back to top
Ana Sayfa Yaşam Kadın Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Asıl Sorun: Kadınları Korumak mı, Bağımsız Bir Yaşam...

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Asıl Sorun: Kadınları Korumak mı, Bağımsız Bir Yaşam Kurmalarını Sağlamak mı?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın İstanbul’da düzenlediği uluslararası konferans, kadına yönelik şiddetle mücadelenin yalnızca sığınaklar, koruma kararları ve cezai yaptırımlarla sınırlı tutulamayacağını yeniden gündeme getirdi. Avrupa’dan kadın örgütlerinin deneyimleri, şiddetten uzaklaşan kadınların ekonomik bağımsızlık, barınma, çalışma ve sosyal destek olanaklarına erişemediğinde yeniden güvencesizlikle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Konferansın öne çıkardığı temel yaklaşım ise kadınları korunması gereken kişiler olarak görmekle yetinmeyip kendi yaşamlarını belirleyebilen bireyler olarak güçlendirmek.

Kadına yönelik şiddet, dünyanın farklı ülkelerinde yasalar, koruma kararları, sığınaklar ve cezai yaptırımlarla önlenmeye çalışılıyor. Ancak bütün bu düzenlemelere rağmen kadınların şiddete maruz kalmaya devam etmesi, sorunun yalnızca hukuki önlemlerle çözülemeyeceğini gösteriyor. Kadınların ekonomik bağımlılığı, güvencesiz çalışma koşulları, barınma sorunları, toplumsal eşitsizlikler ve kamu hizmetlerine erişimde karşılaştıkları engeller, şiddetten uzaklaşmalarını da güçleştiriyor.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın İstanbul Beyoğlu’nda düzenlediği “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Dayanışma Merkezleri – Uluslararası Deneyimler” başlıklı konferans, tam da bu noktaya odaklandı. Danimarka, Fransa, İtalya ve İspanya’dan kadın örgütlerinin temsilcileri, şiddete maruz kalan kadınlara sağlanan desteğin yalnızca tehlike anında müdahaleden ibaret olmadığını, kadınların yaşamlarını yeniden kurabilmelerini sağlayacak uzun süreli bir dayanışma ağına ihtiyaç duyulduğunu anlattı.

Konferansta aktarılan deneyimler, kadınların şiddet karşısındaki mücadelesinin yalnızca bireysel bir sorun olarak değerlendirilemeyeceğini, ekonomik ve toplumsal koşullarla birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu.

Kadın Örgütleri Yalnızca Yardım Kuruluşları Değil

Konferansın ilk oturumunda Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağı (WAVE) temsilcisi Elena Floriani, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadelede uzmanlaşmış destek hizmetlerinin önemini anlattı. Floriani, 1970’li yıllarda feminist hareketlerin kurduğu ilk kadın sığınaklarının yalnızca güvenli barınma alanları yaratmadığını, daha önce aile içinde ve özel yaşamın sınırlarında tutulan şiddeti kamusal ve siyasi bir mesele hâline getirdiğini hatırlattı.

Floriani’nin üzerinde durduğu temel nokta, kadın örgütlerinin yalnızca mevcut şiddetin sonuçlarıyla ilgilenmediği, aynı zamanda şiddeti mümkün kılan toplumsal koşulların değişmesi için mücadele ettiği yönündeydi.

WAVE’nin Mayıs 2026’da yayımladığı “Değişimin Aktörleri” (Agents of Change) araştırması da bu yaklaşımı destekliyor. Avrupa’daki kadın örgütlerinin deneyimlerine dayanan araştırma, uzman destek hizmetlerinin kadınların bireysel olarak güçlenmesinin yanı sıra yerel dayanışma ağlarının kurulmasında ve kamu politikalarının geliştirilmesinde de etkili olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmada, kadın örgütlerinin çalışmalarının toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmeyen genel hizmetlerle ikame edilmesinin önemli sakıncalar doğurduğu belirtiliyor. Kadınların yaşadığı şiddetin kendine özgü koşullarını dikkate almayan uygulamaların, özellikle ekonomik bağımlılık, göçmenlik, ayrımcılık ve bakım yükümlülükleri gibi sorunlar karşısında yetersiz kalabildiği vurgulanıyor.

Sığınaktan Çıkmak, Şiddetten Kurtulmak Anlamına Gelmiyor

Danimarka’daki Danner kadın örgütünden Ditte Specht, konferansta kadınların sığınaktan ayrıldıktan sonra karşılaştıkları sorunlara dikkat çekti. Specht, güvenli bir yere yerleşmenin şiddetten uzak bir yaşam kurmanın başlangıcı olduğunu, mücadelenin sığınaktan ayrılmayla sona ermediğini belirtti.

Bu değerlendirme, kadına yönelik şiddetle mücadelenin çoğu zaman gözden kaçırılan ekonomik boyutunu da gündeme getiriyor. Şiddetten uzaklaşan bir kadının düzenli geliri, yaşayabileceği bir konutu, çocukları için bakım ve eğitim olanakları bulunmadığında bağımsız bir yaşam kurması güçleşiyor. Özellikle düşük gelirli kadınlar açısından işsizlik, yüksek kiralar ve sosyal güvencesizlik, şiddet ortamından uzaklaşmayı daha da zorlaştırabiliyor.

Dolayısıyla kadınların korunması için yalnızca güvenli sığınakların bulunması yeterli değil. Sosyal konut, istihdam, gelir desteği, ücretsiz hukuki yardım, psikolojik destek ve çocuk bakım hizmetlerinin birbiriyle bağlantılı biçimde sunulması gerekiyor.

Bir kadının şiddetten uzaklaşabilmesiyle, uzaklaştıktan sonra yaşamını sürdürebilmesi birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki sorun olarak öne çıkıyor.

Türkiye’de Kadın Cinayetleri ve Koruma Politikaları Tartışması

Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele, 6284 sayılı Kanun’un uygulanması, koruma kararlarının etkinliği, kadın sığınaklarının erişilebilirliği ve şiddet başvurularına verilen kurumsal yanıtlar üzerinden tartışılmaya devam ediyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2025 yılına ve 2026’nın ilk dokuz ayına ilişkin yayımladığı raporlar, kadın cinayetlerinin ve şüpheli kadın ölümlerinin izlenmesi bakımından önemli bir veri kaynağı oluşturuyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun acil yardım hattı raporları ise şiddete maruz kalan kadınların destek arayışlarını ve karşılaştıkları sorunları belgeliyor.

Bu veriler, kadınların yalnızca şiddet anında değil, öncesinde ve sonrasında da etkili kamusal desteğe ihtiyaç duyduğunu gösteren daha geniş tartışmanın parçası. Koruma kararlarının uygulanması, risk değerlendirmesi, güvenli barınma ve ekonomik destek mekanizmalarının birlikte işlemesi, kadınların yaşam hakkının korunması açısından belirleyici önem taşıyor.

Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi de bu tartışmanın önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Kadın örgütleri, sözleşmenin öngördüğü önleme, koruma, kovuşturma ve bütüncül politika yaklaşımının önemini vurgularken, mevcut yasal düzenlemelerin etkili biçimde uygulanmasını talep ediyor.

“Zehirli İlişki” Söylemi Şiddetin Sorumlusunu Gizleyebiliyor

Konferansın ikinci oturumunda Fransa Ulusal Kadın Dayanışma Federasyonu temsilcisi Camille Lextray, kadına yönelik şiddetin dil yoluyla nasıl görünmez hâle getirilebildiğine dikkat çekti.

Lextray, aile içi şiddetin giderek “zehirli ilişki” olarak tanımlanmasına karşı çıkarak bu ifadenin şiddet uygulayan kişinin sorumluluğunu ve ilişkideki güç eşitsizliğini geri plana ittiğini söyledi.

Fransa’da 80’den fazla derneği bir araya getiren federasyonun yardım hatlarına başvuran kadınların ortalama üç farklı şiddet biçimi bildirdiğini belirten Lextray, başvurularda psikolojik şiddetin yüzde 85 oranıyla öne çıktığını aktardı.

Bu veriler, şiddetin yalnızca fiziksel saldırılardan oluşmadığını; ekonomik kontrol, tehdit, aşağılama, baskı ve sosyal çevreden yalıtma gibi farklı biçimlerde de yaşandığını gösteriyor.

Şiddetin iki kişi arasındaki sıradan bir ilişki sorunu olarak tanımlanması ise failin sorumluluğunun belirsizleşmesine ve kadınların maruz kaldığı sistematik baskının yeterince görünür olmamasına yol açabiliyor.

Göçmen Kadınlar İçin Şiddetten Uzaklaşmak Daha da Zor

Konferansta İspanya’nın Valencia kentindeki Senin İçin Kadın Derneği’nden insan hakları avukatı Lucía Ávila Carrillo, göçmen kadınların yaşadığı sorunları anlattı. Göçmen kadınların hukuki statü, çalışma izni, dil, barınma ve kamu hizmetlerine erişim alanlarında karşılaştıkları engellerin şiddetten uzaklaşma süreçlerini zorlaştırdığını belirtti.

2009 yılında göçmen kadınlar tarafından kurulan derneğin çalışmaları, kadınların yalnızca şiddetten korunmasına değil, temel haklarını kullanabilmesine ve yaşadıkları toplumda bağımsız bir yaşam kurabilmesine odaklanıyor.

İtalya’daki Casa della Donna bünyesinde çalışan Francesca Pidone ise kadınların kendi dayanışma alanlarını oluşturmasının önemini vurguladı. Gönüllülerin katkılarıyla yürütülen çalışmaların, kadınların deneyimlerini paylaşabildiği ve birlikte çözüm üretebildiği kamusal alanlar yarattığını anlattı.

Bu örnekler, kadın dayanışma merkezlerinin yalnızca başvuru kabul eden kurumlar olmadığını; kadınların toplumsal yaşama katılımını ve kendi haklarını savunma olanaklarını güçlendiren yapılar olarak da işlev gördüğünü ortaya koyuyor.

Kadınların Kendi Yaşamları Üzerindeki Söz Hakkı

Mor Çatı gönüllüsü Leyla Soydiç, şiddetin kadınların yaşamında uzun süreli sosyal, ekonomik ve ruhsal sonuçlar yarattığını belirterek kadın dayanışma merkezlerinin bu süreçteki rolüne dikkat çekti.

Soydiç, erkek şiddetinin yalnızca bireysel davranışlarla açıklanmasının toplumsal güç ilişkilerini görünmez kıldığını söyledi. Kadınların kendi yaşamlarına ilişkin kararları kendilerinin vermesi gerektiğini vurgulayan Soydiç’in yaklaşımı, konferansın genelinde öne çıkan ortak anlayışla örtüştü.

Kadınlara destek sunan kurumların görevi, kadınların yerine karar vermek değil; onların kendi kararlarını güvenli koşullarda uygulayabilecekleri olanakları yaratmak olarak tanımlandı.

Bu yaklaşım, kadınların korunması ile kadınların güçlendirilmesi arasındaki önemli farkı da ortaya koyuyor. Koruma, şiddetin yarattığı tehlikeyi ortadan kaldırmayı hedeflerken güçlendirme, kadının yeniden aynı bağımlılık ilişkilerine mahkûm olmadan yaşayabilmesini amaçlıyor.

Avrupa’da da Kadın Örgütleri Finansman Baskısıyla Karşı Karşıya

WAVE’nin 46 Avrupa ülkesini kapsayan 2025 Ülke Raporu, kadın sığınakları, yardım hatları, dayanışma merkezleri ve cinsel şiddete maruz kalanlara yönelik uzman hizmetlerin erişilebilirliğini inceliyor. Raporda ülkeler arasındaki hizmet farklılıkları ve mevcut eksiklikler değerlendiriliyor.

WAVE’nin 2026 tarihli araştırması ise kadın haklarına karşı gelişen hareketlerin, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmeyen politikaların ve finansman kesintilerinin kadın örgütlerinin çalışmalarını tehdit ettiğini ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi de şiddete maruz kalan kadınların sağlık, adalet, sosyal hizmetler ve psikolojik destek alanlarında birbiriyle bağlantılı hizmetlere erişmesinin önemine dikkat çekiyor. Kurumun 2025 yılı çalışmalarında, farklı ülkelerde kadınlara yönelik uzman destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve kurumlar arası işbirliğinin geliştirilmesi temel hedefler arasında yer aldı.

Bu uluslararası deneyimler, kadın örgütlerinin bağımsızlığının ve sürdürülebilir finansmanının yalnızca örgütsel bir mesele olmadığını, kadınların doğrudan hizmetlere erişimini de etkilediğini gösteriyor.

Şiddetle Mücadele, Kadınların Yaşam Koşullarını Değiştirmeden Tamamlanabilir mi?

Mor Çatı’nın uluslararası konferansında ortaya çıkan ortak yaklaşım, kadına yönelik şiddetin yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale edilerek önlenemeyeceği yönünde oldu. Kadınların güvenli bir yaşam kurabilmesi için barınma, çalışma, gelir, eğitim, sağlık ve hukuki destek alanlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Bu çerçevede kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel davranışların veya aile içindeki ilişkilerin konusu olmaktan çıkıyor; toplumdaki ekonomik eşitsizlikler, güç ilişkileri ve kamusal hizmetlerin niteliğiyle bağlantılı bir sorun olarak ele alınıyor.

Kadınların kendi yaşamlarını belirleme hakkını güçlendirmeyen, onları ekonomik ve sosyal bağımlılıktan kurtaracak koşulları yaratmayan politikaların, şiddetin sonuçlarıyla mücadelede sınırlı kalabileceği görülüyor.

Konferansın ortaya koyduğu temel soru da burada düğümleniyor: Bir kadını şiddetten korumak için kapısını kilitleyebileceği güvenli bir oda sağlamak yeterli mi, yoksa o kapıdan çıktığında korkmadan ve kimseye bağımlı olmadan yaşayabileceği bir toplumsal düzen kurmak da kamunun sorumluluğu mu?


  • NHY / Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Mezopotamya Ajansı, Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağı (WAVE) – Agents of Change (2026) ve Country Report (2025), Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu.