Doruk Madencilik ve Elazığ ETİ Gümüş işçilerinin yıllardır ödenmeyen ücret, kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer alacaklarının ödenmesi talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde başlattığı direniş 14’üncü gününe girerken, işçiler “itibar” tartışmasına karşı yaşadıkları hak kayıplarını ve çalışma koşullarını anlattı; sendika ise Çalışma Bakanlığı İş Teftiş Kurulu raporunun işçilerin taleplerini doğruladığını belirterek çözümün artık bir ödeme ve uygulama meselesi olduğunu savundu.
14 Günlük Direnişin Nedeni: Ödenmeyen Haklar
Bağımsız Maden-İş Sendikası üyesi Doruk Madencilik ve Elazığ ETİ Gümüş işçileri, yıllardır ödenmediğini belirttikleri ücret ve tazminat alacakları için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki eylemlerini sürdürüyor. Ankara’daki direnişin 14’üncü gününde işçiler, “Çalışırken ölmek istemiyoruz”, “Alparslan Bayraktar çık karşımıza”, “Direne direne kazanacağız” ve “Ölmek var dönmek yok” sloganları attı.
Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, işçilerin 13 gündür Bakanlıkla görüşme talep ettiğini, gün içerisinde 15’in üzerinde başvuruda bulunmalarına rağmen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve Bakan Yardımcısı ile görüşemediklerini söyledi. Aksu, görüşme taleplerinin karşılıksız kalmasını, kamu yöneticileri ile madenciler arasındaki mesafenin göstergesi olarak değerlendirdi.
Aksu’ya göre direnişin temelinde yeni bir ücret artışı ya da ek sosyal hak talebi bulunmuyor. İşçiler; geçmişte çalışarak hak ettikleri maaş, kıdem ve ihbar tazminatları, süresiz ücretsiz izin dönemlerine ilişkin ödemeler, ücretli izin alacakları ve sendikal nedenlerle işten çıkarıldığını belirttikleri altı işçinin haklarının ödenmesini istiyor. Aksu, bazı işçilerin üç, beş, altı hatta yedi yıldır hak ettikleri paraları alamadığını ifade etti.
“Çözümü Basit: Öderler, Kalkar Gideriz”
Direnişin kritik noktalarından biri, sendikanın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu raporuna ilişkin değerlendirmesi. Aksu, üç bakan yardımcısının huzurunda yapılan görevlendirme kapsamında tarafların İş Teftiş Kurulu raporunun sonuçlarını kabul edeceğinin kararlaştırıldığını belirtti.
Aksu, raporun işçilerin ileri sürdüğü tezler doğrultusunda sonuçlandığını ve süresiz ücretsiz izin dönemlerine ilişkin hakların ödenmesi, sigorta primlerinin işlenmesi, ihbar tazminatlarının ödenmesi ve sendikal nedenlerle işten çıkarıldığını belirttiği altı işçinin sendikal haklarının karşılanması yönünde tespitler içerdiğini savundu.
Bu iddianın doğruluğu, direnişin temelindeki uyuşmazlığın niteliği açısından belirleyici. Eğer tarafların üzerinde uzlaştığı resmi teftiş sürecinde işçilerin iddialarını doğrulayan tespitler bulunuyorsa, tartışmanın yeni hakların kazanılmasından çok, mevcut hakların neden hâlâ ödenmediği noktasında düğümlendiği görülüyor. İşçilerin “çözümü basit” diyerek işaret ettiği nokta da tam olarak burası: Hakların varlığı tartışılmayacaksa, geriye bu hakların neden ödenmediği sorusu kalıyor.
Madencilikte Kâr Baskısı Ve İş Güvenliği
Bağımsız Maden-İş yöneticisi Volkan Çetin ise Ankara’nın Beypazarı ilçesinde yaşanan maden kazasına ilişkin değerlendirmesinde, üretim süreçlerindeki güvenlik uygulamalarını gündeme taşıdı. Çetin, yeni açılan üretim panolarında belirli bir ilerleme sağlandıktan sonra üretimin kontrollü biçimde durdurulması ve “arka göçürme” işleminin güvenli şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti.
Şirketin üretimi durdurmak yerine alanın kendiliğinden göçmesini beklediğini ileri süren Çetin, bunun öngörülebilir bir risk olduğunu ve yaşananların “iş cinayeti” olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Çetin, üretimin ve kazancın artırılması amacıyla iş güvenliği prosedürlerinin geri plana atıldığını iddia ederek, soruşturmanın takipçisi olacaklarını söyledi.
Madencilerin açıklamaları bu nedenle yalnızca bir ücret ve tazminat uyuşmazlığına işaret etmiyor. Yeraltında çalışan işçilerin geçimlerini sağlayabilmek için sağlıklarını ve hayatlarını riske attığı bir sektörde, üretim baskısı ile iş güvenliği arasındaki gerilim yeniden tartışmanın merkezine yerleşiyor. İşçiler açısından sorun, yalnızca çalışırken ne kadar kazanacakları değil; çalışmanın bedelinin neden sakatlık, hastalık, işsizlik ve hatta ölüm riskiyle birlikte düşünülmek zorunda bırakıldıkları.
“İtibar” Tartışmasına Madencinin Yanıtı
Direnişte öne çıkan en çarpıcı açıklamalardan biri ise bir Doruk Madencilik işçisinin, Yıldızlar SSS Holding’in kendilerine yönelik “itibarımızı zedeleyenlere dava açacağız” açıklamasına verdiği tepki oldu.
Özel gereksinimli bir çocuğunun bulunduğunu ve çocuğunu doktora götürebilmek için borç aradığını anlatan işçi, günlük hayatındaki ekonomik sıkışmayı şirketin “itibar” söylemiyle karşı karşıya koydu. Market borcundan sağlık sorunlarına kadar yaşadığı güçlükleri anlatan işçi, iş kazası geçirdikten yalnızca dört gün sonra ücretsiz izne çıkarıldığını ve bu süreçte gelirden yoksun kaldığını söyledi.
İşçinin sözleri, tartışmanın iki farklı dünyasını görünür hale getiriyor: Bir tarafta şirketin kurumsal itibarı, diğer tarafta geçimini sağlayabilmek için borç arayan, iş kazası sonrasında sağlık sorunları yaşayan ve yıllardır alacaklarını bekleyen bir işçinin hayatı.
“Ben sağlığımı kaybettim, beyefendi hâlâ itibar diyor” sözleri bu nedenle yalnızca öfkeli bir tepki değil; sermayenin “itibar” olarak tarif ettiği şey ile işçinin hayatında karşılığını bulan gerçeklik arasındaki uçurumun ifadesi olarak öne çıkıyor.
“Ben Sağlığımı Kaybettim”
İşçi, yeraltında yaşadığı iş kazasının ardından menisküs bağlarının koptuğunu, doktorların ameliyat olmadığı takdirde ilerleyen yıllarda ayaklarını kaybetme riski bulunduğunu söyledi. “Ben futbolcu değilim, koşucu değilim. Bu yer altında oldu” sözleriyle, yaşadığı sağlık sorununu çalışma koşullarıyla ilişkilendirdi.
Aynı işçi, Beypazarı’ndaki maden kazası sırasında Ankara Valisinin olay yerinde bulunduğunu belirterek, kamu makamlarına da çağrıda bulundu. Haklarını almak için Bakanlık önünde beklemeye devam edeceklerini belirten işçi, alacakları ödenmeden eylem alanından ayrılmak istemediklerini söyledi.
Bu anlatı, madencilik sektöründeki emeğin bedelini yalnızca ücret bordrosu üzerinden ölçmenin mümkün olmadığını gösteriyor. İşçi için ücretin gecikmesi geçici bir ekonomik sorun değil; sağlık hizmetine erişimden aile bütçesine, borçlanmadan yaşamını sürdürebilme kapasitesine kadar uzanan doğrudan bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.
Bakanlığın Önündeki Soru: Haklar Neden Hâlâ Ödenmiyor?
Madencilerin direnişinde artık temel soru yalnızca işçilerin ne talep ettiği değil, talep ettikleri hakların neden yıllardır ödenmediği. Sendikanın işaret ettiği İş Teftiş Kurulu raporu, işçilerin iddialarının incelendiğini ve bazı başlıklar bakımından işçilerin lehine sonuçlar bulunduğunu ortaya koyuyorsa, kamu makamlarının ve ilgili şirketlerin bu sonuçlara ilişkin tutumu açıklık kazanmak zorunda.
Üstelik işçiler, yeni bir sosyal hak ya da henüz kazanılmamış bir ücret artışı talep etmediklerini özellikle vurguluyor. Söyledikleri basit: Çalıştıkları dönemin ücretleri, tazminatları, izin hakları ve diğer özlük alacakları ödensin.
Bu nedenle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki 14 günlük direniş, bir grup madencinin alacak kavgasından daha geniş bir anlam taşıyor. Yeraltında üretimin yükünü taşıyan işçilerin, haklarını almak için günlerce bakanlık kapısında beklemek zorunda kalması; emeğin üretim sürecindeki vazgeçilmezliği ile hakların ödenmesi aşamasındaki görünmezliği arasındaki çelişkiyi açığa çıkarıyor.
Madencilerin talebi ise değişmiyor: Hak ettikleri ödemeler yapılsın, iş güvenliği sağlansın ve yıllardır biriken mağduriyetler giderilsin. Direnişin bundan sonraki aşamasını belirleyecek olan da Bakanlığın işçilerin karşısına çıkıp çıkmayacağı ve sendikanın işaret ettiği resmi tespitlerin gereğinin yerine getirilip getirilmeyeceği olacak.










