Saksonya-Anhalt seçimlerinde AfD’nin yüzde 43,8’le tarihinin en yüksek eyalet sonucunu almasının ardından yapılan ARD DeutschlandTrend araştırması, Alman toplumundaki çelişkiyi ortaya koydu: Halkın yaklaşık üçte ikisi seçim sonucundan kaygı duyarken, aynı toplumun yarısından fazlası AfD’nin siyasete daha fazla dahil edilmesini istiyor; buna eşlik eden asıl kırılma ise Friedrich Merz hükümetine duyulan güvensizlikte görülüyor.
AfD Sandıktan Çıktı, Kaygı Sokakta Büyüdü
6 Eylül’de yapılan Saksonya-Anhalt eyalet seçimleri, Almanya’da aşırı sağın yükselişini yeni bir eşiğe taşıdı. AfD yüzde 43,8 oyla açık ara birinci parti olurken 2021’deki yüzde 20,8’lik oyunu iki kattan fazla artırdı ve 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 koltuk kazandı. CDU ise yüzde 17,2’ye gerileyerek 15 sandalye alabildi. Seçime katılımın yüzde 77,8’e çıkması da sonucun yalnızca düşük katılımdan kaynaklanan bir protesto dalgası olmadığını gösteren önemli verilerden biri oldu.
Seçimin hemen ardından Infratest dimap tarafından ARD için 1.051 seçmenle yapılan araştırma, bu sonucun Almanya genelinde yarattığı siyasi tedirginliği ölçtü. Ankete katılanların yaklaşık üçte ikisi Saksonya-Anhalt sonucundan kaygı duyduğunu belirtirken, yalnızca yaklaşık dörtte biri sonucu olumlu karşıladı. Buna karşın AfD’nin eyalette en güçlü parti olarak çıkmasının ardından yüzde 45 Ulrich Siegmund’un başbakan seçilmesi gerektiğini, yüzde 48 ise seçilmemesi gerektiğini söyledi.
Ortaya çıkan tablo, Almanya toplumunun AfD konusunda tek bir çizgide buluşmadığını gösteriyor. Bir yanda aşırı sağın iktidara yaklaşmasından duyulan korku, diğer yanda AfD’nin artık yalnızca protesto partisi olarak görülmemesi ve siyasi sistemin içine daha fazla çekilmesini isteyen önemli bir seçmen kitlesi var.
Asıl Kriz AfD’den Önce Merz Hükümetinde
Araştırmanın belki de en çarpıcı sonucu, AfD’nin başarısını yalnızca göç, milliyetçilik veya Doğu Almanya’daki siyasi eğilimlerle açıklamanın yetersiz kalması. Almanların yüzde 88’i federal hükümetin çalışmalarından memnun olmadığını söylerken yalnızca yüzde 10 hükümetten memnun olduğunu belirtti. Daha da önemlisi, Friedrich Merz’in ülkeyi önündeki zorlu süreçlerden başarıyla çıkarabileceğine inananların oranı yalnızca yüzde 14, güvenmeyenlerin oranı ise yüzde 82 oldu.
Üstelik seçmenlerin yüzde 76’sı Saksonya-Anhalt seçim sonucunun federal hükümete verilmiş bir “uyarı” olduğunu düşünüyor. Hükümete yönelik hoşnutsuzluğun başlıca adresi de CDU. Memnun olmayanların yüzde 63’ü en fazla Hristiyan Demokratlardan rahatsız olduğunu söylerken, SPD’yi işaret edenlerin oranı yüzde 22’de kaldı. Bir başka deyişle AfD’nin yükselişinin arkasında yalnızca AfD’ye yönelen bir siyasi sempati değil, merkez siyasetin özellikle ekonomik ve sosyal politika alanında yarattığı ciddi bir temsil ve güven krizinin de bulunduğu görülüyor.
Bu durum, Almanya’daki geleneksel “merkez siyaseti güçlendirerek aşırı sağı geriletme” formülünün giderek daha fazla sorgulanmasına yol açıyor. Nitekim eylül ayı ulusal DeutschlandTrend araştırmasında da hükümete memnuniyet yalnızca yüzde 15 düzeyinde kalırken AfD yüzde 27 ile federal düzeyde en güçlü parti konumunu koruyor; CDU/CSU ise yüzde 21’de kalıyor.
“Brandmauer” Duvarı Çatlıyor mu?
AfD’nin önündeki en önemli engel ise seçim sonucu değil, hükümet kurabilmek için ihtiyaç duyduğu ortaklar. Parti 39 sandalyeyle tek başına çoğunluğa ulaşamadı. BSW’nin yüzde 5,3 ile beş sandalye kazanması, matematiksel olarak AfD açısından bir seçenek yaratıyor. Ancak CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti seçim gecesinden itibaren AfD ile işbirliği yapmayacaklarını açıkladı.
Buna rağmen kamuoyunun yüzde 51’i diğer partilerin AfD’yi siyasi çalışmalara daha fazla dahil etmesini isterken yüzde 45 buna karşı çıkıyor. Bu veri, Almanya’nın uzun süredir uyguladığı ve “Brandmauer” olarak adlandırılan siyasi tecrit politikasının toplumsal düzeyde eskisi kadar tartışmasız olmadığını gösteriyor. Ancak bu, Alman toplumunun çoğunluğunun AfD’yi iktidarda görmek istediği anlamına gelmiyor. Tam tersine, aynı araştırmada Siegmund’un başbakan olmasını istemeyenlerin oranı yüzde 48 ile isteyenlerin üç puan üzerinde.
Dolayısıyla ortaya çıkan çelişki önemli: Alman seçmeni AfD’nin güçlenmesinden kaygı duyuyor ama AfD’yi doğuran siyasal zemini de ortadan kaldırmış değil. Geleneksel partilerin başarısızlığı, hayat pahalılığı, ekonomik belirsizlik, göç ve sosyal devlet tartışmaları ile özellikle Doğu Almanya’daki uzun süreli temsil sorunu birleştiğinde, protesto oyları giderek kalıcı bir siyasi tercihe dönüşüyor.
Doğu Almanya’nın Sandıkta Biriken Öfkesi
Saksonya-Anhalt sonucu bu nedenle yalnızca bir eyalet seçimindeki parti değişimi olarak okunamaz. AfD’nin oyunu beş yıl içinde 23 puan artırması, CDU’nun ise yaklaşık 20 puan kaybetmesi, Almanya’nın doğusundaki siyasi dengelerin köklü biçimde değiştiğini ortaya koyuyor. Seçim öncesi araştırmalarda da AfD’nin yükselişinin yalnızca son haftaların gelişmesi olmadığı, aylardır devam eden bir eğilim olduğu görülüyordu. Ağustos araştırmasında AfD yüzde 42, CDU yüzde 22 seviyesindeydi.
Üstelik AfD yalnızca göç karşıtı söylem üzerinden büyümüyor. Seçim analizleri, partinin ekonomik belirsizlikten, kırsal bölgelerdeki nüfus kaybından, sanayi ve enerji dönüşümünün yarattığı gelecek kaygısından ve geleneksel partilere duyulan güvensizlikten de beslendiğine işaret ediyor. Financial Times’ın seçim analizinde de Doğu Almanya’daki daha düşük gelir düzeyi, nüfus kaybı ve özellikle çalışma çağındaki seçmenlerin ekonomik statü kaybı korkusunun AfD’nin başarısında etkili olduğu vurgulanıyor.
Buradaki kritik nokta şu: Aşırı sağ, yalnızca kendi propagandasıyla büyümüyor; merkez siyasetin çözemediği toplumsal sorunların üzerinde yükseliyor. AfD’nin başarısını yalnızca “Almanların sağa kayması” diye açıklamak, seçmenin neden mevcut düzen partilerinden uzaklaştığı sorusunu cevapsız bırakıyor. Aynı şekilde bütün sorunu göç politikasına indirgemek de ekonomik ve sınıfsal hoşnutsuzluğu görünmez hale getiriyor.
Merz İçin Seçimden Daha Büyük Bir Alarm
Saksonya-Anhalt seçimleri Merz hükümeti açısından doğrudan bir federal seçim sonucu değil. Ancak siyasal mesajı Berlin açısından ağır. Çünkü AfD’nin yükselişi ile hükümete yönelik güvensizlik aynı anda gerçekleşiyor ve merkez sağın kendisini AfD’nin alternatifi olarak yeniden kurmakta zorlandığı görülüyor. Reuters’ın değerlendirmesine göre seçim sonucu Merz’in reform gündemini de baskı altına sokmuş durumda; özellikle emeklilik, hastalık izinleri ve bütçe gibi tartışmalı reformlar konusunda koalisyon içinde yeni gerilimler ortaya çıkıyor.
Burada Almanya açısından asıl tehlike, AfD’nin bir sonraki seçimde mutlaka iktidar olması değil. Daha derindeki sorun, aşırı sağın siyasal sınırları belirleyen aktörlerden biri haline gelmesi. Bugün yüzde 44’e ulaşan bir partiye rağmen diğer partilerin oluşturduğu “duvar” ayakta durabilir; ancak o duvarın arkasındaki ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluk büyümeye devam ederse yalnızca kurumsal tecrit politikası yeterli olmayabilir.
ARD araştırmasının ortaya koyduğu tablo tam da bu nedenle Almanya için bir uyarı niteliğinde: İnsanların üçte ikisi AfD’nin seçim zaferinden kaygı duyuyor, fakat aynı insanlar hükümete de güvenmiyor. Aşırı sağdan duyulan korku ile mevcut düzene duyulan öfke aynı seçmenin içinde yan yana yaşayabiliyor. Almanya’nın önündeki temel siyasi sorun da tam burada düğümleniyor: AfD’yi yalnızca dışlamak değil, AfD’ye yönelen toplumsal öfkenin ekonomik ve siyasal kaynaklarını ortadan kaldırmak.
- TB / ARD/Tagesschau, ZDF, Reuters, Financial Times









