back to top
Ana Sayfa Haber Bir Tutukluluğun Gölgesinde Yarım Kalan Hayatlar

Bir Tutukluluğun Gölgesinde Yarım Kalan Hayatlar

İBB davasında tutuklu yargılanan eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi ve avukatı Tuba Torun, BirGün TV’ye yaptığı açıklamada çocuk sahibi olmak için gördüğü tedaviyi eşinin tutukluluğu nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kaldığını anlattı. Erdoğdu’nun tahliye edileceğine inanmadığını söyleyen Torun’un sözleri, uzun tutuklulukların yalnızca yargılanan kişileri değil, eşlerini, çocuklarını ve ailelerin geleceğe ilişkin kararlarını da nasıl etkilediğini gündeme taşıdı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının Silivri’de devam eden duruşmaları, bu kez mahkeme salonunun dışında yapılan bir açıklamayla, tutukluluğun aile yaşamında bıraktığı izleri görünür kıldı. Eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi ve avukatı Tuba Torun, 17 Ekim’de BirGün TV’ye konuşurken yalnızca eşinin hukuki durumunu değil, bugüne kadar kamuoyuyla paylaşmadığı kişisel bir kaybını da anlattı.

Torun, eşinin serbest bırakılmasını beklemediğini belirterek tutukluluğun devamını siyasi bir tercih olarak değerlendirdi. Ardından sözlerini kendi yaşamına getirdi. Kırk yaşında olduğunu, çocuk sahibi olmayı istediğini ve bunun için tedavi gördüğünü söyledi. Eşinin tutukluluğu nedeniyle tedavisini yarıda bırakmak zorunda kaldığını anlatırken yaşadıklarının yalnızca iki kişinin özel hayatıyla sınırlı olmadığını vurguladı.

Torun’un “Hayatlarımıza doğrudan balta indiriyorlar. Bu bir vebaldir” sözleri, açıklamasının en dikkat çekici bölümünü oluşturdu. <Cite refs={[“turn690006search4”]}/>

Cezaevinin Duvarları Ailelerin Hayatına da Uzanıyor

Aykut Erdoğdu, İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik soruşturma kapsamında Haziran 2025’te tutuklandı. Kasım 2025’te hazırlanan iddianamede kendisine rüşvete aracılık etme suçlaması yöneltildi. Erdoğdu, suçlamayı reddederek iddianamenin somut delillere dayanmadığını savundu ve yargılama sırasında hakkındaki iddialara yanıt vereceğini açıkladı.

Suçlamanın hukuki karşılığını belirleyecek olan mahkeme. Ancak yargılama sürerken uygulanan tutukluluk tedbirinin kişinin yaşamında yarattığı sonuçlar, davanın nihai kararından bağımsız olarak ortaya çıkıyor. Çalışma hayatının kesintiye uğraması, aile ilişkilerinin sınırlanması, ekonomik güçlükler ve geleceğe ilişkin planların belirsizleşmesi, tutukluluğun cezaevi dışındaki etkileri arasında bulunuyor.

Tuba Torun’un açıklaması bu sonuçların çoğu zaman görünmeyen bir yanına dikkat çekiyor. Çocuk sahibi olma kararı, yalnızca geleceğe ilişkin bir istek değil; yaş, sağlık koşulları, tedavi süreci ve eşlerin birlikte verebildikleri kararlarla bağlantılı. Torun’un yarım bırakmak zorunda kaldığını söylediği tedavi, uzun tutuklulukların ailelerin kendi yaşamları üzerindeki karar alma olanaklarını nasıl etkileyebildiğini somutlaştırıyor.

Burada söz konusu olan yalnızca bir aile özlemi değil. Bir insanın özgürlüğünden yoksun bırakılması, onunla hayatını paylaşan kişinin de zamanını, olanaklarını ve geleceğe ilişkin tercihlerini değiştirebiliyor. Üstelik bazı kararların ertelenmesi, kaybedilen zamanın daha sonra bütünüyle telafi edilememesi anlamına gelebiliyor.

Tutuklama Bir Ceza Değil, Geçici Tedbir

Türkiye’de uzun tutukluluk tartışmalarının temelinde, ceza yargılamasının henüz suçluluğu kesinleşmemiş kişilere nasıl uygulanması gerektiği sorusu bulunuyor. Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tutuklama, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin ve kanunda öngörülen tutuklama nedenlerinin bulunmasını gerektiren istisnai bir koruma tedbiri. Tutukluluğun devamı da her aşamada gereklilik ve ölçülülük bakımından değerlendirilmek zorunda.

Bu nedenle uzun tutukluluk yalnızca sanığın cezaevinde geçirdiği günlerin toplamıyla ölçülemez. Yargılamanın makul sürede yürütülmesi, delillerin değerlendirilmesi ve daha hafif adli kontrol tedbirlerinin neden yeterli görülmediğinin açıklanması, kişi özgürlüğünün korunması açısından belirleyici önem taşıyor. Tutukluluk gerekçelerinin somutlaştırılmaması halinde, henüz hüküm verilmeden uygulanan bir tedbirin fiilen cezalandırıcı sonuçlar doğurması tehlikesi ortaya çıkıyor.

Erdoğdu’nun dosyasında da tutukluluğun devamı, savunmanın itirazları ve mahkemenin değerlendirmeleri çerçevesinde ele alınması gereken hukuki bir mesele. Tuba Torun’un eşinin tahliye edilmeyeceği yönündeki sözleri ise mahkemenin henüz açıklanmamış kararının bilgisi değil, yaşadığı süreçten hareketle dile getirdiği kişisel değerlendirme.

Bir Kadının Yarım Kalan Gelecek Tasarısı

Tuba Torun’un açıklamasını benzer siyasi davalarda yapılan açıklamalardan ayıran nokta, hukuki tartışmayı kendi yaşamından verdiği somut bir örnekle anlatması. Bir insanın çocuk sahibi olma isteğini, bunun için başlattığı tedaviyi ve yarıda kalan gelecek planlarını kamuoyu önünde dile getirmesi, uzun tutukluluğun çoğu zaman istatistiklerde görünmeyen sonuçlarını ortaya koyuyor.

Bir dava dosyasında tutukluluk süresi aylarla, duruşmalar tarihlerle, suçlamalar kanun maddeleriyle ifade ediliyor. Oysa aynı süre, dışarıda bekleyen bir insan için başka bir anlam taşıyor. Ailelerin gündelik yaşamı devam ederken önemli kararlar erteleniyor, ilişkiler cezaevi görüşlerinin sınırlı zamanına sığıyor ve gelecek, mahkemeden çıkacak kararlara bağlı bir belirsizlik içinde şekilleniyor.

Tuba Torun’un BirGün TV’deki açıklaması, İBB davasının bu yönünü de kamuoyunun gündemine taşıdı. Hukuki süreçte suçlamaların araştırılması ve delillerin değerlendirilmesi ne kadar gerekliyse, yargılama sonuçlanıncaya kadar kişi özgürlüğünün korunması ve uygulanan tedbirlerin insan yaşamındaki sonuçlarının dikkate alınması da o kadar önemli.

Bir insanın tutukluluğu henüz hüküm verilmeden aylar boyunca sürerken, onunla birlikte hayat kuran insanların ertelenen kararları, yarıda kalan tedavileri ve geri getirilemeyen zamanları adaletin değerlendirmesinde nasıl bir karşılık bulacak?


  • NHA / BirGün TV, BirGün, Baba Ocağı, Tuba Torun’un 17 Ekim 2026 tarihli açıklaması, Aykut Erdoğdu’nun kamuoyuna yansıyan savunması.