Almanya’nın Birlik Günü’nde Berlin’in merkezinde toplanan binlerce kişi, ülkenin yeniden silahlanmasına, savaş politikalarına ve zorunlu askerlik hazırlıklarına karşı yürüdü. 300’ü aşkın örgütün destek verdiği eylemde, silahlanmaya ayrılan milyarlar yerine eğitim, sağlık, emeklilik ve sosyal hizmetlere kaynak aktarılması istendi.

Almanya’da 3 Ekim Birlik Günü, bu yıl resmi törenlerin yanı sıra ülkenin hızla büyüyen savaş ve silahlanma politikalarına karşı yükselen kitlesel protestolara da sahne oldu. Berlin’de Brandenburg Kapısı önünde başlayan gösteride binlerce kişi, “Yüksek silahlanmaya, zorunlu askerliğe ve savaşa hayır; barış, demokratik haklar ve sosyal güvenlik için” sloganı altında yürüdü.

Eylemin çağrısını, Almanya’daki çok farklı siyasi ve toplumsal kesimleri bir araya getiren barış örgütleri oluşturdu. Alman basınına göre aralarında pax christi, Kooperation für den Frieden, Bundesausschuss Friedensratschlag, Deutsche Friedensgesellschaft, sendikalar, öğrenci ve gençlik hareketleri ile çeşitli siyasi grupların bulunduğu 300’ü aşkın örgüt gösteriye destek verdi. Berlin’in yanı sıra Stuttgart’ta da binlerce kişinin katıldığı eş zamanlı bir barış gösterisi düzenlendi.

Polis 5 Bin 800, Organizatörler 20 Binden Fazla Dedi

Berlin’deki gösterinin katılımcı sayısı konusunda polis ile organizasyon komitesi arasında ciddi fark ortaya çıktı. Polis, öğleden sonra eyleme yaklaşık 5 bin 800 kişinin katıldığını açıklarken, organizatörler sayının 20 bini aştığını bildirdi.

Göstericiler Brandenburg Kapısı’ndan Berlin’in merkezine doğru yürürken ellerinde “Savaşa hayır”, “Silahlanmaya hayır”, “Zorunlu askerliğe hayır” ve sosyal harcamaların korunmasını isteyen pankartlar taşıdı. Alman basınında yer alan görüntülerde sendika flamalarının yanı sıra barış örgütleri, sol siyasi gruplar ve kilise bağlantılı kuruluşların da sembolleri dikkat çekti.

Eylem yalnızca savaş karşıtlığından ibaret değildi. Protestonun önemli başlıklarından biri, Almanya’nın askeri harcamaları büyürken sosyal devletin küçültülmesi oldu. Göstericiler, silahlanma için ayrılan milyarlarca euronun eğitim, sağlık, bakım, emeklilik, konut ve diğer sosyal hizmetlere aktarılmasını istedi.

Barış hareketinin çağrısında, Almanya’nın yalnızca askeri kapasitesini artıran değil, diplomatik çözüm üretme kapasitesi güçlü bir ülke olması gerektiği vurgulandı. Eski Almanya Protestan Kilisesi Konseyi Başkanı Margot Käßmann da silahlanmaya ayrılan sınırsız kaynakların sosyal harcamalardaki kesintilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Gençler Bir Gün Önce Sokağa Çıkmıştı

Berlin’deki protestonun dikkat çeken yönlerinden biri de gençlerin gösterideki ağırlığı oldu. Birlik Günü’nden bir gün önce, özellikle gençlerin katıldığı ayrı bir eylemde binlerce kişi Brandenburg Kapısı önünde zorunlu askerlik ve militarizasyona karşı bir araya geldi.

Alman basını, gençlik hareketinin son dönemde ülke genelinde büyüdüğüne dikkat çekiyor. “Schulstreik gegen Wehrpflicht” adı altında örgütlenen öğrenci hareketi, zorunlu askerliğe karşı okullarda ve sokaklarda protestolar düzenliyor. taz, 2 Ekim’deki gençlik eyleminde müzik gruplarının da sahne aldığı gösteriye özellikle gençlerin yoğun katılım gösterdiğini aktardı.

Bu hareketin temel itirazı yalnızca askerlik hizmetinin yeniden getirilmesi değil. Gençler, kendi geleceklerinin savaş hazırlıkları üzerinden biçimlendirilmesine karşı çıkıyor. Eğitim, barınma ve sosyal güvenlik sorunları büyürken devletin gençlere sunduğu seçeneğin silah altına girmek olması eleştiriliyor.

Almanya Yeniden Silahlanırken Toplumun Bir Kesimi İtiraz Ediyor

Berlin’deki protestonun arka planında Almanya’nın savunma politikasında yaşanan köklü değişim bulunuyor. Federal hükümet, Bundeswehr’in personel sayısını büyütmeyi ve Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordularından birini oluşturmayı hedefliyor.

Zorunlu askerlik tartışması da bu politikanın önemli parçalarından biri. Yeni sistem kapsamında gençlere askerlik konusunda bilgi ve tercihlerini bildirmeye yönelik süreç başlatılırken, erkekler için zorunlu sağlık muayenelerinin yeniden uygulanması planlanıyor. Hedeflenen asker sayısına gönüllü sistemle ulaşılamaması halinde ise zorunlu askerlik mekanizmasının devreye sokulmasının önü açık bırakılıyor.

Bu nedenle Berlin’deki göstericiler açısından mesele yalnızca “askerlik” değil, Almanya toplumunun bütünüyle militarize edilmesi olarak görülüyor. Eylemin çağrısında eğitimden sağlığa, üniversitelerden kamu hizmetlerine kadar toplumun savaş ekonomisinin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesine karşı çıkıldı.

“Silahlanmanız Bizim Sosyal Kesintilerimiz”

Gösterilerde öne çıkan sloganlardan biri, meselenin sınıfsal boyutunu da açık biçimde ortaya koydu:

“Eure Aufrüstungen sind unsere Sozialkürzungen” – “Sizin silahlanmanız bizim sosyal kesintilerimiz.”

Bu slogan, Almanya’daki savaş ve sosyal devlet tartışmasının iki ayrı başlık olmadığını savunan protestocuların temel yaklaşımını özetledi.

Barış hareketine göre devlet bütçesindeki önceliklerin değişmesi, yalnızca daha fazla tank, mühimmat ve asker anlamına gelmiyor; aynı zamanda sosyal harcamaların daraltılması anlamına geliyor. Bu nedenle göstericiler, “Rheinmetall için milyarlar, toplum için kemer sıkma” anlayışına karşı çıkıyor.

Berlin’deki yürüyüşte sendikaların da görünür biçimde yer alması bu açıdan dikkat çekti. IG Metall, IG Bau ve Verdi gibi sendikaların flamaları gösteri alanında yer aldı. Böylece savaş karşıtlığı ile emekçilerin sosyal haklarının savunulması aynı protesto zemini üzerinde buluştu.

Barış Hareketinin İçindeki Tartışma Da Sokağa Yansıdı

Ancak gösteriler Almanya’daki barış hareketinin kendi içindeki tartışmalardan da bağımsız değildi. Özellikle Ukrayna savaşı konusunda farklı yaklaşımlar bulunuyor.

Gösteriyi destekleyen bazı gruplar NATO’nun politikalarını, Almanya’nın Ukrayna’ya silah yardımını ve Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımları savaşın uzamasına katkı sağlamakla eleştiriyor. Buna karşılık Ukrayna yanlısı çevreler, Rusya’nın saldırısını yeterince açık biçimde mahkûm etmeyen bu yaklaşımın savaşın sorumluluğunu bulanıklaştırdığını savunuyor.

Alman basınında bu tartışma özellikle Stuttgart’taki gösteri üzerinden işlendi. Tagesschau, protestocuların “yeniden silahlanmaya” ve Ukrayna’ya yönelik askeri yardımlara karşı taleplerini aktarırken, gösterinin bazı eleştirmenler tarafından Rusya’ya yakın söylemlere alan açmakla suçlandığını da yazdı.

Berlin’de ise daha geniş bir ortak payda öne çıktı: Almanya’nın savaş hazırlığına karşı çıkmak, zorunlu askerliği reddetmek ve sosyal devletin kaynaklarının silahlanmaya aktarılmasını engellemek.

Birlik Günü’nde Farklı Bir Almanya Tablosu

Almanya’nın resmi olarak Birlik Günü’nü kutladığı 3 Ekim’de Brandenburg Kapısı önünde yükselen protestolar, ülkenin geleceğine ilişkin farklı bir tartışmanın da işareti oldu.

Bir tarafta daha fazla askeri güç, daha fazla savunma harcaması, daha büyük ordu ve yeni asker kaynakları arayan devlet politikası bulunuyor. Diğer tarafta ise “Güvenlik yalnızca silahlarla sağlanmaz” diyen ve güvenliği sosyal haklar, demokratik özgürlükler, diplomasi ve barış üzerinden tanımlayan toplumsal kesimler var.

Berlin sokaklarında ortaya çıkan tablo, Almanya’da savaş ve silahlanma politikasının artık yalnızca parlamento ve hükümet koridorlarında tartışılmadığını gösterdi. Özellikle gençlerin ve sendikaların da katıldığı protestolar, “Almanya ne kadar silahlanmalı?” sorusunun yanında, “Bu silahlanmanın bedelini kim ödeyecek?” sorusunu da ülkenin gündemine taşıdı.

Birlik Günü’nde Brandenburg Kapısı önünde yükselen itirazın asıl siyasi anlamı da burada ortaya çıktı: Daha fazla silah mı, daha güçlü bir sosyal devlet mi? Daha fazla asker mi, daha fazla diplomasi mi? Almanya’nın önündeki tartışma giderek bu iki tercih arasında keskinleşiyor.


TB / RBB24, Deutschlandfunk, Tagesschau, taz, Berliner Zeitung, WELT, Morgenpost, Friedensnetz