyenin geçmiş dönemlerine ait olduğunu belirttiği işlemleri, imar kararlarını ve kamu harcamalarını mahkemenin gündemine taşıdı. İmamoğlu, belediye kaynaklarının kişisel kazanca değil İstanbul’un altyapısına ve sosyal hizmetlerine aktarıldığını savundu. 436 sanıklı davanın 101’inci duruşma gününde gözler, savunmaların ardından açıklanacak tutukluluk değerlendirmesine çevrildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında aylardır süren tanık anlatımları, sanık savunmaları ve çapraz sorgulamaların ardından Ekrem İmamoğlu’nun kapsamlı savunması, yargılamanın yeni bir aşamasını oluşturdu. Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davada, 14 Ekim’de kürsüye çıkan İmamoğlu, ilk üç gün boyunca iddianamenin dayandığı suçlamalara karşı kendi yönetim döneminin mali ve idari uygulamalarını anlattı. Savunmasının dördüncü gününe 17 Ekim Cumartesi sabahı başlayan İmamoğlu, yargılamanın koşullarına ve tutukluluğunun uzunluğuna ilişkin itirazlarını yineledi.

İmamoğlu’nun savunmasının temelinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki karar ve işlemlerin kişisel çıkar sağlamak amacıyla örgütlü biçimde yürütüldüğü iddiasının reddi bulunuyor. İddia makamının suç örgütü olarak değerlendirdiği ilişkileri, belediye yönetiminin olağan çalışma ve karar alma süreçleri çerçevesinde açıklayan İmamoğlu, hakkında ileri sürülen suçlamaların somut belgelerle kanıtlanamadığını savundu. Mahkemenin önündeki temel mesele ise bu açıklamalarla iddianamedeki delillerin karşılaştırılması ve her sanığın cezai sorumluluğunun ayrı ayrı belirlenmesi.

Önceki Dönemin İmar ve Arazi İşlemleri Savunmanın Merkezinde

Savunmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, İmamoğlu’nun önceki İBB yönetimi döneminde gerçekleştiğini belirttiği taşınmaz alımları ve imar değişikliklerine ilişkin iddiaları oldu. İmamoğlu, Fatih’te Vatan Caddesi üzerindeki lunapark arazisinin 2011 yılında bir şirket tarafından yaklaşık 13 milyon dolara satın alındığını, 2017 yılında ise İBB’ye yaklaşık 119 milyon dolara satıldığını anlattı. Aradaki 106 milyon dolarlık farkı kamu zararı iddiasının dayanaklarından biri olarak gösterdi.

İmamoğlu, söz konusu taşınmazın değerinin imar planı değişiklikleriyle yükseltildiğini ve daha sonra belediyeye yüksek bedelle satıldığını öne sürdü. Bunun münferit bir işlem olmadığını savunarak önceki döneme ait 33 dosyada toplam 2,5 milyar dolarlık işlem büyüklüğünden, 130 projede ise 85 milyar dolarlık imar rantı oluşturulduğu iddiasından söz etti.

Bu rakamlar İmamoğlu’nun savunmasında ileri sürdüğü iddialardır; mahkeme tarafından kesinleşmiş kamu zararı tutarları değildir. Özellikle bir taşınmazın farklı tarihlerdeki satış bedelleri arasındaki farkın doğrudan kamu zararı sayılabilmesi için değerleme koşullarının, imar değişikliklerinin ve ilgili kararların ayrıca incelenmesi gerekiyor. Bununla birlikte İmamoğlu’nun bu işlemleri savunmasına taşıması, yargılamada yalnızca kendi döneminin değil, belediye kaynaklarının geçmişte nasıl kullanıldığının da tartışılmasını istediğini gösteriyor.

“Aradığınız Para İstanbul’da”

İmamoğlu, savunmasında kendisine yöneltilen mali suçlamalara karşı belediye hizmetlerini de öne çıkardı. İSKİ’nin altyapı yatırımlarını, su baskınlarını önlemeye yönelik çalışmaları, sosyal konut projelerini ve belediyenin sosyal destek uygulamalarını anlatarak kamu kaynaklarının bu alanlarda kullanıldığını söyledi. Özellikle Silivri’deki sosyal konutları örnek gösteren İmamoğlu, 1.396 ailenin ev sahibi olmasını sağlayan projeye işaret ederek, “Aradığınız para İstanbul’da” ifadesini kullandı.

İmamoğlu’nun anlatımında altyapı yatırımları ile sosyal belediyecilik uygulamaları, hakkındaki suçlamalara karşı geliştirdiği savunmanın önemli bir parçasını oluşturdu. Ancak kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmiş olması, tek başına belirli bir ihaleye veya mali işleme ilişkin suçlamanın hukuken geçersiz olduğunu kanıtlamıyor. Aynı şekilde iddianamede yer alan bir suçlama da yargılama tamamlanmadan kesinleşmiş bir suç olarak kabul edilemiyor. Bu nedenle davanın ilerleyen aşamalarında belediye kayıtlarının, ödeme belgelerinin, ihale süreçlerinin ve tanık anlatımlarının birbirleriyle ne ölçüde örtüştüğü belirleyici olacak.

Tanık Anlatımları ve Savunma Hakkı Tartışması

İBB davasının önceki duruşmalarında, bazı tanık ve sanıkların ifadeleriyle çapraz sorgularda verdikleri yanıtlar arasında farklılıklar ortaya çıktı. Duruşmaları izleyen gazetecilerin kayıtlarına yansıyan bu anlatımlar, özellikle doğrudan gözleme dayanmayan beyanların delil değeri ve etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerin nasıl değerlendirileceği konusunda tartışmalara yol açtı. İmamoğlu da savunmasında iddianamedeki bazı anlatımların somut belgelere dayanmadığını ileri sürdü.

Savunmanın ikinci gününde Kemal Kılıçdaroğlu’nun tanık olarak dinlenmesini talep eden İmamoğlu, yargılamanın siyasal bağlamına ilişkin değerlendirmelerini de mahkemeye taşıdı. İlk gün ise duruşma salonunun fiziksel koşullarını ve savunma hakkının kullanılma biçimini eleştirdi. Daha önceki celsede savunmasının tamamlanamaması ve mahkeme kayıtlarına susma hakkını kullandığı yönünde geçen değerlendirme de avukatlarıyla birlikte itiraz ettiği konular arasında yer aldı.

Bu tartışmaların hukuki önemi, yalnızca İmamoğlu’nun ne kadar süre konuşabildiğiyle sınırlı değil. Çok sayıda sanığın, farklı ihale ve mali işlem iddialarının bulunduğu kapsamlı bir dosyada, savunmaların yeterli süre içinde yapılması ve delillerin çelişmeli yargılama ilkesi uyarınca incelenmesi, kararın güvenilirliği bakımından önem taşıyor.

Silivri’de Duruşmalar Sürerken Gazeteciler de Soruşturma Konusu

İmamoğlu’nun savunma yaptığı günlerde gazetecilere yönelik adli işlemler de duruşma salonunda gündeme geldi. Halk TV’ye yönelik operasyon ile mali soruşturmalara ilişkin haberleri nedeniyle gazeteciler hakkında yürütülen işlemleri eleştiren İmamoğlu, basının yargılamaları izleme ve kamuoyuna aktarma hakkının önemine dikkat çekti.

Davanın kamuoyuna ulaşmasında Silivri’den düzenli aktarım yapan gazeteciler belirleyici bir rol üstleniyor. Fatoş Erdoğan, İrem Karataş, Burcu Uğur, Tuğba Yıldırım, Zuhal Çiloğlan ve diğer muhabirlerin duruşma salonundan paylaştığı kayıtlar, savunmaların ve çapraz sorguların kamuoyunca izlenebilmesini sağlıyor. Ancak gazeteci aktarımları resmî duruşma tutanaklarının yerine geçmiyor; özellikle hukuki sonuç doğuran kararların mahkeme kayıtları üzerinden ayrıca doğrulanması gerekiyor.

Duruşmayı izleyen siyasi parti temsilcilerinin açıklamaları da yargılamanın siyasal tartışmalarla iç içe geçtiğini gösteriyor. Özgür Özel, İmamoğlu’nun savunmasının yeni soruşturmalarla kesintiye uğratıldığını savunurken, farklı muhalefet partilerinden milletvekilleri de duruşmaları izledi. Buna karşılık davanın hukuki sonucunu belirleyecek olan, siyasal açıklamalar değil mahkemenin delilleri değerlendirmesi ve gerekçeli kararları olacak.

101’inci Duruşmada Gözler Ara Kararda

17 Ekim sabahı başlayan 101’inci duruşmada İmamoğlu savunmasını tamamlamayı planladığını açıkladı. Ardından avukatlarının dinlenmesi ve mahkemenin tutukluluk durumlarını yeniden değerlendiren ara kararını açıklaması bekleniyor. Haber hazırlanırken ara kararın sonucu henüz doğrulanmış değildi.

Yaklaşık 19 aylık tutukluluk süresi, çok sanıklı dosyanın büyüklüğü ve savunmaların kapsamı dikkate alındığında, mahkemenin tutukluluğun devamına veya tahliyeye ilişkin kararlarında göstereceği gerekçeler önem taşıyor. Tutuklama bir ceza değil, yargılamanın yürütülmesini güvence altına almak amacıyla başvurulan koruma tedbiri olduğundan, devamının da somut hukuki nedenlere dayanması gerekiyor.

İBB davasında gelinen aşama, savunmaların önemli bir bölümünün mahkeme önünde dile getirildiği, ancak suçlamalar hakkında henüz kesin hüküm kurulmadığı bir aşama. İmamoğlu’nun önceki belediye yönetimine ilişkin kamu zararı iddiaları, kendi döneminin harcamalarına ilişkin açıklamaları ve iddianamenin dayandığı tanık anlatımları, bundan sonraki yargılama sürecinde belge ve deliller üzerinden değerlendirilmeyi bekliyor.

Silivri’de yüz günü aşan duruşmaların ardından toplumun yanıt beklediği temel soru da burada düğümleniyor: Bu büyüklükte bir davada suçlamalarla savunmaların bütün yönleriyle karşılaştırıldığı, çelişkilerin giderildiği ve verilen her kararın somut delillerle açıklanabildiği bir yargılama gerçekleştirilebilecek mi?


  • NHA / AçıkSilivri, Medyascope, Evrensel, Cumhuriyet, ANKA, Deutsche Welle Türkçe, Euronews Türkçe, Karar, Gazete Oksijen, Habertürk.