Türkiye’de kentler plansız büyümenin, yoğun yapılaşmanın, ulaşım sorunlarının, altyapı yetersizliklerinin ve giderek ağırlaşan barınma krizinin baskısı altında. İstanbul’da bu sorunlara deprem tehlikesi ve milyonlarca insanı ilgilendiren kentsel dönüşüm gereksinimi de ekleniyor. Kentlerin geleceğini bilimsel verilerle planlamakla görevli şehir plancılarının önemi artarken Tayfun Kahraman, Ramazan Gülten, Evren Buçan ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan cezaevinde bulunuyor. Maltepe’de beş kişinin yaşamını yitirdiği bina çökmesi ise kentlerin yalnızca yeni binalara değil, bütünlüklü planlamaya, kamusal denetime ve yetişmiş uzmanların bilgi birikimine ihtiyaç duyduğunu yeniden gündeme taşıdı.

Türkiye’nin kentleri uzun yıllardır birbiri üzerine eklenen sorunlarla büyüyor. Artan nüfus, plansız yapılaşma, daralan yeşil alanlar, yetersiz altyapı, yoğun trafik ve yükselen konut fiyatları, milyonlarca insanın günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. Bir zamanlar mahallelerin ortak yaşam alanı olan meydanlar, parklar ve sokaklar giderek yapılaşmanın baskısı altında kalırken, kentlerin gelişimi çoğu zaman insanların gereksinimlerinden çok arsaların ekonomik değerine göre şekilleniyor. Büyüyen kentlerin sorunlarını çözmek ise yalnızca yeni yollar açmak, daha fazla konut üretmek ya da eski binaları yenilemekle mümkün olmuyor. Bütün bunların birbiriyle ilişkisini kuracak, kentin geleceğini nüfusuyla, doğasıyla, ekonomisiyle ve toplumsal yaşamıyla birlikte değerlendirecek bilimsel bir planlama gerekiyor.

Şehir plancılığı tam da bu gereksinimden doğan bir meslek. Şehir plancıları yalnızca imar planı hazırlayan, yapıların nerede ve ne kadar yükseleceğini belirleyen teknik görevliler değil. Kentin nüfus artışını, ulaşım ağlarını, altyapı kapasitesini, konut gereksinimini, çevresel risklerini, kamusal alanlarını ve ekonomik gelişimini birlikte değerlendiren uzmanlar. Bir mahallenin okul, hastane, park ve ulaşım gereksiniminden bir kentin sanayi alanlarının yer seçimine, afet risklerinin azaltılmasından tarihsel dokunun korunmasına kadar uzanan geniş bir çalışma alanına sahipler. Bu nedenle şehir planlaması, insanların nasıl bir kentte ve hangi yaşam koşullarında yaşayacağıyla doğrudan ilgili bir kamu hizmeti.

Ancak Türkiye’de kentlerin geleceğine ilişkin kararlar, uzun yıllardır planlama ilkeleriyle ekonomik beklentiler arasındaki gerilim içinde şekilleniyor. İmar değişiklikleriyle yükselen arsa değerleri, yoğun yapılaşma talepleri ve büyük ölçekli projeler, kent topraklarını önemli bir ekonomik kazanç alanına dönüştürüyor. Planlama kararlarının kamu yararına mı yoksa belirli yatırımların beklentilerine mi öncelik verdiği sorusu da bu nedenle şehircilik tartışmalarının merkezinde bulunuyor.

İstanbul’un Sorunları Bina Ölçeğine Sığmıyor

Yaklaşık 16 milyon insanın yaşadığı İstanbul, Türkiye’de şehir planlamasının önemini en açık biçimde gösteren kentlerin başında geliyor. Kentin kuzeyindeki ormanların ve su havzalarının korunmasından Marmara kıyılarındaki yoğun yapılaşmaya, ulaşım sistemlerinden sanayi alanlarının dönüşümüne kadar birbirine bağlı çok sayıda sorun bulunuyor. Bir bölgede açılan yeni yerleşim alanı, başka bir bölgede trafik yoğunluğunu artırabiliyor; nüfus artışı kanalizasyon, içme suyu, enerji ve toplu taşıma sistemleri üzerinde yeni yükler oluşturabiliyor. Bu nedenle İstanbul’un geleceği, birbirinden kopuk projelerle değil, kentin bütününü gözeten planlama kararlarıyla ele alınmak zorunda.

İstanbul’un en önemli sorunlarından biri de barınma. Yükselen kiralar ve konut fiyatları, özellikle düşük ve orta gelirli kesimlerin yaşadıkları mahallelerde kalmasını zorlaştırıyor. Kentsel dönüşüm projeleri kimi bölgelerde yapı güvenliğini artırırken, artan maliyetler nedeniyle eski sakinlerin mahallelerinden ayrılmasına da yol açabiliyor. Kentin bir bölümünde yeni ve yüksek değerli konutlar yükselirken başka bölgelerinde eski, bakımsız ve riskli yapılarda yaşam devam ediyor. Şehir plancılarının görevi, bu farklılıkları yalnızca yapılaşma açısından değil, konuta erişim ve toplumsal eşitlik bakımından da değerlendirmek.

Deprem tehlikesi ise İstanbul’daki bütün bu sorunları daha ağır hale getiriyor. Riskli yapı stokunun belirlenmesi, nüfus yoğunluğunun dengelenmesi, afet toplanma alanlarının korunması, ulaşım yollarının açık tutulması ve altyapının dayanıklı hale getirilmesi, birbirinden ayrı düşünülemeyecek çalışmalar. Binaların taşıyıcı sistemlerinin güvenliği mühendislik ve yapı denetiminin sorumluluğundayken, bu yapıların bulunduğu kentin afetlere karşı hazırlanması şehir planlamasının temel çalışma alanlarından birini oluşturuyor.

Maltepe’deki Çökme: Kentsel Dönüşümün Görünmeyen Sorunu

İstanbul Maltepe’de 8 Ekim sabahı yedi katlı bir binanın alt üç katının çökmesi sonucu beş kişi yaşamını yitirdi, on kişi yaralı kurtarıldı. Cevizli Mahallesi’nde meydana gelen olayın ardından binanın mimarı ve şantiye şefi gözaltına alındı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Nuri Aslan, 1987 yılında yapılan binaya daha sonra ilave katlar çıkıldığını açıkladı. Çökmenin kesin nedeni teknik incelemelerle belirlenecek olsa da olay, İstanbul’daki yapı stokunun güvenliği ve denetim süreçlerini yeniden gündeme taşıdı.

Facianın dikkat çekici ayrıntılarından biri, yaşamını yitiren Mesut Bilece ve ailesinin kendi evleri kentsel dönüşüme girdiği için yaklaşık 11 ay önce çöken binaya taşınmış olmasıydı. Daha güvenli bir konuta kavuşmak amacıyla başlayan dönüşüm sürecinin başka bir riskli yapıda son bulması, kentsel dönüşümün yalnızca yıkılan ve yeniden yapılan binalardan ibaret olmadığını gösteriyor. Dönüşüm sırasında insanların nerede yaşayacağı, kiracıların ve dar gelirli ailelerin hangi konutlara ulaşabileceği, geçici barınma alanlarının güvenliği de planlamanın konusu olmak zorunda.

Maltepe’de yaşanan yıkım, şehir plancılarının doğrudan sorumluluğundaki bir teknik hatadan kaynaklanmış olarak değerlendirilemez. Ancak olay, yapı denetimiyle şehir planlamasının neden birlikte yürütülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bir binanın güvenli hale getirilmesi, çevresindeki yapıların durumundan, mahallenin nüfus yoğunluğundan ve dönüşüm sürecinin toplumsal sonuçlarından bağımsız ele alındığında, riskler yalnızca bir adresten başka bir adrese taşınabiliyor.

Kentlerin Geleceğini Planlayan Uzmanlar Cezaevinde

Türkiye’nin kentlerini yeniden düşünmeye, İstanbul’u depreme hazırlamaya ve kentsel dönüşümü bilimsel temellere oturtmaya ihtiyaç duyduğu bu dönemde, şehir planlaması alanında çalışmış bazı isimlerin cezaevinde bulunması dikkat çekiyor. Tayfun Kahraman, Ramazan Gülten, Evren Buçan ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, farklı davalar ve soruşturmalar kapsamında özgürlüklerinden yoksun bulunuyor. Bu kişilerin dosyaları birbirinden farklı olsa da mesleki geçmişleri kent planlaması, yerel yönetimler ve kamusal alanların korunmasıyla ilişkili.

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesinin eski başkanı Dr. Tayfun Kahraman, Gezi davasında aldığı 18 yıllık hapis cezası nedeniyle 25 Nisan 2022’den bu yana cezaevinde. İstanbul’un kamusal alanlarının korunması ve şehircilik politikaları üzerine uzun yıllar çalışan Kahraman hakkında Anayasa Mahkemesinin verdiği hak ihlali kararlarının uygulanmaması, hukukçuların ve meslek örgütlerinin tepkilerine neden oluyor. Şehir Plancıları Odası, Kahraman’ın mesleki çalışmalarının ve kent hakkını savunmasının suç olarak değerlendirilmesine karşı çıkıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten ise 30 Nisan 2025’ten bu yana tutuklu. İmar ve ihale işlemlerine ilişkin suçlamaları reddeden Gülten, mahkeme savunmalarında görev alanı dışında kalan işlemlerden sorumlu tutulduğunu belirtti. Üsküdar’da kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğramış olan Gülten’in mesleki geçmişi, imar mevzuatının uygulanması ve yapılaşmanın denetlenmesi gibi kent yönetiminin önemli alanlarını kapsıyor.

Şile Belediyesinde görev yapan şehir plancısı Evren Buçan da Temmuz 2025’te başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandı. Hakkındaki rüşvet, irtikap ve ihale suçlamalarını reddeden Buçan, Şile’deki yapılaşma ve rant baskısına karşı yürüttüğü çalışmalar nedeniyle hedef alındığını savundu. Şehir plancısı ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ise Mart 2025’ten bu yana tutuklu. Kent uzlaşısı dosyasında hakkında tahliye kararı verilmesine rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturmasındaki tutukluluğu nedeniyle cezaevinden çıkamadı. Şahan, belediye başkanlığı öncesinde İstanbul’un kent politikaları ve yerel yönetim çalışmaları içinde yer almıştı.

Bu isimler hakkındaki yargı süreçlerinin hukuki değerlendirmesi ayrı bir konu olmakla birlikte, şehircilik alanında yetişmiş uzmanların mesleki bilgi ve deneyimlerinden yararlanılamaması da kamusal açıdan önem taşıyor. Türkiye’nin kentleri deprem tehlikesi, barınma krizi, altyapı sorunları ve çevresel baskılarla karşı karşıyayken, şehir planlaması alanındaki uzmanların bilimsel çalışmalarını ve kamu yararına yönelik değerlendirmelerini özgürce sürdürebilmesi gerekiyor.

Kentleri Kim, Kimin İçin Planlıyor?

Türkiye’de şehir planlamasının karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan biri, kentlerin ekonomik değerinin toplumsal gereksinimlerin önüne geçebilmesi. Bir imar değişikliğiyle arsa değerlerinin yükselmesi, kamusal alanların yapılaşmaya açılması ya da yoğunluğun artırılması, yalnızca teknik kararlar değil; kentte yaratılan ekonomik değerin nasıl paylaşılacağını belirleyen tercihler. Bu nedenle şehir plancılarının kamu yararını esas alan değerlendirmeleri zaman zaman büyük ekonomik beklentilerle karşı karşıya geliyor.

Oysa kent yalnızca üzerinde binaların yükseldiği bir arsa toplamı değil. İnsanların çalıştığı, yaşadığı, çocuklarını büyüttüğü, yaşlandığı ve ortak bir yaşam kurduğu toplumsal bir alan. Bir mahallenin parkını korumak, ulaşımını düzenlemek, okul ve hastane gereksinimini karşılamak ya da riskli yapılarını yenilemek, o mahallede yaşayan insanların geleceğini de belirliyor. Şehir plancılığının toplumsal önemi, birbirinden ayrı görünen bu gereksinimleri ortak bir yaşam düzeni içinde değerlendirmesinden kaynaklanıyor.

Maltepe’de beş insanın yaşamını yitirdiği bina çökmesi, İstanbul’un karşı karşıya bulunduğu tehlikelerin yalnızca büyük bir depremle sınırlı olmadığını gösterdi. Kentin güvenliği için yapı stokunun denetlenmesi kadar imar kararlarının bilimsel verilere dayanması, dönüşümün toplumsal maliyetlerinin gözetilmesi ve kamu kurumlarının etkin çalışması da gerekiyor. Bu çalışmaların hiçbirinin yalnızca siyasi kararlarla ya da inşaat faaliyetleriyle yürütülmesi mümkün değil; şehir plancılarının, mimarların, mühendislerin ve ilgili bütün uzmanların ortak çalışmasını gerektiriyor.

Türkiye’nin kentleri büyürken sorunları da büyüyor. İstanbul ise deprem tehlikesi, yoğun yapılaşma ve barınma krizi nedeniyle bu sorunların en ağır yaşandığı kentlerin başında geliyor. Böylesi bir dönemde şehir plancılarının mesleki bağımsızlığı, bilimsel bilgiye dayalı kararların uygulanması ve kamu yararının korunması, yalnızca bir meslek grubunun değil, milyonlarca insanın yaşamını ilgilendiriyor. Tayfun Kahraman, Ramazan Gülten, Evren Buçan ve Resul Emrah Şahan’ın cezaevinde bulunması da kentlerin geleceği üzerine düşünülürken göz ardı edilemeyecek bir tartışma olarak duruyor. Çünkü bir kenti yaşanabilir kılan yalnızca binaları değil, o binaların arasında kurulabilen güvenli, sağlıklı ve ortak yaşamdır.


  • NHY / Demirören Haber Ajansı, Euronews Türkçe, bianet, TMMOB Şehir Plancıları Odası, Medyascope, Cumhuriyet, Deutsche Welle Türkçe, Açık Silivri.