CHP’nin yüzde 56,38 oyla kazandığı Ataşehir Belediyesi, seçilmiş Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel ve ardından Başkan Vekili Murat Güneş’in tutuklanması, CHP’li meclis üyelerinin AKP’ye geçmesi ve yeni başkan vekilliği seçimi sonucunda AKP yönetimine geçti. Yolsuzluk iddialarıyla başlatılan adli süreçlerin seçmenin iradesini değiştiren siyasi sonuçları, muhalefetin baskı ve müdahale eleştirilerini yeniden gündeme getirdi. Tartışmanın merkezinde ise önemli bir soru bulunuyor: Yolsuzlukla mücadele adına yürütülen süreç, sandıkta kazanılamayan bir belediyenin yönetimini elde etmenin aracına dönüşebilir mi?
İstanbul’un Ataşehir ilçesinde 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ortaya çıkan siyasi tablo, yeni bir yerel seçim yapılmadan değişti. CHP’nin yüzde 56,38 oyla kazandığı belediyede önce seçilmiş Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, ardından onun yerine belediye meclisince seçilen Başkan Vekili Murat Güneş tutuklandı. Bu süreçte CHP’li altı meclis üyesi AKP’ye katıldı, başka üyeler partilerinden ayrıldı ve belediye meclisinin siyasi dengesi değişti. Sonuçta 10 Ekim’de yapılan başkan vekilliği seçiminde AKP’li Serdar Orhan seçilerek belediyenin yönetimini devraldı.
Yaşananlar, yalnızca bir belediyedeki görev değişikliğini değil, yolsuzluk soruşturmaları ile yerel yönetimlerin siyasi el değiştirmesi arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açtı. Muhalefet, tutuklamaların ve parti değişikliklerinin seçmen iradesini etkisizleştiren bir sürece dönüştüğünü savunurken, iktidar cephesi işlemlerin hukuki süreçler ve belediye meclisinin yetkileri çerçevesinde yürütüldüğünü belirtiyor.
Önce Belediye Başkanı, Sonra Başkan Vekili Tutuklandı
Ataşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in nisan ayında tutuklanmasının ardından belediye meclisi yeni başkan vekilini belirlemek üzere toplandı. 30 Nisan’da yapılan seçimde CHP’li Murat Güneş, üçüncü turda 22 oy alarak başkan vekilliğine seçildi.
Ancak Güneş de 5 Ekim’de belediyeye yönelik yeni soruşturma kapsamında tutuklandı ve ardından görevden uzaklaştırıldı. Böylece CHP’nin seçimle kazandığı belediyede birkaç ay içerisinde hem seçilmiş başkan hem de onun yerine seçilen başkan vekili görevlerini sürdüremez duruma geldi.
Soruşturmalar rüşvet ve usulsüzlük iddialarına dayanıyor. Bu iddiaların hukuken kanıtlanıp kanıtlanmadığı ise yargılama süreçlerinin konusu. Tutuklama kararları, tek başına suçluluğun kesinleştiği anlamına gelmiyor. Bununla birlikte iki yöneticinin art arda tutuklanması, belediyenin siyasi yönetiminin değişmesi bakımından belirleyici sonuçlar doğurdu.
Altı Meclis Üyesi AKP’ye Geçti, Çoğunluk Değişti
Ataşehir’de yönetim değişikliğinin ikinci aşamasını belediye meclisindeki parti geçişleri oluşturdu. 29 Eylül’de CHP listesinden seçilmiş altı belediye meclis üyesi AKP’ye katıldı. Oğuz Sarul, Sinan Emrah Yıldırım, Fatih Evliyaoğlu, Abdullah Aslan, Cengiz Kayayurt ve Mehmet Alver’in parti değiştirmesiyle CHP’nin meclisteki üstünlüğü sona erdi.
Ardından Ekrem Köse’nin CHP’den istifa ederek bağımsız kalması, başkan vekilliği seçimi öncesindeki dengeleri yeniden değiştirdi. Seçim günü Abubekir Bozkızıl ve Cemil Yardımcı’nın da CHP’den ayrıldıklarına ilişkin dilekçeler okundu.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, bazı meclis üyelerinin baskı ve tehdit altında bulunduğunu ileri sürdü. Meclis üyelerinin parti değiştirmesi ve bağımsız üyelerin toplantıya katılması, başkan vekilliği seçiminin sonucunu değiştirmesi, Çelik’in iddasını güçlendiriyor.
AKP’nin Adayı 18 Oyla Başkan Vekili Seçildi
10 Ekim’de yapılan seçimde CHP ve YENİ Parti grupları oylamaya katılmadı. AKP ve MHP’nin ortak adayı Serdar Orhan seçime tek aday olarak girdi.
Meclisin toplanabilmesi için gerekli 20 kişilik çoğunluk, Cumhur İttifakı’nın 18 üyesine iki bağımsız üyenin katılmasıyla sağlandı. Dört tur süren oylamada Orhan 18 oy aldı. Son turda geçerli oyların tamamını alan Orhan, Ataşehir Belediye Başkan Vekili seçildi.
Orhan, seçimden sonra yaptığı açıklamada göreve seçilmiş belediye meclis üyelerinin oylarıyla geldiğini vurguladı ve yeni dönemde Ataşehir’e hizmet edeceklerini söyledi. CHP ise sandıkta kazandığı belediyenin adli işlemler ve meclisteki siyasi değişiklikler sonucunda el değiştirmesine tepki gösterdi.
Yolsuzlukla Mücadele mi, “Siyasi Yolsuzluk” Tartışması mı?
Ataşehir’deki gelişmeler, yolsuzluk kavramının yalnızca kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasıyla sınırlı olup olmadığı sorusunu da gündeme taşıdı. Kamu gücünün siyasi üstünlük sağlamak amacıyla kullanılması, siyaset bilimi ve kamu yönetimi tartışmalarında siyasal yozlaşma kapsamında ele alınan sorunlardan biri.
Muhalefetin Ataşehir’de dile getirdiği eleştiri de bu noktada yoğunlaşıyor. Seçilmiş yöneticilerin tutuklanmasıyla başlayan, belediye meclisindeki parti geçişleriyle devam eden ve sonunda belediyenin başka bir siyasi partinin yönetimine geçmesiyle sonuçlanan süreç, seçmen iradesine müdahale olarak değerlendiriliyor. Bu çerçevede kullanılan “siyasi yolsuzluk” nitelemesi, henüz yargı kararıyla saptanmış ayrı bir suçun adı değil; yaşananların demokratik meşruiyetine yöneltilen siyasi ve etik bir eleştiri.
Bir belediye başkanı veya meclis üyesi hakkında somut suç şüphesi bulunması halinde yargının soruşturma yürütmesi kuşkusuz hukuki bir görev. Ancak soruşturmaların sonucunda mahkûmiyet kararı bulunmadan seçilmiş yöneticilerin uzun süre görevlerinden uzak kalması ve aynı dönemde belediye meclisinin siyasi yapısının değişmesi, hukuki işlemlerin siyasi sonuçlarının da denetlenmesini gerekli kılıyor.
Sandıkta Verilen Oy, Mecliste Başka Bir Yönetime Dönüşebilir mi?
Belediye meclis üyelerinin parti değiştirmesi hukuken mümkün. Belediye başkanının tutuklanması veya görevden uzaklaştırılması halinde meclisin başkan vekili seçmesi de yasada öngörülen bir yöntem. Ancak bu işlemlerin ayrı ayrı hukuka uygun olması, ortaya çıkan siyasi sonucun seçmenin tercihleriyle ne ölçüde örtüştüğü sorusunu ortadan kaldırmıyor.
Ataşehir’de seçmenler 2024 yılında CHP’li bir belediye başkanını göreve getirdi. İki yıl sonra ise yeni bir yerel seçim yapılmaksızın belediye yönetimi AKP’li bir başkan vekiline geçti. Bu sonuç, yasal yetki ile demokratik temsil arasındaki farkı görünür kıldı.
Yolsuzlukla mücadele iddiasının inandırıcılığı, yalnızca soruşturma açılmasına değil, suçlamaların somut delillerle ortaya konulmasına, masumiyet karinesine uyulmasına, yargı süreçlerinin makul sürede tamamlanmasına ve hukukun siyasi ayrım gözetmeden uygulanmasına bağlı.
Ataşehir’de bugün ortaya çıkan tablo, bu nedenle yalnızca kimin belediye başkan vekili seçildiğiyle açıklanamaz. Asıl tartışma, yolsuzluk iddialarını soruşturan bir hukuk düzeninin, aynı süreçte seçmenin sandıkta belirlediği siyasi yönetimin değişmesine yol açan uygulamalar karşısında demokratik iradeyi nasıl koruyacağıdır.
- NHY Anadolu Ajansı, Demirören Haber Ajansı, Diken, Cumhuriyet, Medyascope, Sözcü, Ataşehir Haber Ajansı, Ataşehir Belediyesi Meclis Kararları.












