İklim krizi dünyanın bütün çocuklarını tehdit ediyor ancak hepsinin hayatına aynı kapıdan girmiyor. Türkiye’de çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşarken, yüz binlerce çocuk eğitim çağında çalışma hayatına katılıyor. Akademisyen Aslı Odman’ın fabrika, tersane, sanayi bölgeleri, kentleşme ve işçi sağlığı üzerine yürüttüğü araştırmalar, çevresel yıkımla çocuk emeği arasındaki ilişkinin yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Odman’a göre çocukluğun giderek işçileştirilmesi, ailelerin geçim sıkıntısından üretimin örgütlenişine kadar uzanan yapısal bir sorun. İklim krizinin en ağır sonuçlarını ise onu yaratmakta en az payı bulunan çocuklar yaşıyor.
Bir çocuğun hayatında yaz mevsimi, güneşin altında uzayan oyun saatleri, okulun bitişiyle başlayan tatil ve henüz gerçekleşmemiş hayaller anlamına gelebilir. Ancak aynı güneş, bir başka çocuğun sabahın ilk ışıklarıyla çalışmaya başladığı tarlada başının üzerinde yükselirken bambaşka bir anlam kazanır. Sıcaklık aynı sıcaklıktır; fakat bir çocuk gölgeye çekilip dinlenebilirken diğeri ailesinin geçimine katkı sağlamak için çalışmayı sürdürmek zorundadır. Doğa, insanların gelirlerini ve toplumsal konumlarını birbirinden ayırmaz; ancak doğanın karşısına çıkan insanların korunma olanakları eşit değildir.
İklim krizinin çocuklar üzerindeki etkilerini yalnızca yükselen sıcaklıklar, kuraklık ve aşırı hava olayları üzerinden değerlendirmek bu nedenle eksik kalıyor. Çünkü çevresel tehlikelerin hangi çocuk için ne ölçüde yıkıcı olacağını, büyük ölçüde o çocuğun yaşadığı ev, ailesinin geliri, beslenme koşulları, eğitim olanakları ve çalışma hayatıyla kurduğu ilişki belirliyor. Türkiye’de çocuk yoksulluğunun ulaştığı düzey, bu eşitsizliğin yalnızca geleceğe ilişkin bir risk olmadığını, bugünün toplumsal gerçeği haline geldiğini gösteriyor.
TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de 18 yaşından küçük çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor. Toplum genelinde yüzde 27,9 olan bu oranın çocuklarda belirgin biçimde yükselmesi, yoksulluğun çocukluk döneminde daha yoğun yaşandığını ortaya koyuyor. Aynı araştırmada nüfusun yüzde 28,8’inin çatısı sızdıran, duvarları nemli veya pencereleri sağlıksız konutlarda yaşadığı, yüzde 27,9’unun ise yetersiz yalıtım nedeniyle ısınma sorunu çektiği belirtiliyor. Bu konut göstergeleri bütün nüfusa ait olsa da çocukların büyüdükleri fiziksel çevrenin taşıdığı riskleri anlamak bakımından önemli.
UNICEF’in Haziran 2026’da yayımladığı Çocukların İklim Riskleri Raporu ise dünya genelinde 1,1 milyar çocuğun aynı anda en az üç iklim tehlikesine maruz kaldığını ortaya koyuyor. Kuraklık, aşırı sıcaklar ve sıcak hava dalgaları en yaygın tehlikeler arasında bulunuyor. Ancak raporun üzerinde durduğu temel mesele, çocukların yalnızca çevresel olaylara maruz kalması değil; bu olayların sağlık, beslenme, eğitim, temiz su ve sosyal koruma hizmetleriyle birleşerek yarattığı çok yönlü kırılganlık.
Aslı Odman: Çevre Sorununu Fabrikanın Kapısında Aramak
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdüren akademisyen Aslı Odman, iklim krizini emek ilişkilerinden ve üretimin toplumsal örgütlenişinden bağımsız ele alan yaklaşımları eleştiriyor. Odman’ın bu konudaki değerlendirmeleri, uzun yıllara yayılan emek tarihi, sanayi coğrafyası, kentleşme ve işçi sağlığı araştırmalarına dayanıyor.
Odman’ın doktora araştırmalarından başlayarak Tophane’deki Ford fabrikasına, Tuzla tersanelerine, İstanbul’un sanayi bölgelerine ve farklı çalışma mekânlarına yönelmesi, üretimin yalnızca ekonomik büyüklüklerle açıklanamayacağı düşüncesi etrafında şekilleniyor. Bu çalışmalar, fabrikaların ve işyerlerinin aynı zamanda kentleri, mahalleleri, aile yaşamını ve insanların sağlık koşullarını biçimlendirdiğini gösteren tarihsel ve toplumsal ilişkileri inceliyor.
2015 yılında Emeğin Kitabı içinde yayımlanan “Tuzla’da Örülen ve Üstü Örtülen Sınıfsallıklar” başlıklı çalışması, tersane üretiminin ardındaki emek ilişkilerini görünür kılmayı amaçlıyor. 2024’te Türkiye’nin Toplumsal Yapısı kitabında yer alan “Mekân ve Emek Üzerinden Toplumsal Yapılanmayı Okumak” bölümü ise insanların yaşadıkları ve çalıştıkları yerlerin toplumsal eşitsizliklerle nasıl bağlantılı olduğunu araştırıyor. Bu iki çalışma, çevresel risklerin neden yalnızca harita üzerindeki coğrafi konumlarla değil, o coğrafyada yaşayan insanların üretim ve geçim koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini anlamak açısından önem taşıyor.
Odman’ın 2025 tarihli Grounded / Yerebasan kitabında yayımlanan hafriyat ve toprağa bırakılan kalıcı zararlar üzerine çalışması da aynı yaklaşımın çevresel boyutunu genişletiyor. Kentlerin büyümesi sırasında ortaya çıkan hafriyat, atık ve kirletici maddeler, ekonomik faaliyetin tamamlanmasıyla ortadan kalkmıyor; toprakta, suda ve yerleşim alanlarında etkilerini sürdürebiliyor. Bu çalışmalar doğrudan çocuk yoksulluğu araştırmaları değil. Ancak Odman’ın emek, mekân ve çevresel zarar arasında kurduğu ilişki, çocukların neden belirli mahallelerde ve çalışma alanlarında daha fazla risk altında kaldığını anlamak için önemli bir kuramsal çerçeve sunuyor.
Odman, 16 Ekim’de bianet’te yayımlanan söyleşisinde de yalnızca karbon salımına odaklanmanın yeterli olmadığını, üretimin emek açısından nasıl örgütlendiğinin incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Böylece iklim krizi, yalnızca atmosfere salınan gazların miktarıyla değil, üretimin maliyetlerinin kimlere yüklendiği ve ortaya çıkan ekonomik değerin kimler arasında paylaşıldığı sorularıyla birlikte ele alınıyor.
Çocukluğun İşçileştirilmesi: Yoksulluğun Kuşaktan Kuşağa Taşınması
Aslı Odman’ın çalışmalarında giderek daha fazla öne çıkan kavramlardan biri, çocukluğun işçileştirilmesi. Odman, çocukların çalışma hayatına katılmasını yalnızca ailelerin yoksulluğunun sonucu olarak görmüyor; düşük ücretlerin, güvencesiz istihdamın, borçluluğun ve ucuz işgücü ihtiyacının birbirini beslediği daha geniş bir emek düzeni içinde değerlendiriyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yayımladığı söyleşilerde Odman, çocuk emeğinin yalnızca ucuz işgücü sağlamadığını, çalışma yaşamının genel koşullarını da etkilediğini anlatıyor. Çocukların daha düşük ücretlerle ve daha sınırlı haklarla çalıştırılması, yetişkin işçilerin ücret ve çalışma koşulları üzerindeki baskıyı da artırabiliyor. Böylece çocuk işçiliği, yalnızca çocukların eğitimden uzaklaşmasına değil, ailelerin yoksulluktan çıkmasını zorlaştıran çalışma ilişkilerinin yeniden üretilmesine de katkıda bulunuyor.
TÜİK’in 2025 verilerine göre 15–17 yaş grubunda işgücüne katılma oranı yüzde 25,5’e ulaştı. Erkek çocuklarda yüzde 36,5, kız çocuklarda yüzde 13,9 olan bu oran, eğitim çağındaki çocukların önemli bir bölümünün çalışma hayatıyla ilişkilendiğini gösteriyor. Bu veriler, daha küçük yaşlarda veya kayıt dışı çalışan çocukların tamamını kapsamıyor.
Odman’ın özellikle dikkat çektiği alanlardan biri de Mesleki Eğitim Merkezleri. MESEM uygulamasının savunucuları, öğrencilerin mesleki beceri kazanmasını ve eğitimle iş hayatı arasında bağ kurulmasını amaçladığını belirtiyor. Odman ise çocukların üretim süreçlerine erken yaşta ve işyerlerinin ekonomik ihtiyaçları doğrultusunda katılmasının eğitim hakkı ile çocuk emeğinin sömürülmesi arasındaki sınırı belirsizleştirdiğini savunuyor.
Bu tartışmanın en ağır sonuçları iş cinayetlerinde ortaya çıkıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin kayıtlarına göre 2024–2025 eğitim öğretim yılında en az 81 çocuk işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Odman, bu sayıların dahi bütün tabloyu göstermediğine dikkat çekiyor. Kayıt dışı çalışma, göçmen emeği ve meslek hastalıklarının yeterince belgelenememesi, çocukların karşı karşıya kaldığı tehlikelerin önemli bir bölümünü görünmez kılıyor.
Bir çocuğun okul çantasının yanına iş eldiveni koymak zorunda kalması, yalnızca ailesinin gelirinin yetersiz olduğunu anlatmıyor. Aynı zamanda toplumun o çocuğa ayırdığı eğitim, oyun, dinlenme ve gelişme zamanının çalışma hayatının ihtiyaçlarına göre daraldığını gösteriyor. Çocukluk yıllarının geri getirilememesi, bu kaybın ekonomik göstergelerle tam olarak ifade edilemeyen yönünü oluşturuyor.
İklim Krizi, Çocuk Emeği ve Göç Aynı Hayatta Buluşuyor
İklim krizinin çocuk işçiliğiyle en görünür biçimde kesiştiği alanlardan biri mevsimlik tarım. Kuraklık, düzensiz yağışlar, aşırı sıcaklar ve tarımsal üretimdeki belirsizlik, zaten düşük gelirle geçinen ailelerin ekonomik koşullarını ağırlaştırabiliyor. Ancak çocuk işçiliğini doğrudan yalnızca iklim değişikliğinin sonucu olarak görmek de doğru değil. Toprak mülkiyeti, tarım politikaları, ücret düzeyleri, sosyal koruma hizmetlerinin yetersizliği ve mevsimlik göçün koşulları bu ilişkinin temel belirleyicileri arasında bulunuyor.
Mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları için çalışma ve barınma alanları çoğu zaman birbirinden ayrılmıyor. Çocuklar, ailelerinin geçici olarak yerleştiği alanlarda sağlıklı içme suyuna, yeterli tuvalet ve banyo olanaklarına, düzenli sağlık hizmetlerine ve kesintisiz eğitime erişmekte güçlük çekebiliyor. Aşırı sıcakların arttığı dönemlerde bu koşullar daha ağır sağlık riskleri yaratabiliyor.
Odman’ın çocuk emeği üzerine değerlendirmelerinde göçmen çocuklar ve kız çocukları ayrıca önem taşıyor. Göçmen ailelerin hukuki güvencesizliği, dil engelleri ve kayıt dışı çalışma koşulları, çocukların sömürüye açık hale gelmesine neden olabiliyor. Kız çocukları ise ücretli çalışmanın yanında ev içi bakım ve yeniden üretim yükümlülükleriyle karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle çocuk emeğinin gerçek boyutlarını anlamak için yalnızca işyerlerinde çalışan çocukları değil, görünmeyen ev içi emeği de dikkate almak gerekiyor.
İklim krizinin bu koşullarla birleşmesi, eşitsizliği daha da derinleştirebiliyor. Kuraklık nedeniyle geliri azalan bir aile, çocuğunun eğitimini sürdürmesini sağlamakta daha fazla zorlanabiliyor. Sel nedeniyle yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kalan bir çocuk, okulundan ve arkadaşlarından uzaklaşabiliyor. Aşırı sıcaklar ise açık alanda çalışan çocukların sağlık risklerini artırabiliyor. Böylece çevresel bir olay, ekonomik ve toplumsal koşullar aracılığıyla çocukların yaşamında uzun süreli sonuçlar doğurabiliyor.
Kirli Hava, Zehirli Toprak ve Yoksul Mahalleler
Odman’ın işçi sağlığı ile çevre sağlığı arasında kurduğu ilişki, çocukların yaşadıkları çevrede karşılaştıkları riskleri anlamak bakımından da önemli. Sanayi üretiminin yarattığı hava kirliliği, atıkların depolanması, ağır metal maruziyeti ve sağlıksız yerleşim koşulları, yalnızca işyerindeki çalışanları değil, çevrede yaşayan aileleri de etkileyebiliyor.
2024 yılında Afetin Sosyal İnşası: Türkiye’de Depremin Sosyolojisi kitabında yayımlanan “Depremde İşçi, Halk ve Çevre Sağlığı: Enkazın Molozlaştırılması” başlıklı çalışması, afet sonrasında ortaya çıkan enkazın nasıl yönetildiğinin sağlık açısından önemine dikkat çekiyor. Odman’ın bu alandaki araştırmaları, afetin yalnızca meydana geldiği anda yaşanan yıkımdan ibaret olmadığını; enkazın taşınması, ayrıştırılması ve depolanması sırasında ortaya çıkan tehlikelerin de toplumsal sonuçlar doğurabildiğini gösteriyor.
Benzer biçimde asbest üzerine yazıları, tehlikeli maddelerin işyerleriyle yerleşim alanları arasında nasıl dolaşıma girebildiğini gündeme taşıyor. Bu araştırmalar, çevresel risklerin üretim alanlarının dışına taşarak toplumun farklı kesimlerini etkileyebildiğini ortaya koyuyor. Çocuklar ise gelişim çağında olmaları nedeniyle bazı kirleticilerin sağlık üzerindeki etkilerine karşı daha duyarlı.
Odman’ın Bülent Şık’ın çalışmalarıyla ilişkilendirdiği kurşun maruziyeti de bu açıdan önemli. Çocukluk döneminde kurşuna maruz kalmak, bilişsel gelişim ve sinir sistemi üzerinde kalıcı zararlara yol açabiliyor. Yetersiz beslenme, özellikle bazı temel besin öğelerinin eksikliği, kurşunun vücut tarafından emilimini artırabiliyor. Böylece ekonomik yoksunluk ile çevresel kirlenme aynı çocuğun sağlığında birleşebiliyor.
Bir mahalledeki fabrikanın ürettiği ekonomik değer ile çevresine bıraktığı kirlilik, aynı toplumsal kesimler tarafından paylaşılmıyor. Üretimin sağladığı kazanç farklı ellerde toplanırken, kirli havayı soluyan, sağlıksız konutlarda yaşayan ve korunma olanağı sınırlı olan aileler başka bir yük taşıyabiliyor. Odman’ın emek ve mekân üzerine araştırmalarının çocuk yoksulluğu açısından önemi de burada ortaya çıkıyor: Çevresel zarar, yalnızca doğanın uğradığı kayıp değil, toplumsal eşitsizliklerin insanların bedenlerine ve yaşam sürelerine kadar uzanan bir sonucu haline gelebiliyor.
Bir Öğün Yemekten Daha Büyük Bir Mesele
Aslı Odman, çocukların çevresel tehlikeler karşısında korunabilmesi için sağlıklı beslenmenin, güvenli barınmanın ve kamusal hizmetlere erişimin önemini vurguluyor. Ücretsiz okul yemeğini de bu çerçevede değerlendiriyor. Ancak bu uygulamanın çocuk yoksulluğunu tek başına ortadan kaldırmayacağını, ailelerin gelir koşullarının ve çalışma yaşamının da değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Ücretsiz okul yemeği, yalnızca aç bir çocuğun o gün karnını doyurması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda çocukların gelişimini destekleyen, ailelerin ekonomik yükünü azaltan ve eğitimde fırsat eşitsizliğini sınırlayabilen kamusal bir hizmet niteliği taşıyor. UNICEF’in 2025 Dünya Çocuklarının Durumu Raporu da çocuk yoksulluğunun yalnızca gelir eksikliğiyle ölçülemeyeceğini; beslenme, barınma, temiz su, sağlık ve eğitim alanlarındaki yoksunlukların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Bu nedenle iklim krizine karşı çocukları koruyacak politikalar, yalnızca ağaçlandırma, karbon salımının azaltılması veya afetlere hazırlık çalışmalarıyla sınırlı kalamaz. Bunlar gerekli olmakla birlikte, çocukların güvenli konutlarda yaşaması, sağlıklı beslenmesi, eğitimini sürdürebilmesi ve çalışmak zorunda bırakılmaması da aynı bütünün parçaları.
Odman’ın araştırmalarından çıkan temel yaklaşım, çocukların yaşadığı çevreyi ailelerinin çalışma koşullarından ayrı düşünmemek gerektiği yönünde. Anne ve babanın güvenceli işte çalışması, geçinebilecek ücret alması ve sosyal haklardan yararlanması, çocuğun çalışma hayatına erken yaşta itilmesini önleyebilecek koşullar arasında bulunuyor. Çocuk işçiliğinin önlenmesi ise yalnızca işyerlerinin denetlenmesini değil, ailelerin çocuklarının emeğine ihtiyaç duymadan yaşayabilecekleri ekonomik koşulların oluşturulmasını da gerektiriyor.
Türkiye’de çocuk yoksulluğu ve iklim krizi birlikte değerlendirildiğinde, birbirinden ayrı görünen sorunların aynı hayatın içinde birleştiği görülüyor. Sağlıksız bir evde yaşayan, yeterince beslenemeyen, ailesinin geçim sıkıntısını paylaşan ve erken yaşta çalışmaya başlayan çocuk için çevresel tehlikeler yalnızca dışarıdan gelen bir risk değil, zaten güçlüklerle dolu gündelik yaşamının bir parçası haline geliyor.
Bir çocuğun kirli havayı soluyarak büyümesi, bir başkasının okul yerine tarlaya gitmesi, bir diğerinin sıcak bir yaz gününde serinleyebileceği güvenli bir eve sahip olmaması, yalnızca ailelerin kişisel koşullarıyla açıklanabilecek olaylar değil. Bunlar, toplumun ürettiği zenginliğin ve kamusal olanakların çocukların yaşamına nasıl yansıdığıyla da ilgili.
Çocuklar, dünyanın ısınmasına yol açan üretim ve tüketim kararlarını vermediler. Fabrikaların nereye kurulacağını, tarım alanlarının nasıl kullanılacağını, kentlerin hangi önceliklerle büyüyeceğini ve kamu kaynaklarının nasıl dağıtılacağını da onlar belirlemedi. Buna rağmen bütün bu kararların sonuçlarıyla en erken yaşta karşılaşanlar arasında bulunuyorlar.
Bugün bir çocuğun oyun oynayacağı saatleri çalışarak geçirmesi, yalnızca o günün kaybı değil. Okuyamadığı bir kitap, öğrenemediği bir bilgi, kuramadığı bir arkadaşlık ve geliştiremediği bir yetenek de bu kaybın içinde bulunuyor. Üstelik çocukluk, yetişkinlikte yeniden yaşanabilecek bir dönem değil. Onun için yoksullukla mücadele, yalnızca aile gelirlerini artırmanın değil, geri getirilemeyecek bir yaşam dönemini korumanın da sorumluluğunu taşıyor.
İklim krizinin yükünü en az sorumluluğu bulunan çocuklar taşırken, onları yalnızca çevresel tehlikelerden değil, yoksulluğun ve erken yaşta çalışmanın ellerinden aldığı çocukluktan korumak için toplumun ürettiği kaynakların nasıl kullanılacağı sorusu artık daha fazla ertelenebilir mi?
- NHA / Aslı Odman’ın akademik yayınları ve söyleşileri, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, bianet, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, TÜİK, UNICEF, Bülent Şık’ın çocuk sağlığı araştırmaları.












