SGK’nin sigortalı işçi verileri ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sendikal istatistiklerde kullandığı işçi sayıları arasındaki makas yeniden açıldı. Aziz Çelik’in dikkat çektiği tabloya göre Ocak 2023–Temmuz 2026 döneminde SGK’deki sigortalı işçi sayısı 726 bin artarken Bakanlığın açıkladığı işçi sayısı 1 milyon 467 bin yükseldi. Üstelik Temmuz 2026’da Bakanlığın açıkladığı sayı, SGK verilerinden hareketle ulaşılabilecek toplamın da üzerine çıktı.
Bakanlığın Sayısı SGK Verisini Yeniden Aştı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2026 işkolu istatistiklerine göre Türkiye’de toplam işçi sayısı 17 milyon 630 bin 475, sendikalı işçi sayısı ise 2 milyon 432 bin 789. Bakanlık bu veriler üzerinden toplam sendikalaşma oranını yüzde 13,799 olarak açıkladı. Temmuz döneminde işçi sayısındaki artışın 931 bin 391 kişi olması da dikkat çekici bir başka veri olarak kayıtlara geçti.
Ancak ekonomist Aziz Çelik’in SGK verileriyle yaptığı karşılaştırma, burada daha temel bir soruya işaret ediyor. Çelik’in hesaplamasına göre Ocak 2023 ile Temmuz 2026 arasında SGK’nin sigortalı işçi evrenindeki artış 725 bin 784 kişi olurken, Bakanlığın açıkladığı işçi sayısındaki artış 1 milyon 467 bin 195 kişiye ulaştı. Başka bir ifadeyle Bakanlığın açıkladığı işçi sayısı, aynı dönemde SGK’deki artışın yaklaşık iki katı hızında büyüdü.
Buradaki kritik nokta yalnızca iki kurumun farklı rakam açıklaması değil. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında Bakanlığın işkolu istatistikleri hazırlanırken SGK’ye yapılan bildirimlerin esas alınması gerekiyor. Dolayısıyla Bakanlığın açıkladığı işçi sayısının, kapsamı belirli koşullarda daraltılmış olmakla birlikte, SGK’deki ilgili sigortalı işçi evreninin bir alt kümesi olması bekleniyor.
Temmuz 2026’da “Parça” Bütünü Geçti
Çelik’in hesaplamasına göre Temmuz 2026’da SGK’nin çırak, stajyer ve kursiyerler dışındaki 4/1-a kapsamındaki sigortalıları 17 milyon 627 bin 578 kişi. Bakanlığın açıkladığı işçi sayısı ise 17 milyon 630 bin 475.
Bu durumda Bakanlığın işçi sayısı, SGK’nin daha geniş sigortalı evreninden bile 2 bin 897 kişi fazla görünüyor. Çelik’in dikkat çektiği asıl sorun ise bunun yalnızca ilk hesap olması. SGK toplamının içinde sendika üyesi olamayacak bazı gruplar da bulunuyor. Ceza infaz kurumlarında çalışan hükümlü ve tutuklular ile işveren vekilleri gibi gruplar da dikkate alındığında, sendikalaşabilir işçi sayısının Bakanlığın açıkladığı rakamdan daha düşük olması bekleniyor.
Dolayısıyla tartışma birkaç bin kişilik bir aritmetik farktan ibaret değil. Asıl soru şu: SGK’nin daha geniş evreninden bile büyük bir işçi sayısı Bakanlığın işkolu istatistiklerinde nasıl ortaya çıkıyor?
Bu sorunun yanıtı verilmediği sürece, işçi sayısının hangi yöntemle üretildiği ve hangi grupların hesaba katıldığı konusunda ciddi bir veri şeffaflığı sorunu bulunuyor.
Asıl Bedel Sendikalara Çıkıyor
Bu rakamların önemi, yalnızca devlet kurumlarının istatistiklerinin birbirini tutup tutmamasıyla sınırlı değil. Çünkü Bakanlığın açıkladığı işçi sayısı, sendikaların yüzde 1’lik işkolu barajını aşıp aşamadığının hesabında doğrudan kullanılıyor.
Başka bir ifadeyle payda büyüdükçe sendikanın oranı düşüyor. Gerçek işçi sayısından daha yüksek bir toplam üzerinden hesap yapılıyorsa, sendikaların barajı aşması zorlaşıyor.
Temmuz 2026 istatistiklerinde bunun somut sonucu görülüyor. Bakanlık 246 işçi sendikasından yalnızca 60’ının yüzde 1’lik işkolu barajını geçtiğini, 186 sendikanın ise barajın altında kaldığını açıkladı. Sendikalı işçi sayısı 2 milyon 432 bin 789’a yükselmiş olsa da toplam işçi sayısındaki çok daha hızlı artış nedeniyle sendikalaşma oranı Ocak 2026’daki yüzde 14,455’ten yüzde 13,799’a geriledi.
Çelik’in dikkat çektiği nokta tam burada önem kazanıyor: Bir sendikanın barajın hemen altında kalması halinde, paydadaki birkaç bin hatta birkaç yüz kişilik fark bile sonucu değiştirebilir. Dolayısıyla açıklanmayan ya da yöntemi kamuoyuna açık olmayan işçi sayılarının sendikaların örgütlenme kapasitesi üzerinde doğrudan etkisi bulunuyor.
Özel Sektörde Sendikal Örgütlülük Yüzde 6,48
Bakanlığın kendi verileri de Türkiye’deki sendikal tablonun ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Temmuz 2026 itibarıyla kamu sektöründe sendikalaşma oranı yüzde 76,29 iken özel sektörde bu oran yalnızca yüzde 6,48 seviyesinde kaldı. Özel sektörde 16 milyon 17 bin 498 işçiye karşılık sendika üyesi işçi sayısı 1 milyon 38 bin 48 olarak açıklandı.
Bu tablo, Türkiye’de sendikal örgütlenme sorununun esas olarak özel sektörde yoğunlaştığını gösteriyor. İşçinin sendikaya üye olmasının işini kaybetme, işveren baskısı veya toplu pazarlık hakkına erişememe riski taşıdığı bir çalışma düzeninde, istatistiklerin hangi yöntemle oluşturulduğu daha da önemli hale geliyor.
Çünkü düşük örgütlenme oranının üzerine bir de yüksek veya tartışmalı bir işçi paydası eklenirse, sendikaların toplu pazarlık alanı daha da daralıyor.
ILO Da Aynı Baraja Dikkat Çekiyor
Bu sorun yalnızca Türkiye’deki sendikaların veya Aziz Çelik’in gündeme getirdiği bir tartışma değil. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerinde de yüzde 1’lik işkolu barajının sendikaların toplu pazarlık hakkına erişimi üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor.
ILO’nun ilgili komitesi, Türkiye’deki sistemin sendikaların toplu sözleşme yetkisi kazanabilmesi için ikili bir eşik öngördüğünü ve işkolu düzeyinde yüzde 1 baraj uygulandığını belirtiyor. Komite, daha fazla işçi örgütünün toplu pazarlığa katılabilmesini sağlamak amacıyla 6356 sayılı Kanun’un ilgili maddesinin sosyal taraflarla görüşülerek değiştirilmesini istiyor.
ILO daha önce de yöntemin kendisine ilişkin tartışmaları kayda geçirmiş durumda. Kurumun Türkiye değerlendirmelerinde, yüzde 1 barajının bazı önemli sektörlerdeki sendikaların toplu pazarlığa katılmasını engellediğine ilişkin sendikal itirazlara yer veriliyor. ILO ayrıca sendika üyeliğinin ve işçi sayılarının hesaplanma yönteminin tartışıldığını da belirtiyor.
Türkiye’de Sendika Oranı Hâlâ Düşük
OECD’nin 2025 tarihli çalışması da Türkiye’deki sendikal örgütlenmenin uluslararası karşılaştırmadaki zayıf konumunu ortaya koyuyor. OECD ülkelerinde sendika üyeliği 1985’te ortalama yüzde 30 düzeyindeyken 2024’te yüzde 15’e geriledi. Türkiye’de ise OECD’nin karşılaştırmalı verilerinde sendikal yoğunluk uzun yıllar boyunca düşük seviyelerde seyrediyor.
Burada Türkiye açısından kritik mesele yalnızca sendika üyeliğinin düşük olması değil, sendikanın toplu pazarlık yapabilmesi için ayrıca bir temsil eşiğinin bulunması. ILO da Türkiye’de bu sistemin daha fazla sendikanın toplu pazarlık hakkına erişmesini zorlaştırdığını açıkça tartışıyor.
Dolayısıyla işçi sayısının nasıl hesaplandığı, sendikal demokrasinin teknik ayrıntısı değil; doğrudan işçinin toplu sözleşme hakkının sınırlarını belirleyen siyasi ve ekonomik bir mesele.
Bakanlığın Önündeki Asıl Soru
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı resmi istatistiklerinde Temmuz 2026 itibarıyla işçi sayısının 17 milyon 630 bin 475 olduğunu söylüyor. SGK’nin sigortalı verileri üzerinden yapılan hesap ise Bakanlığın sayısının dayandığı evren konusunda ciddi bir soru işareti yaratıyor. Üstelik sorun yalnızca Temmuz 2026 rakamında değil; Ocak 2023’ten bu yana iki veri serisinin gelişim hızlarında ortaya çıkan olağandışı farkta düğümleniyor.
Burada yapılması gereken, “bizim rakamımız doğrudur” demek değil, rakamın nasıl üretildiğini bütün açıklığıyla ortaya koymak. Hangi SGK kayıtları alınıyor, hangi gruplar çıkarılıyor, hangi tarihteki kayıtlar esas alınıyor, işkollarına dağıtım nasıl yapılıyor ve SGK ile Bakanlık verileri arasındaki fark hangi yöntemle oluşuyor?
Çünkü sendikaların yüzde 1 barajını geçip geçemediğinin, dolayısıyla toplu iş sözleşmesi yapma yetkisinin belirlenmesinde kullanılan bir verinin kaynağı ve yöntemi kamuoyundan saklanamaz.
Bir ülkede işçinin sayısını devlet belirliyorsa, sendikanın gücünü de aynı devletin belirlediği bir sisteme dönüşür. İşçi sayısı gerçekten artıyorsa bunun SGK kayıtlarında da görünmesi gerekir. Görünmüyorsa, Bakanlığın açıklaması gereken şey rakam değil, o rakamın kaynağıdır.
Parça bütünden büyük olamaz. Büyük görünüyorsa, artık mesele matematik değil, verinin kendisine duyulan güven meselesidir.
NHY / Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SGK, BirGün-Aziz Çelik, Sendika.org, ILO, OECD.





















