Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin Osman Kavala’nın serbest bırakılması ve mahkûmiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması yönündeki bağlayıcı kararına rağmen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılama, tahliye ve infazın durdurulması taleplerini reddetti. Yaklaşık dokuz yıldır cezaevinde bulunan Kavala, mahkemenin ulusal ve uluslararası hukuk hükümlerini keyfi biçimde yorumladığını belirterek kararın yargıya duyulan güveni zedelediğini söyledi. Son karar, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan yükümlülükleriyle ulusal mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyuşmazlığı yeniden gündeme taşıdı.
Gezi Parkı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilen Osman Kavala’nın özgürlüğüne ilişkin hukuki süreç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) yeni ihlal kararına rağmen çözüme ulaşmadı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ekim 2026 tarihli ek kararıyla Kavala’nın avukatlarının yeniden yargılama, tahliye ve cezanın infazının durdurulması taleplerini oy birliğiyle reddetti. Mahkeme, 25 Nisan 2022’de verilen mahkûmiyet hükmünün infazının sürdürülmesine karar verdi. Böylece AİHM’nin 25 Ağustos’ta açıkladığı ve Kavala’nın serbest bırakılmasını öngören Büyük Daire kararına karşın cezaevindeki durumu değişmedi.
Mahkemenin kararında belirleyici gerekçe, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru sürecinin henüz sonuçlanmamış olması ve iç hukuk yollarının tüketilmediği değerlendirmesiydi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da aynı gerekçeyle yeniden yargılama talebinin reddini istemişti. Mahkeme, AİHM’nin ulusal mahkemelerin yerine geçerek delilleri yeniden değerlendiren bir temyiz makamı olmadığını savundu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 318. maddesine dayanarak başvuruyu kabul etmedi.
Ancak bu gerekçe, AİHM Büyük Dairesinin son kararında ele aldığı temel meselelerden biriyle doğrudan çelişiyor. Büyük Daire, Anayasa Mahkemesi önündeki başvuruların uzun süre sonuçlandırılmamasını ve önceki ihlal kararlarının uygulanmamasını dikkate alarak Kavala’nın Anayasa Mahkemesinin kararını beklemek zorunda bırakılamayacağına hükmetmişti. Avrupa mahkemesi, mevcut koşullarda bu başvuru yolunun makul sürede etkili bir sonuç sağlayacağına ilişkin güvence bulunmadığını değerlendirmişti. Dolayısıyla yerel mahkemenin yeniden yargılamayı reddederken dayandığı iç hukuk yollarının tüketilmesi meselesi, AİHM tarafından zaten incelenmiş ve başvurunun kabulüne engel görülmemişti.
Dokuz Yıla Yaklaşan Tutukluluk ve Uygulanmayan Kararlar
Osman Kavala, 1 Kasım 2017’den bu yana cezaevinde bulunuyor. AİHM, 10 Aralık 2019’da verdiği ilk kararda Kavala’nın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirlemiş ve serbest bırakılmasını istemişti. Kararın uygulanmaması üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatmış, AİHM Büyük Dairesi de 11 Temmuz 2022’de Türkiye’nin önceki karara uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetmişti.
25 Ağustos 2026 tarihli son karar ise hukuki tartışmayı daha ileri bir aşamaya taşıdı. Büyük Daire, Kavala’nın mahkûmiyetine uzanan yargısal süreci ağır bir adalet ihlali olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Kavala’yı mümkün olan en kısa sürede serbest bırakması ve mahkûmiyetinin bütün sonuçlarını ortadan kaldırması gerektiğini belirtti. Mahkeme, mahkûmiyet hükmünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukuku bakımından hükümsüz kabul edilmesi gerektiğini de açıkça ifade etti.
Bu karar, Türkiye’deki mahkûmiyet hükmünü ulusal hukukta kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Ancak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca kesinleşmiş AİHM kararlarına uyma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı gibi, ihlalin giderilmesi için gerekli hukuki adımların atılmasını da zorunlu kılıyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi de temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların iç hukuktaki yerini güvence altına alıyor.
Kavala: Yargının İtibarına Zarar Veriliyor
Osman Kavala, 16 Ekim’de yaptığı yazılı açıklamada son ret kararını eleştirerek AİHM’nin kendisine yönelik yargısal işlemleri adaletin inkârı olarak nitelendirdiğini hatırlattı. Kavala, suç işlediğine ilişkin bir bulgu bulunmadığı halde özgürlüğünün kısıtlanmasının sürdürüldüğünü savundu ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin insan hakları ihlalini gidermek yerine hukuki hükümleri keyfi biçimde yorumladığını belirtti.
Kavala’nın açıklamasındaki temel itiraz, yalnızca kendi tahliye talebinin reddedilmesine yönelik değil. Bağlayıcı bir uluslararası mahkeme kararının uygulanmamasının, yargı kurumlarının hukuka bağlılığı konusunda yarattığı soruna da dikkat çekiyor. Çünkü bir mahkemenin kararına duyulan güven, yalnızca karar verme yetkisine sahip olmasından değil, o yetkiyi yürürlükteki hukuk kuralları ve üstlendiği yükümlülükler çerçevesinde kullanmasından doğuyor.
Hükümet çevrelerinden yapılan değerlendirmelerde ise ulusal yargı yetkisinin korunması gerektiği savunuluyor. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, uluslararası mahkemelerin ulusal yargı organlarına talimat verme yetkisinin bulunmadığını belirterek farklı bir hukuki yaklaşım ortaya koydu. Bununla birlikte AİHM kararlarının bağlayıcılığı, ulusal mahkemelerin delilleri değerlendirme yetkisinden ayrı bir mesele. Türkiye’nin Sözleşme’ye taraf olması, kesinleşmiş ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesine ilişkin uluslararası yükümlülük doğuruyor.
Hukuki Sorun Bireysel Davanın Ötesine Taşındı
Kavala dosyasında yaşananlar, bir mahkûmun özgürlüğüne ilişkin tartışmanın ötesinde, hukuk devletinin işleyişine dair daha geniş bir sorun ortaya çıkarıyor. AİHM kararlarının uygulanması, yalnızca uluslararası ilişkilerde yerine getirilmesi gereken diplomatik bir yükümlülük değil; Türkiye’de yaşayan herkesin temel haklarının korunması bakımından da önem taşıyor. Çünkü ulusal yargı yollarında giderilemeyen bir hak ihlalinin uluslararası denetim yoluyla tespit edilmesi, ancak kararın sonuçlarının iç hukukta karşılık bulmasıyla etkili hale gelebiliyor.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin son kararına karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilecek. Ancak yaklaşık dokuz yıldır devam eden yargısal süreç ve uygulanmayan AİHM kararları dikkate alındığında, sorunun yalnızca yeni bir itiraz başvurusuyla sınırlı olmadığı görülüyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin kararların uygulanmasını denetleme süreci de devam ediyor.
Osman Kavala’nın cezaevinde geçirdiği yıllar geri getirilemeyecek olsa da hak ihlalinin giderilmesi, hukukun gelecekte nasıl işleyeceği açısından önemini koruyor. Bir hukuk düzeninde kesinleşmiş ve bağlayıcı insan hakları kararları uygulanmadığında, yurttaşların haklarını korumak için başvurabilecekleri son güvencenin etkili olacağına duydukları güven nasıl sürdürülebilir?
- NHA / Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi, DW Türkçe, BBC News Türkçe, Medyascope, bianet, Euronews Türkçe, ANKA, Osman Kavala’nın 16 Ekim 2026 tarihli açıklaması.












