436 sanıklı İBB Davası’nın 92’nci gününde savunmalar sürerken, dosyanın merkezindeki bazı anlatımlar sanıkların çapraz sorgularında farklı bir tabloya dönüştü. Etkin pişmanlıktan yararlanan Yakup Öner’in “sistem” diye anlattığı yapının kapsamı konusunda geri adım atması, Murat Abbas’ın bazı önemli suçlamalarının “duyum, dedikodu” olduğunu kabul etmesi ve Resul Emrah Şahan’la karşılıklı sorguda somut belge ve bilgi tartışması, iddianamenin anlatısı ile duruşma salonunda ortaya çıkan beyanlar arasındaki mesafeyi büyüttü. İmamoğlu ise savunmalar boyunca suçlamaları reddederken, özellikle savcılığın para hesaplamaları ve etkin pişmanlık ifadeleri üzerinden kurduğu anlatıya doğrudan karşı çıktı.
92 Günün Ardından Davanın Fotoğrafı
Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 436 sanıklı İBB Davası, 5 Ekim 2026 itibarıyla Silivri’de devam ediyor. İkinci celsenin 28’inci gününe denk gelen 92’nci duruşmada 53 tutuklu sanık bulunuyor. Tutuksuz sanıkların savunmalarının büyük bölümü tamamlanırken, ek iddianameyle dosyaya dahil edilen 29 kişinin savunmalarının da alınması bekleniyor. Bu aşamanın ardından İmamoğlu’nun yeniden savunma yapması öngörülüyor.
Davanın bu aşamasında dikkat çeken nokta, savunmaların yalnızca sanıkların suçlamalara verdiği yanıtlarla sınırlı kalmaması. Özellikle etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların önceki ifadeleri, duruşmadaki çapraz sorgularda yeniden açılıyor ve bazı anlatımların dayanağı doğrudan sanıkların kendilerine soruluyor.
Ortaya çıkan tablo, dosyadaki her iddianın aynı ağırlıkta ve aynı nitelikte olmadığını gösteren bir dizi tartışmayı beraberinde getiriyor.
“Sistem” Anlatısı Çapraz Sorguda Değişti
Bu tartışmanın en dikkat çekici isimlerinden biri, İmamoğlu’nun yaklaşık 12 yıllık danışmanlığını yapan ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Yakup Öner oldu.
Öner, soruşturma aşamasındaki ifadelerinde İBB içerisinde Fatih Keleş, Ertan Yıldız ve Murat Ongun’un bulunduğu bir “sistem”den söz etmişti. Ancak duruşmada Murat Ongun’un soruları üzerine bu kavramın iddianamede yüklenen anlamda bir örgütlenmeyi ifade etmediğini söyledi.
Öner, “sistem” derken kastının “yolsuzluk yapılanması” değil, yönetim mekanizması ve iç işleyiş olduğunu belirtti. Ongun’un reklam ihaleleriyle ilgili doğrudan bilgisi, görgüsü veya tanıklığı olup olmadığını sorması üzerine de açık biçimde “Yok” yanıtını verdi. Ayrıca Ongun’un kendisine baskı veya zorlama uyguladığı yönündeki bir soruya da “Hayır” dedi.
Bu nokta önemliydi.
Çünkü soruşturma aşamasındaki bir ifade, iddianame içinde belirli bir örgütsel yapının parçası olarak okunurken, aynı kişinin mahkeme huzurundaki sorgusunda o kelimeye yüklenen anlamın farklı olduğunu söylemesi, savunmanın en önemli tartışma başlıklarından birine dönüştü.
Öner İhaleler İçin “Bilgim Yok” Dedi
Öner’in savunmasında ortaya çıkan bir başka dikkat çekici nokta ise Murat Ongun’a yöneltilen reklam, etkinlik ve organizasyon ihaleleriyle ilgili oldu.
Ongun, kendisi hakkında ileri sürülen ihaleler konusunda Öner’in herhangi bir doğrudan bilgisi, görgüsü veya şahitliği bulunup bulunmadığını sordu.
Öner’in yanıtı kısa oldu:
“Yok.”
Aynı sorguda Ongun, Muhittin Palazoğlu’nun kendisine yönlendirilmesi ve işinin çözülmesi konusunda baskı yapıp yapmadığını da sordu. Öner buna da “Hayır, olmadı” karşılığını verdi.
Böylece iddianamede yer alan bazı bağlantıların mahkeme salonunda doğrudan görgüye dayalı bir anlatımdan ziyade, sanığın hangi bilgiye bizzat sahip olduğu sorusuna kadar indirgenmesi gerektiği ortaya çıktı.
Resul Emrah Şahan: “Bunu Somut Neye Dayandırıyorsunuz?”
Öner ile İBB eski Genel Sekreter Yardımcısı Resul Emrah Şahan arasındaki çapraz sorgu ise davadaki “sistem” anlatısının en tartışmalı bölümlerinden birini oluşturdu.
Öner, Şahan’ın Boğaziçi, imar, kentsel dönüşüm, planlama, emlak, reklam, kamulaştırma, kültür varlıkları, KUDEB, KİPTAŞ, İmar AŞ ve BİMTAŞ gibi alanlarda bir yapı oluşturduğunu ileri süren değerlendirmelerde bulundu.
Şahan ise bu anlatımın somut dayanağını sordu.
İBB bünyesindeki çok sayıda yöneticinin önceki dönemden kaldığını, önemli bölümünü tanımadığını ve telefonlarının dahi bulunmadığını belirten Şahan, Öner’e doğrudan şu soruyu yöneltti:
“Bu değerlendirmeyi herhangi bir somuta dayanarak mı yapıyorsunuz?”
Öner ise bunun kendi görüşü olduğunu söyledi. Şahan’ın “Bu bir husumet göstergesi” sözleri üzerine Öner de değerlendirmesinin kendi kanaati olduğunu belirtti.
Burada ortaya çıkan çelişki açık:
Bir tarafta iddianameye giren geniş bir organizasyon anlatısı var; diğer tarafta bu anlatının önemli bölümlerinden birini yapan kişinin, çapraz sorguda bunun kendi değerlendirmesi olduğunu söylemesi.
Bu, mahkemenin önündeki temel sorulardan birini de büyütüyor: Bir kişinin kanaati, somut olay ve belgeyle desteklenmediği durumda, başka kişiler hakkında örgütsel hiyerarşi veya suç bağlantısı kurulmasının dayanağı olabilir mi?
“Duyum, Dedikodu” İfadesi
Benzer bir tablo Murat Abbas’ın sorgusunda ortaya çıktı.
Dosyanın ilk etkin pişmanlıkçısı olan eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas, bazı sanıkların malvarlığı ve yaşam biçimleriyle ilgili önceki ifadeleri nedeniyle çapraz sorguya alındı.
Abbas, Onur Aldı’nın satın aldığı evle ilgili “maaşla alınmasının mümkün olmadığı” yönündeki anlatımının kaynağı sorulduğunda, bunun “duyum” olduğunu söyledi.
Daha önce Barış Kılıç’ın Atina’da evi veya teknesi bulunduğuna ilişkin ifadeleri de gündeme geldi. Bu bilgilerin somut bir belgeye dayanıp dayanmadığı sorulduğunda Abbas, “Böyle şeylerle ilgili evrak şu an elimde nasıl olabilir?” yanıtını verdi.
Avukatın bunun “dedikodu mahiyetinde” beyan olup olmadığını sorması üzerine de tartışma bu eksende ilerledi.
Bu bölüm, davadaki bazı anlatımlar açısından özellikle önemli.
Çünkü soru artık yalnızca “ne söylendi?” sorusu değil.
Söylenen şeyin kaynağı ne? Görgüye mi dayanıyor, belgeye mi, yoksa başkasından duyulan bir bilgiye mi?
Mahkeme salonundaki çapraz sorgular, bu ayrımın dosyanın bazı bölümlerinde ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.
“50 Milyon Dolar” Tartışması
İmamoğlu’nun mahkemedeki tutumu da özellikle bu noktada şekilleniyor.
30 Eylül’deki duruşmada savcılığın dosyadaki para kalemlerini toplamasına ve bunların 40-50 milyon dolar civarında bir yolsuzluk miktarı olarak sunulmasına itiraz eden İmamoğlu, bunun bir “algı süreci” olduğunu söyledi.
İmamoğlu, belediye başkanlığı dönemindeki yönetim anlayışını savunurken “Tek bir haram kuruş boğazımdan geçmemiştir” dedi ve kendisine yönelik suçlamaları reddetti.
İmamoğlu’nun savunmalarındaki belirgin çizgi ise suçlamaları tek tek yanıtlamanın yanı sıra, iddianamenin olayları birbiriyle ilişkilendirme biçimine itiraz etmek oldu.
Savcılığın farklı olaylara ilişkin rakamları bir araya getirerek toplam bir para miktarı üzerinden “örgütsel yolsuzluk” tablosu çıkarmasına karşılık, İmamoğlu bunun gerçek bir yolsuzluk miktarı gibi sunulmasını eleştirdi.
Bu yaklaşım, davanın bundan sonraki bölümünde de kritik olacak.
Çünkü mahkeme önünde artık yalnızca tek tek ihalelerin veya para hareketlerinin ne olduğu değil, bu olayların aynı örgütsel yapı içinde nasıl birbirine bağlandığı tartışılıyor.
Öner İle Şahan Arasında “Husumet” Tartışması
Yakup Öner ile Resul Emrah Şahan arasındaki sorguda dikkat çeken bir başka nokta ise kişisel husumet iddiası oldu.
Şahan, Öner’in kendisi hakkındaki değerlendirmelerinin kişisel bir husumetten kaynaklanıp kaynaklanmadığını sorguladı.
Öner ise Şahan’ı “sinsi” gördüğünü söylemesinin kendi görüşü olduğunu belirtti.
Şahan ise bunu açıkça “husumet göstergesi” olarak değerlendirdi.
Bu tartışma, Öner’in bazı anlatımlarının yalnızca kurumsal işleyişe ilişkin bilgi değil, kişisel değerlendirme ve geçmişte yaşanan anlaşmazlıkların etkisini taşıyıp taşımadığı sorusunu da gündeme getirdi.
Duruşmanın bu bölümünde Öner’in anlattığı bazı olayların bizzat gördüğü işlemlerden değil, başka kişilerden aktarılan bilgilerden oluştuğu da sorgulandı.
Bir Başka Çatlak: Görüşme Ve Belge
Şahan’ın sorgusunda gündeme gelen bir diğer konu, Şişli’deki bir yapı ve buna ilişkin ceza, harç ve tadilat işlemleriydi.
Öner, kendisine bazı belgelerin gösterildiğini ancak bunları inceleme yetkisinin bulunmadığını söyledi.
Şahan ise “Evrakları incelediniz mi?” diye sordu.
Öner’in yanıtı, “Hayır” oldu.
Daha sonra Öner, konunun kendisine Mehmet Torun üzerinden geldiğini ve bunu Ekrem İmamoğlu’na ilettiğini söyledi. Ancak görüşmenin sonucuyla ilgili doğrudan bir nedensellik kurmadığını da özellikle belirtti.
Bu bölüm de iddianamedeki anlatıların duruşmada nasıl daha dar bir çerçeveye çekildiğini gösteren örneklerden biri oldu.
Murat Abbas’ın Savunması Da İddianameyle Sınandı
Murat Abbas’ın sorgusunda ise kendisine yöneltilen bir başka temel soru, İBB’de göreve başlaması ile reklam ve etkinlik ihaleleri arasında bağlantı kurulup kurulamayacağıydı.
Abbas, kendisinin İBB’de göreve başlamadan önce Murat Ongun’la reklam veya etkinlik ihaleleri konusunda görüşmediğini söyledi.
İddianamede Abbas’ın “reklam ve etkinlik ihalelerine karışmama taahhüdüyle” Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne getirildiği yönündeki değerlendirme de Abbas tarafından reddedildi.
“İddianamede hangi amaçla yazıldığını bilemem ama benim ifademde böyle bir şey yok” dedi.
Kendisinin örgüt üyesi olduğu yönündeki suçlamayı da kabul etmedi.
Burada da benzer bir tablo ortaya çıktı: İddianamede bir anlam yüklenen ifade, sanığın mahkeme huzurundaki beyanında aynı biçimde kabul edilmiyor.
Savunma Kürsüsü Yeni Bir Gerilim Alanına Dönüştü
5 Ekim’deki 92’nci günün tartışması yalnızca sanıkların ifadeleriyle sınırlı kalmadı.
İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne gece saatlerinde nakledilmesi duruşmanın başında gündeme geldi.
Pehlivan, yaklaşık 16 aydır kaldığı hücrenin gece yarısı boşaltıldığını, nereye götürüleceğini bilmeden araca bindirildiğini ve sabaha karşı 3,5 saat kelepçeli şekilde duruşmaya getirildiğini anlattı.
Mahkemenin cezaevine yazı yazarak duruşmaya getirilmesini istemesini ise “Bakanlık beni duruşmadan uzaklaştırmak istedi, heyetiniz beni duruşmaya geri çağırdı” sözleriyle değerlendirdi.
Pehlivan’ın en çarpıcı cümlesi ise şu oldu:
“Gündüz siz karar verdiniz, gece onlar geldi. Heyetiniz tuttu, Bakanlık vurdu.”
Bu açıklamanın ardından İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi Fırat Epözdemir’in söz talebinin reddedilmesi, daha sonra İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun da söz istemesine izin verilmemesi salonda gerilimi yükseltti.
Mahkeme Başkanı, Kaboğlu’nun talebine karşı “Burası açıklama yapma yeri değil” dedi. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu üyesi Kemal Aytaç’ın salondan çıkarılması yönünde talimat verilmesi üzerine avukatlar mahkeme heyetini alkışlarla protesto ederek salonu terk etti.
İmamoğlu’nun Mahkemedeki Tutumu: Savunmadan Siyasi Ve Hukuki Meydan Okumaya
İmamoğlu’nun duruşmalardaki tutumu ise başından bu yana yalnızca kendisine yöneltilen suçlamalara cevap vermekle sınırlı değil.
İmamoğlu, savcılığın suçlamalarını reddederken iddianamenin olayları bir “örgüt” anlatısı içinde birleştirme yöntemini de hedef alıyor. Para miktarlarının toplanması, kişisel ilişkilerin örgütsel bağ olarak yorumlanması ve etkin pişmanlık ifadelerinin dosyanın ana omurgasına dönüştürülmesi, onun savunmasında sürekli karşılık bulan başlıklar.
30 Eylül’deki duruşmada da savcılığın hesaplamalarına tepki göstererek, “kendi yazdıkları rakamları alt alta toplayarak” 40-50 milyon dolarlık bir yolsuzluk miktarı varmış gibi algı oluşturulduğunu savundu.
5 Ekim’de ise avukatların salondan ayrıldığı gerilim sırasında izleyicilere dönerek:
“Adaleti öldürmek istiyorlar ama biz inadına yaşatacağız.” dedi.
Bu tavır, İmamoğlu’nun mahkeme salonunu yalnızca kendisini savunduğu bir yer olarak değil, iddianamenin bütün siyasi ve hukuki çerçevesine itiraz ettiği bir kürsü olarak kullandığını gösteriyor.
Duruşma İlerledikçe Asıl Soru Büyüyor
İBB Davası’nın 92’nci gününe gelindiğinde henüz mahkemenin önündeki bütün savunmalar tamamlanmış değil. Dolayısıyla bugün ortaya çıkan beyanların hukuki sonucuna ilişkin bir hüküm vermek mümkün değil.
Ancak duruşmalarda ortaya çıkan tabloyu görmezden gelmek de mümkün değil.
Bir tarafta savcılığın geniş kapsamlı örgüt ve yolsuzluk anlatısı bulunuyor.
Diğer tarafta bu anlatının bazı önemli unsurlarını oluşturan kişilerin mahkeme huzurunda verdikleri yanıtlar var:
Yakup Öner, Murat Ongun’un reklam ihalelerine ilişkin bilgisi olmadığını söylüyor.
“Sistem” ifadesinin iddianamedeki anlamıyla kullanılmadığını belirtiyor.
Resul Emrah Şahan hakkındaki bazı değerlendirmelerinin kendi görüşü olduğunu kabul ediyor.
Murat Abbas, bazı malvarlığı anlatımlarının kaynağını “duyum, dedikodu” olarak tarif ediyor.
Abbas, iddianamede kendisine yüklenen bazı ifadelerin kendi beyanında bulunmadığını söylüyor.
Pehlivan’ın nakli ise savunmanın mahkeme önündeki fiili koşullarını ayrı bir tartışma başlığına dönüştürüyor.
Ve bütün bu tartışmaların ortasında İmamoğlu, suçlamaları reddederek “Tek bir haram kuruş boğazımdan geçmedi” çizgisindeki savunmasını sürdürüyor.
İBB Davası ilerledikçe artık yalnızca “Kim neyle suçlanıyor?” sorusu değil, daha temel bir soru da mahkemenin önüne geliyor:
İddianamenin kurduğu büyük resmin parçaları, mahkeme salonunda tek tek sorgulandığında aynı resmi vermeye devam ediyor mu?
92 günlük yargılamanın bundan sonraki bölümünde cevabı aranacak en önemli soru da bu olacak.
NHY / T24, Cumhuriyet, Evrensel, BirGün, ANKA Haber, Medyascope, İlke TV, İstanbul Gerçeği, DW Türkçe, İstanbul Yargılıyor
- İBB Davası’nda Savunmalar Derinleştikçe Çelişkiler Büyüyor: Silivri’de “Sistem” Tartışması - 5 Ekim 2026
- Belediyelerde Sandık Sonrası İktidar Mücadelesi: Operasyon, Tutuklama Ve Saf Değiştirme - 4 Ekim 2026
- Kavala Dosyasında Yeni Bekleme: AİHM Kararı Masada, Mahkemenin Önünde Hâlâ Tercüme Bekleniyor - 27 Eylül 2026












