back to top
Ana Sayfa Haber Fransa’da Gençlerin İsyanı, Sarı Yeleklilerin Öfkesi

Fransa’da Gençlerin İsyanı, Sarı Yeleklilerin Öfkesi

Fransa’da lise öğrencilerinin eğitimde eşitsizliğe ve kötüleşen okul koşullarına karşı başlattığı protestolar, Sarı Yeleklilerin hayat pahalılığına karşı yeniden sokağa çıkma çağrısıyla ülke çapında toplumsal bir harekete dönüşüyor. Öğrenciler, işçiler, öğretmenler ve emekliler farklı sorunlardan yola çıkarak ortak bir geleceksizlik duygusunda buluşurken, Macron yönetiminin güvenlik merkezli yaklaşımı tartışmaları büyütüyor. Aşırı sağ ise yükselen hoşnutsuzluğu kendi siyasal gündemine taşımaya çalışıyor. Fransa’da artık yalnızca eğitim politikaları ya da ücretler değil, toplumsal taleplerin siyaset kurumunda ne ölçüde karşılık bulduğu da sorgulanıyor.

Fransa’da eylül ayının ortalarında Paris’in işçi ve göçmen nüfusunun yoğun yaşadığı banliyölerde başlayan lise protestoları, birkaç hafta içinde ülkenin en önemli toplumsal gündemlerinden biri haline geldi. Başlangıçta öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar, bakımsız okul binaları ve üniversiteye geçiş sistemine yönelik itirazlarla ortaya çıkan hareket, kısa sürede eğitim sisteminin ötesine taşındı. Paris, Marsilya, Lyon, Rennes ve başka kentlerde öğrencilerin öncülüğünde düzenlenen yürüyüşlere öğretmenler, veliler ve üniversite öğrencileri de katıldı. Polis müdahaleleri ve gözaltılar protestoların yeni bir başlığına dönüşürken, 2018 yılında Fransa siyasetini sarsan Sarı Yelekliler hareketinin yeniden gündeme gelmesi, farklı toplumsal kesimlerin ortak eylem olasılığını güçlendirdi.

13 Ekim’de gerçekleştirilen gösterilere katılım konusunda hükümet ile öğrenci örgütleri arasında önemli farklılıklar bulunuyor. İçişleri Bakanlığı ülke genelinde 161 bin 500 kişinin gösterilere katıldığını açıklarken, öğrenci ve lise örgütlerinin oluşturduğu sendikal birlik bu sayıyı 480 bin olarak duyurdu. Sayılar üzerindeki anlaşmazlık, hareketin büyüklüğüne ilişkin farklı değerlendirmeleri ortaya koysa da protestoların yalnızca birkaç okulun sınırları içinde kalmadığı açık. Eğitim Bakanlığının verdiği bilgiler de çok sayıda lisenin haftalar boyunca farklı düzeylerde eylemlerden etkilendiğini gösteriyor.

Okul Kapılarında Başlayan İtirazın Toplumsal Karşılığı

Öğrencilerin taleplerinin merkezinde, kamusal eğitimin giderek farklı toplumsal kesimler için farklı olanaklar sunması bulunuyor. Özellikle düşük gelirli ailelerin yaşadığı bölgelerde okul binalarının fiziksel koşulları, öğretmenlerin eksikliği, derslerin düzenli yapılamaması ve kalabalık sınıflar, öğrencilerin eğitim hakkını gündelik hayatlarında karşılaştıkları somut bir eşitsizlik olarak yaşamalarına neden oluyor. Bazı okullarda dersliklerin yetersizliği ve uzun ders programları, öğrencilerin yalnızca öğrenme koşullarını değil, dinlenme ve toplumsal yaşama katılma olanaklarını da etkiliyor.

Üniversiteye yerleştirme sistemi Parcoursup da protestoların önemli nedenleri arasında yer alıyor. Öğrenciler, başvuru ve değerlendirme süreçlerinin yarattığı belirsizlikten, sistemin yeterince anlaşılır olmamasından ve geleceklerini belirleyen kararlar üzerinde sınırlı söz sahibi olmaktan şikâyet ediyor. Eğitim Bakanlığının öğrenci görüşlerini toplamak amacıyla oluşturduğu danışma platformuna gelen yaklaşık 67 bin katkıda, ders programları ve okul binalarının koşulları öne çıkarken, Parcoursup da eleştirilen başlıklar arasında bulunuyor. Bu tablo, hareketin yalnızca üniversiteye giriş sistemine karşı olmadığını, eğitim hayatının bütününe yayılan sorunlardan beslendiğini gösteriyor.

Fransız toplumunda eğitim, uzun yıllar boyunca cumhuriyetin eşit yurttaşlık düşüncesinin başlıca dayanaklarından biri olarak kabul edildi. Ancak bir öğrencinin aldığı eğitimin niteliğinin ailesinin gelirine, yaşadığı mahalleye ve okulunun sahip olduğu kaynaklara göre değişmesi, bu düşüncenin gündelik hayattaki karşılığını tartışmalı hale getiriyor. Protestoların Paris banliyölerinden başlayarak ülkenin farklı bölgelerine yayılması da bu bakımdan önem taşıyor. Gençlerin dile getirdiği sorunlar yalnızca bugünkü okul koşullarıyla sınırlı değil; mezuniyet sonrasında karşılaşacakları işsizlik, güvencesiz çalışma, yüksek barınma maliyetleri ve toplumsal hareketlilik olanaklarının daralmasıyla da bağlantılı.

Sarı Yelekliler Yeniden Sokakta: İki Kuşağın Ortak Sorunları

Lise öğrencilerinin hareketi sürerken, Sarı Yeleklilerin 17 Ekim için yaptığı çağrı Fransa’daki toplumsal muhalefetin farklı kesimlerini yeniden bir araya getirdi. İlk olarak 2018 yılında akaryakıt vergilerine karşı başlayan Sarı Yelekliler hareketi, kısa sürede düşük ücretler, satın alma gücünün gerilemesi, vergi adaletsizliği ve siyasal karar alma süreçlerinde yurttaşların yeterince temsil edilmemesi gibi daha geniş talepleri gündeme taşımıştı. Hareketin özellikle küçük kentlerde, kırsal bölgelerde ve büyük şehirlerin çevresinde yaşayan çalışan kesimlerden destek bulması, Fransa’daki toplumsal eşitsizliklerin coğrafi boyutunu da görünür kılmıştı.

Sekiz yıl sonra yeniden gündeme gelen Sarı Yelekliler çağrısında hayat pahalılığı belirleyici başlıklardan biri olmayı sürdürüyor. Ücretlerin yaşam maliyetleri karşısındaki durumu, emeklilik gelirleri, kamu hizmetlerine erişim, ulaşım giderleri ve ekonomik güvencesizlik, farklı kesimlerin taleplerinde ortaklaşan sorunlar arasında bulunuyor. Lise öğrencilerinin daha iyi eğitim ve eşit gelecek olanakları istemesiyle çalışanların ve emeklilerin geçim koşullarının iyileştirilmesini talep etmesi, ilk bakışta birbirinden ayrı görünebilir. Ancak her iki hareketin arkasında da kamusal kaynakların dağılımı ve ekonomik gelişmenin toplumsal sonuçları üzerine bir tartışma yer alıyor.

Sosyal medyada yaygınlaşan Gilets Jeunes ifadesi, Fransızcada gençlerle Sarı Yeleklileri bir araya getiren bir sözcük oyununa dönüştü. 2018 hareketinin tanınan isimlerinden Jérôme Rodrigues, Maxime Nicolle ve başka aktivistlerin yeni çağrılara destek vermesi, bu buluşmanın sembolik önemini artırdı. Bununla birlikte ortak bir çağrının ortaya çıkması, bütün katılımcıların aynı siyasal programa sahip olduğu anlamına gelmiyor. Öğrenci örgütleri, sendikalar, çiftçiler, bağımsız çalışanlar ve Sarı Yelekliler arasında taleplerin öncelikleri ve eylem yöntemleri bakımından farklılıklar bulunuyor.

17 Ekim için yapılan çağrılara CGT ve Solidaires gibi sendikal örgütlerin yanı sıra çiftçi örgütleri ve platform üzerinden çalışan sürücülerin temsilcileri de destek verdi. Bu genişleme, hareketin yalnızca öğrencilerin talepleriyle sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor. Ancak bu kesimlerin kalıcı bir ortak örgütlenme oluşturup oluşturamayacağı, önümüzdeki dönemde protestoların yönünü belirleyecek temel sorulardan biri olmayı sürdürüyor.

Hükümetin Yanıtı: Diyalog Çağrıları ve Polis Müdahaleleri

Başbakan Sébastien Lecornu yönetimi, protestoların büyümesi üzerine eğitim alanında beş çalışma başlığı oluşturulacağını duyurdu ve bakanlıklar aracılığıyla öğrenci örgütleriyle görüşmeler başlattı. Eğitim Bakanı Édouard Geffray’ın lise temsilcileriyle gerçekleştirdiği toplantılarda okul binaları, ders programları ve üniversiteye geçiş sistemi ele alındı. Ancak görüşmelerin somut sonuçları konusunda taraflar arasında önemli görüş ayrılıkları devam ediyor. Öğrenci temsilcileri, taleplerine yeterli karşılık verilmediğini belirterek görüşmelerden ayrıldıklarını açıkladı ve hükümetin en üst düzeyiyle doğrudan görüşme isteğini dile getirdi.

Hükümetin protestolara yaklaşımında güvenlik politikaları da belirleyici bir yer tutuyor. Gösteriler sırasında polis müdahaleleri, gözaltılar ve yaralanmalar kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açtı. Amnesty International, 2 Ekim’de yayımladığı ve 6 Ekim’de güncellediği değerlendirmede, özellikle reşit olmayan öğrencilere karşı orantısız güç kullanıldığına ilişkin ciddi kaygılarını dile getirdi. İnsan hakları örgütü, gösterilerde bazı protestocuların şiddet eylemleri gerçekleştirdiğini de kabul etmekle birlikte, bunun barışçıl göstericilerin haklarını ortadan kaldırmayacağını vurguladı.

Polis müdahalelerine ilişkin şikâyetler üzerine Fransız polisinin iç denetim birimi IGPN tarafından soruşturmalar açıldı. Ekim ayının ikinci haftasında soruşturma sayısının iki düzineyi aştığı bildirildi. Lens kentinde 15 yaşındaki bir öğrencinin elini kaybetmesine yol açan olayın ardından belirli bir ses bombası modelinin kullanımının geçici olarak durdurulması, güvenlik güçlerinin kullandığı araçlara ilişkin tartışmayı daha da büyüttü.

İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada 17 Ekim gösterileri için yaklaşık 250 toplanma ve 80 yürüyüş beklendiğini belirterek, ulaşımı ve önemli yolları kapatan eylemlere müdahale edileceğini söyledi. Nuñez, ses bombalarının tümüyle yasaklanmasının söz konusu olmadığını da ifade etti. Hükümet, kamu düzeninin korunması ve şiddet olaylarının önlenmesini gerekçe gösterirken, öğrenci örgütleri ve insan hakları savunucuları güvenlik önlemlerinin gösteri hakkını sınırlandırmaması gerektiğini savunuyor.

Bununla birlikte protestolar sırasında yaşanan şiddeti yalnızca polis müdahaleleriyle açıklamak da eksik kalıyor. Bazı liselerde okul binalarına zarar verildiği, yöneticilerin tehdit edildiği ve yaralandığı olaylar yaşandı. Okul yöneticilerinin karşılaştıkları güçlükler, eğitim faaliyetlerinin sürdürülmesi ile öğrencilerin protesto hakkının korunması arasında ciddi sorunlar doğuruyor. Tartışmanın temelinde, güvenlik önlemlerinin meşru sınırları kadar, öğrencilerin dile getirdiği sorunlara siyasal ve kurumsal çözümler üretilip üretilemeyeceği de bulunuyor.

Aşırı Sağın Hesabı: Toplumsal Öfke Kimin Siyasetine Dönüşecek?

Fransa’daki protestoların önemli siyasal boyutlarından biri, aşırı sağın yükselen toplumsal hoşnutsuzluk karşısında nasıl konumlandığı. Marine Le Pen ve Jordan Bardella’nın temsil ettiği Ulusal Birlik (Rassemblement National), uzun süredir hayat pahalılığı, kamu hizmetlerinin gerilemesi ve geleneksel siyaset kurumlarına duyulan güvensizlik üzerinden seçmen desteğini genişletmeye çalışıyor. Ancak partinin ekonomik sorunlara yaklaşımı, bu sorunları dile getiren sendikaların ve öğrenci örgütlerinin talepleriyle bütünüyle örtüşmüyor.

Marine Le Pen, 15 Ekim’de yayımlanan Financial Times söyleşisinde eğitim, sağlık ve kamu maliyesindeki sorunları Fransa’nın uzun yıllardır izlediği politikalarla ilişkilendirdi. Kamu harcamalarında sıkı bir mali disiplin, üretim üzerindeki vergilerin azaltılması ve düzenlemelerin hafifletilmesi gerektiğini savundu. Göç ve ulusal kimlik konularını da siyasal programının merkezinde tutan Le Pen’in yaklaşımı, toplumsal hoşnutsuzluğu yalnızca gelir dağılımı ve kamusal hizmetler üzerinden değil, göç politikaları ve ulusal aidiyet tartışmalarıyla birlikte ele alıyor.

Burada önemli bir ayrım bulunuyor. Aşırı sağın ekonomik sorunlardan siyasal yarar sağlamaya çalışması, lise protestolarını veya Sarı Yeleklilerin bütününü yönettiği anlamına gelmiyor. Sarı Yelekliler başlangıcından itibaren farklı siyasal eğilimleri barındıran, tek bir partiye indirgenemeyen bir hareketti. Bugünkü lise protestolarının örgütlenmesinde de öğrenci birlikleri, öğretmenler, veliler ve farklı sendikal çevreler belirgin roller üstleniyor. Bu nedenle aşırı sağın hareket üzerindeki etkisini değerlendirirken, genel siyasal söylemleriyle protestoların fiilî örgütlenmesini birbirinden ayırmak gerekiyor.

CGT’nin 17 Ekim eylemlerine katılma kararında aşırı sağın hareketi kendi siyasal amaçları doğrultusunda yönlendirme girişimlerine karşı durma isteğini özellikle vurgulaması, bu tartışmanın somut bir göstergesi oldu. Sendika yönetimi, hayat pahalılığına karşı yükselen taleplerin çalışanların ekonomik ve toplumsal hakları temelinde ele alınmasını savunuyor. CGT Genel Sekreteri Sophie Binet, lise öğrencilerinin öfkesinin toplumun başka kesimlerindeki hoşnutsuzlukla birleştiğine dikkat çekerek hükümetin yalnızca sınırlı düzenlemelerle sorunu aşamayacağını belirtti.

Eski Başbakan Gabriel Attal da 9 Ekim sonrasında yaptığı açıklamalarda hem radikal solun hem de aşırı sağın gençlerin öfkesini siyasal amaçlarla kullanmaya çalıştığını ileri sürdü. Bu değerlendirme, iktidar çevrelerinin protestolara bakışını ortaya koymakla birlikte, öğrenci hareketinin taleplerini ve bağımsız örgütlenmesini açıklamak için tek başına yeterli değil. Nitekim eylemlerin başladığı okullarda dile getirilen sorunların önemli bölümü, doğrudan eğitim sisteminin işleyişiyle ilgili.

Fransa’daki siyasal mücadelede aşırı sağ açısından asıl fırsat, protestoların örgütsel yönetimini ele geçirmekten çok, toplumsal memnuniyetsizliği kendi siyasal anlatısına bağlayabilmek olabilir. Kamu hizmetlerindeki sorunlar, düşük gelirli kesimlerin geçim güçlükleri ve siyasal kurumlara duyulan güvensizlik, farklı çözüm önerilerinin yarıştığı bir alan oluşturuyor. Sendikalar bu sorunları ücretler, sosyal haklar ve kamu yatırımları üzerinden değerlendirirken, aşırı sağ aynı hoşnutsuzluğu ulusal öncelikler, göç ve güvenlik politikalarıyla ilişkilendirmeye çalışıyor. Böylece sokakta benzer ekonomik sorunları dile getiren insanların talepleri, siyaset alanında birbirinden oldukça farklı programlara konu olabiliyor.

Fransa’da Siyaset Kurumu ile Toplum Arasındaki Mesafe

Fransa’da yaşanan gelişmeler, Emmanuel Macron’un cumhurbaşkanlığı döneminde belirginleşen daha geniş bir siyasal sorunun da parçası. Emeklilik reformu, hayat pahalılığı, kamu hizmetlerinin finansmanı ve siyasal temsil üzerine yıllardır süren tartışmalar, farklı toplumsal kesimlerin hükümet politikalarına yönelik eleştirilerini derinleştirdi. Parlamentodaki siyasal parçalanma ve hükümetlerin karşılaştığı güçlükler de bu sorunlara kalıcı çözümler üretilmesini zorlaştırıyor.

Lise öğrencilerinin protestoları bu bakımdan ayrı bir önem taşıyor. Çünkü henüz çalışma hayatına girmemiş gençler, eğitim sisteminin kendilerine sunduğu olanakları sorgularken, ailelerinin karşılaştığı ekonomik koşullardan da bağımsız değiller. Bir öğrencinin öğretmen eksikliğinden yakınmasıyla bir işçinin ücretinin yetersizliğini dile getirmesi farklı taleplerdir; ancak ikisi de toplumun ortak kaynaklarının hangi önceliklere göre kullanıldığı sorusuyla bağlantılıdır. Eğitimde daha fazla öğretmen ve daha iyi okul isteyen gençlerle sağlık, ulaşım ve sosyal güvenlik hizmetlerinin geliştirilmesini talep eden çalışanlar, kamusal hizmetlerin niteliğini ortak bir tartışma alanına taşıyor.

Fransa’nın güçlü sendikal gelenekleri, öğrenci hareketleri ve sokak protestolarıyla şekillenmiş siyasal tarihi, bugünkü gelişmelerin anlaşılmasında önemli bir arka plan oluşturuyor. Ancak geçmişteki büyük toplumsal hareketlerle bugünkü protestolar arasında doğrudan bir özdeşlik kurmak doğru olmaz. Günümüzde çalışma hayatının parçalanması, gençlerin gelecek beklentilerinin değişmesi, sosyal medyanın örgütlenme üzerindeki etkisi ve siyasal partilere duyulan güvenin zayıflaması, toplumsal hareketlerin koşullarını da değiştirmiş durumda.

17 Ekim gösterilerinin çağrıları sosyal medya üzerinden geniş kitlelere ulaşırken, bu görünürlüğün ne ölçüde kalıcı bir toplumsal örgütlenmeye dönüşeceği henüz belli değil. Üstelik lise tatilinin başlaması, öğrenci hareketinin sürekliliği bakımından yeni bir sınav oluşturuyor. Öğrenci örgütlerinin üniversitelilerden ve Sarı Yeleklilerden destek istemesi, bu nedenle yalnızca dayanışma çağrısı değil, hareketin önümüzdeki haftalarda nasıl devam edeceğine ilişkin bir arayış olarak da değerlendiriliyor.

Fransa’da sokakların yeniden hareketlenmesi, ekonomik ve toplumsal sorunların yalnızca seçim dönemlerinde gündeme gelen başlıklar olmadığını gösteriyor. Öğrencilerin eğitim hakkı, çalışanların ücretleri, emeklilerin geçim koşulları ve yurttaşların kamusal hizmetlerden beklentileri, birbirinden farklı toplumsal deneyimlerden doğuyor. Ancak siyaset kurumunun bu taleplere nasıl karşılık verdiği, yalnızca mevcut hükümetin değil, muhalefetin ve özellikle aşırı sağın toplumla kurduğu ilişkinin de niteliğini belirliyor.

Bugün Fransa’da bir lise öğrencisinin okul kapısında, bir işçinin fabrikasında, bir emeklinin mahallesinde ve bir Sarı Yeleklinin meydanda dile getirdiği taleplerin ortak bir siyasal karşılık bulup bulamayacağı henüz bilinmiyor. Bununla birlikte protestoların ortaya çıkardığı temel sorun giderek daha belirgin hale geliyor: Eğitim, geçim ve gelecek güvencesi isteyen insanların talepleri demokratik kurumlarda karşılık bulmadığında, biriken toplumsal hoşnutsuzluk hangi siyasal güçlerin elinde, nasıl bir geleceğin malzemesine dönüşecek?


  • NHA – Arzu Torun   / Le Monde, LCP–Assemblée nationale, Public Sénat, TF1 Info, Agence France-Presse, Amnesty International France, Reuters, Associated Press, Financial Times, CGT.