Türkiye’nin ilk kadın siyasi parti genel başkanı, sosyolog, akademisyen ve sosyalist düşünür Behice Boran, ölümünün 39. yılında anılıyor. Türkiye İşçi Partisi’nin tarihsel önderlerinden Boran, bilimsel çalışmalarını toplumun sınıfsal yapısını anlamaya, siyasi mücadelesini ise emekçilerin eşitlik ve özgürlük taleplerine adadı. Üniversiteden uzaklaştırıldı, cezaevine konuldu, yurttaşlıktan çıkarıldı ve yaşamının son yıllarını sürgünde geçirdi. Ancak bilim insanı kimliğiyle siyasetçi kimliği arasında kurduğu bağ, onu Türkiye’nin düşünce ve demokrasi tarihinin önemli isimlerinden biri hâline getirdi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul örgütü, 10 Ekim 1987’de yaşamını yitiren Behice Boran’ı ölümünün 39. yılında yayımladığı mesajla andı. Boran’ın yaşamını emekçilerin haklarına, eşitliğe, özgürlüğe ve sosyalizm mücadelesine adadığı belirtilen açıklamada, düşüncelerinin ve ilkelerinin bugün de önemini koruduğu vurgulandı.

Türkiye’nin siyasi tarihinde Behice Boran’ın adı çoğunlukla Türkiye İşçi Partisi’nin genel başkanlığıyla anılıyor. Oysa onun yaşamı, yalnızca bir siyasi partinin geçmişinden ibaret değil. Boran, Türkiye’de sosyolojinin bilimsel bir disiplin olarak gelişmesine önemli katkılar sunmuş, toplumsal eşitsizliklerin nedenlerini araştırmış, üniversite kürsüsünden parlamentoya uzanan yolculuğunda düşünceleriyle eylemleri arasında bağ kurmaya çalışmış bir bilim insanıydı.

Yaşamının farklı dönemlerinde karşılaştığı baskılar, Türkiye’de bilimsel düşüncenin, siyasal özgürlüklerin ve sosyalist hareketin geçirdiği tarihsel süreçlerin de izlerini taşıyor.

Bursa’dan Michigan Üniversitesi’ne: Bir Bilim İnsanının Yetişmesi

Behice Boran, 1910 yılında Bursa’da, Kazan Tatarı kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk öğrenimine Bursa’da başladı. Kurtuluş Savaşı yıllarında Bursa’nın işgal edilmesi üzerine ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı.

İstanbul’da Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde öğrenim gördü. Ortaokul ve lise bölümlerini birincilikle bitiren Boran, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümüne girdikten sonra Manisa’da İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı.

1934 yılında ABD’deki Michigan Üniversitesinden burs alarak sosyoloji öğrenimine yöneldi. Burada toplumsal hareketlilik ve meslek grupları üzerine hazırladığı doktora çalışmasını 1939 yılında tamamladı.

Boran’ın sosyolojiye ilgisi, toplumun yalnızca düşünceler ve kültürel alışkanlıklarla açıklanamayacağı, insanların yaşadıkları ekonomik ve toplumsal koşulların da araştırılması gerektiği anlayışına dayanıyordu. Bilimsel çalışmalarında gözleme, saha araştırmasına ve toplumsal ilişkilerin somut olarak incelenmesine önem verdi.

1939 yılında Türkiye’ye döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesine doçent olarak atandı. Böylece Türkiye’de sosyoloji araştırmalarının gelişmesine katkıda bulunacağı akademik yaşamı başladı.

Köyleri Araştırırken Türkiye’nin Toplumsal Yapısını Sorguladı

Behice Boran’ın bilimsel çalışmalarının merkezinde Türkiye’nin toplumsal yapısı bulunuyordu. Özellikle köy araştırmalarıyla kırsal yaşamın ekonomik ilişkilerini, üretim biçimlerini, aile yapısını ve toplumsal değişim süreçlerini incelemeye yöneldi.

1945 yılında yayımlanan Toplumsal Yapı Araştırmaları: İki Köy Çeşidinin Mukayeseli Tetkiki adlı eseri, Türkiye’de saha araştırmasına dayanan sosyoloji çalışmalarının önemli örneklerinden biri oldu.

Boran, köyleri yalnızca geleneklerin ve kültürel özelliklerin korunduğu yerleşimler olarak değerlendirmedi. Toprak mülkiyeti, üretim ilişkileri, ulaşım olanakları, pazarla bağlantılar ve ekonomik farklılaşmaların köy yaşamını nasıl biçimlendirdiğini araştırdı.

Bu yaklaşım, dönemin Türkiye’sinde yaygın olan ve toplumsal sorunları çoğu zaman eğitim eksikliği, gelenekler veya kültürel farklılıklarla açıklayan görüşlerden ayrılıyordu. Boran’a göre toplumsal değişimi anlamak için insanların nasıl yaşadıklarına, nasıl ürettiklerine ve ortaya çıkan ekonomik ilişkilerin toplumsal yaşamı nasıl etkilediğine bakmak gerekiyordu.

Onun bilimsel çalışmalarını önemli kılan özelliklerden biri de buydu. Toplumun sorunlarını yalnızca bireylerin davranışlarında aramak yerine, bu davranışları ortaya çıkaran toplumsal koşulları incelemeyi esas aldı.

Üniversiteden Uzaklaştırılan Bilim İnsanları

1940’lı yıllar, Behice Boran’ın akademik çalışmalarının yanı sıra düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesinde de öne çıktığı dönem oldu.

Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes, Mediha Berkes ve dönemin diğer aydınlarıyla birlikte bilimsel ve toplumsal tartışmaların yürütüldüğü yayın çalışmalarına katıldı. Yurt ve Dünya ile Adımlar dergilerinde Türkiye’nin toplumsal yapısı, demokrasi, faşizm ve kültürel gelişme üzerine yazılar yayımladı.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında ırkçı ve otoriter düşüncelere karşı yürüttüğü tartışmalar, milliyetçi çevrelerin ve devlet kurumlarının tepkisini çekti. Dergiler üzerindeki baskılar artarken üniversitedeki öğretim üyeleri de siyasi görüşleri nedeniyle soruşturmalara uğradı.

1948 yılında Boran’ın üniversitedeki görevine son verildi. Böylece bilimsel çalışmalarını üniversite çatısı altında sürdürme olanağı ortadan kaldırıldı.

Bu gelişme, Türkiye’nin üniversite tarihinde yalnızca birkaç öğretim üyesinin görevden uzaklaştırılması olarak kalmadı. Akademik özgürlüğün sınırları, bilim insanlarının siyasi düşünceleri nedeniyle karşılaştıkları yaptırımlar ve üniversitelerin devlet karşısındaki bağımsızlığı bakımından uzun yıllar tartışılacak bir örneğe dönüştü.

Barış Savunuculuğundan Cezaevine

Behice Boran’ın siyasal mücadelesinde barış sorunu da önemli bir yer tuttu. 1950 yılında kurulan Türk Barışseverler Cemiyetinin kurucuları ve yöneticileri arasında bulundu.

Demokrat Parti hükümetinin Kore Savaşı’na asker gönderme kararına karşı çıkan cemiyet, bu kararı eleştiren bir bildiri yayımladı. Boran ve arkadaşları, Türkiye’nin savaşa katılmasına karşı yürüttükleri faaliyetler nedeniyle yargılandı.

Boran, bu süreçte 15 ay hapis cezasına mahkûm edildi. 1950’li yıllarda Türkiye Komünist Partisine yönelik soruşturmalar kapsamında da tutuklandı.

Bilimsel çalışmaları nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılan Boran, barış talebi nedeniyle de cezaeviyle karşı karşıya kalmıştı. Ancak bu süreç onun siyasal düşüncelerinden uzaklaşmasına yol açmadı.

Türkiye İşçi Partisi ve Parlamentoya Taşınan Emek Mücadelesi

1961 yılında sendikacılar tarafından kurulan Türkiye İşçi Partisi, Türkiye’de sosyalist düşüncenin yasal siyaset alanında örgütlenmesi bakımından yeni bir dönem başlattı.

Behice Boran, 1962 yılında Mehmet Ali Aybar’ın genel başkanlığa gelmesinin ardından TİP’e katıldı. Kısa sürede partinin düşünsel çalışmalarında ve yönetiminde etkili isimlerden biri oldu.

TİP, 1965 genel seçimlerinde 15 milletvekili çıkararak Türkiye Büyük Millet Meclisine girdi. Behice Boran da Urfa milletvekili seçildi ve partinin Meclisteki tek kadın milletvekili oldu.

Bu dönem, Türkiye’de işçi sınıfının ve sosyalist hareketin taleplerinin parlamentoda daha görünür hâle geldiği yıllardı. İşçi hakları, sendikal özgürlükler, toprak reformu, gelir dağılımı, ekonomik bağımsızlık ve demokratik haklar TİP’in siyasi çalışmalarının temel başlıklarını oluşturdu.

Boran, parlamentodaki görevini yalnızca yasama çalışmalarına katılmakla sınırlı görmedi. Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal sorunlarını sınıfsal ilişkiler üzerinden değerlendiren konuşmaları ve yazılarıyla sosyalist düşüncenin gelişmesine katkı sundu.

Türkiye’nin İlk Kadın Parti Genel Başkanı

Behice Boran, 1970 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin genel başkanlığına seçildi. Böylece Türkiye’nin ilk kadın siyasi parti genel başkanı olarak tarihe geçti.

Bu görev, kadınların siyasi partilerin üst yönetiminde son derece sınırlı biçimde temsil edildiği bir dönemde önemli bir gelişmeydi. Ancak Boran’ın siyasal kimliği yalnızca kadın bir genel başkan olmasından kaynaklanmıyordu.

O, kadınların eşitliğini toplumun genel ekonomik ve siyasal ilişkilerinden ayrı değerlendirmeyen bir anlayışa sahipti. Kadınların kamusal yaşamda daha fazla yer almasını, emekçilerin hakları ve toplumdaki eşitsizliklerin giderilmesi mücadelesiyle birlikte ele aldı.

Boran’ın genel başkanlığı, Türkiye sosyalist hareketi içindeki düşünsel ayrılıkların yoğunlaştığı bir döneme rastladı. Mehmet Ali Aybar, Sadun Aren ve Behice Boran arasında sosyalizme geçişin yöntemleri, parti örgütlenmesi ve uluslararası sosyalist hareketle ilişkiler konusunda önemli görüş ayrılıkları bulunuyordu.

Boran, örgütlü işçi sınıfının siyasal mücadelesine ve partinin ideolojik bütünlüğüne ağırlık veren yaklaşımıyla öne çıktı. Bu görüşlerini Türkiye ve Sosyalizm Sorunları adlı eserinde ayrıntılı biçimde ele aldı.

12 Mart Darbesi: Parti Kapatıldı, Genel Başkanı Tutuklandı

12 Mart 1971 askerî müdahalesi, Türkiye İşçi Partisi’nin faaliyetlerine son verilmesiyle sonuçlandı. Parti, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılırken Behice Boran da tutuklandı.

Askerî mahkemede yargılanan Boran, 15 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Yaklaşık iki buçuk yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974 genel affıyla özgürlüğüne kavuştu.

Boran’ın cezaevinden çıkması, siyasal mücadelesinin sona erdiği anlamına gelmedi. 1975 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin yeniden kurulmasında görev aldı ve ikinci kez genel başkan seçildi.

1970’li yılların ikinci yarısında Türkiye, ekonomik krizlerin, yoğunlaşan sınıf mücadelelerinin ve siyasi şiddetin yaşandığı bir dönemden geçiyordu. Boran, bu koşullarda işçi sınıfının örgütlenmesini, demokratik hakların genişletilmesini ve sosyalist hareketin güçlendirilmesini savunmayı sürdürdü.

12 Eylül Darbesi ve Sürgün Yılları

12 Eylül 1980 askerî darbesi, Türkiye İşçi Partisi’nin yeniden kapatılmasına yol açtı. Darbenin ardından siyasi baskılar artarken Behice Boran da ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı.

1981 yılında yurttaşlıktan çıkarıldı. Yaşamının son yıllarını Belçika’da sürgünde geçirdi.

Boran için sürgün, yalnızca başka bir ülkede yaşamak anlamına gelmiyordu. Bilimsel ve siyasal yaşamını Türkiye’nin toplumsal sorunlarını anlamaya ve değiştirmeye adamış bir insan, ömrünün son dönemini ülkesinden uzakta geçirmek zorunda kalmıştı.

Ancak sürgün yıllarında da siyasi çalışmalarını bırakmadı. Türkiye’deki sosyalist hareketin bölünmüşlüğünü aşmak amacıyla Türkiye İşçi Partisi ile Türkiye Komünist Partisi arasındaki birlik çalışmalarında görev aldı.

7 Ekim 1987’de Brüksel’de düzenlenen basın toplantısında iki partinin Türkiye Birleşik Komünist Partisi çatısı altında birleşmesine yönelik karar kamuoyuna açıklandı. Boran, sağlık sorunlarına rağmen bu toplantıya katıldı.

Üç gün sonra, 10 Ekim 1987’de Brüksel’de yaşamını yitirdi.

Cenazesi Türkiye’ye getirildi. Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinde düzenlenen törenin ardından İstanbul’a götürüldü. 18 Ekim’de on binlerce kişinin katıldığı cenaze töreniyle Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Bilim ile Siyaseti Birbirinden Ayırmayan Bir Düşünür

Behice Boran’ın Türkiye’nin düşünce tarihindeki yeri, bilimsel çalışmalarını siyasi görüşlerinin basit bir uzantısı hâline getirmesinden değil, toplumsal sorunları bilimsel yöntemlerle açıklama çabasını siyasi sorumluluk anlayışıyla birleştirmesinden kaynaklanıyor.

Onun için yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik ve toplumsal gerilik yalnızca bireylerin yetenekleriyle veya toplumun kültürel özellikleriyle açıklanabilecek sorunlar değildi. Bu sorunların tarihsel nedenleri, ekonomik ilişkileri ve toplumsal yapıyla bağlantıları bulunuyordu.

Bu nedenle Boran’ın bilimsel çalışmalarında kullandığı yöntemle siyasi yaşamında savunduğu düşünceler arasında belirgin bir süreklilik vardı. Üniversitede toplumsal yapıyı araştırırken sorduğu sorular, siyasette de karşılığını buluyordu: Toplumdaki zenginliği kim üretiyor, bu zenginlik nasıl bölüşülüyor, ekonomik güç siyasal ilişkileri nasıl biçimlendiriyor ve toplumsal eşitsizlikler hangi koşullarda değiştirilebilir?

Boran’ın Türkiye’deki sosyalist düşünceye katkısı, bu sorulara yalnızca ideolojik yanıtlar vermeye çalışmasında değil, Türkiye’nin kendi tarihsel ve toplumsal koşullarını araştırarak yanıt aramasında da görülüyor.

Yeni Kuşaklar İçin Behice Boran’ın Anlamı

Behice Boran’ın yaşamı, Türkiye’de bilim insanlarının ve siyasetçilerin karşılaştıkları baskıların tarihini de yansıtıyor. Üniversiteden uzaklaştırılması, barış savunuculuğu nedeniyle hapsedilmesi, siyasi partisinin iki askerî müdahale döneminde kapatılması ve yaşamının son yıllarını sürgünde geçirmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün Türkiye’deki tarihsel sorunlarını görünür kılıyor.

Boran’ın siyasi görüşleri ve sosyalist hareket içindeki tercihleri kuşkusuz eleştirilebilir, tartışılabilir. Ancak onu yalnızca siyasi mücadeledeki konumuyla değerlendirmek, bilimsel çalışmalarını ve Türkiye’nin toplumsal düşünce yaşamına yaptığı katkıları gözden kaçırmak anlamına gelir.

Ölümünün 39. yılında Behice Boran’ı yeni kuşaklara tanıtmak, yalnızca geçmişte yaşamış bir sosyalist siyasetçiyi anmak değildir. Aynı zamanda Türkiye’de bilimin, düşünce özgürlüğünün, kadınların siyasal yaşama katılımının, işçi sınıfı mücadelesinin ve demokratik hakların hangi tarihsel koşullarda geliştiğini yeniden hatırlamaktır.

Behice Boran’ın yaşamından geriye yalnızca kitaplar, akademik araştırmalar, siyasi konuşmalar ve parti yöneticiliği kalmadı. Bilimsel düşünceyle toplumsal sorumluluk arasında kurulabilecek ilişkinin, karşılaşılan baskılara rağmen savunulabileceğini gösteren bir yaşam deneyimi de kaldı. Onu Türkiye’nin düşünce ve siyaset tarihinde önemli kılan, yalnızca ne düşündüğü değil, düşündükleriyle yaşamı arasında kurmaya çalıştığı bu tutarlılıktı.


  • NHY / Türkiye İşçi Partisi İstanbul Örgütü’nün 39. yıl anma mesajı, Atatürk Ansiklopedisi – Gökhan Atılgan’ın Behice Boran (1910–1987) biyografisi, Behice Boran Kronolojisi, T24, Türkiye Komünist Partisi arşivi, Behice Boran – Toplumsal Yapı Araştırmaları, Türkiye ve Sosyalizm Sorunları.