Yeni Parti İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu’nun Akdeniz kıyılarındaki mikroplastik kirliliğini TBMM gündemine taşıması, yıllardır bilimsel araştırmaların işaret ettiği ancak kamuoyunun gündemine çoğu zaman parçalı biçimde yansıyan bir çevre sorununu yeniden görünür kıldı. Uluslararası kuruluşlara göre Akdeniz dünyanın plastik baskısının en yoğun hissedildiği denizlerden biri; Türkiye ise havzaya en fazla plastik sızıntısı gerçekleşen ülkeler arasında. Bilimsel çalışmalar Mersin ve İskenderun başta olmak üzere Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyılarında mikroplastiklerin deniz suyunda, sedimentte, canlılarda ve atıksu deşarjlarında bulunduğunu ortaya koyarken, asıl tartışma artık kirliliğin varlığından çok bunun nasıl ölçüldüğü, nasıl önleneceği ve sonuçların halka ne ölçüde açıklanacağı üzerinde yoğunlaşıyor.
Yeni Parti İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Akdeniz kıyılarında mikroplastik kirliliğinin “alarm verdiğini” belirterek sorunu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdığını duyurdu. Mikroplastiklerin deniz yüzeyinde, sahillerde ve kumda bulunduğuna dikkat çeken Rızvanoğlu, yurttaşların kıyıları güvenle kullanıp kullanamayacaklarını bilmediklerini savundu ve hükümeti soruna karşı “seyirci kalmakla” eleştirdi.
Rızvanoğlu, konunun yalnızca çevre kirliliği başlığı altında değerlendirilemeyeceğini, insan sağlığı bakımından da araştırılması gerektiğini belirterek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının yanıtlaması istemiyle TBMM’ye iki ayrı soru önergesi sunduğunu açıkladı. Milletvekilinin sorusu özünde oldukça yalın: Akdeniz kıyılarında giderek görünür hale gelen mikroplastik kirliliğinin boyutu nedir, insan ve ekosistem sağlığı açısından hangi riskler araştırılmıştır ve bu kirlenmenin önlenmesi için hangi somut tedbirler uygulanmaktadır?
Akdeniz Plastik Kirliliğinin Küresel Sıcak Noktalarından Biri
Rızvanoğlu’nun çıkışı münferit gözlemlere dayanan bir çevre alarmından ibaret değil. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Akdeniz Eylem Planı verileri, Akdeniz’e her gün yaklaşık 730 ton plastik atığın girdiğini bildiriyor. Plastiklerin Akdeniz’deki yüzen çöplerin yüzde 95 ila 100’ünü, deniz tabanındaki çöplerin ise yarısından fazlasını oluşturduğu belirtilirken, bazı noktalarda deniz yüzeyindeki mikroplastik yoğunluğunun kilometrekare başına 64 milyon parçacığı aşabildiği kaydediliyor.
Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Mare Plasticum: The Mediterranean raporu da sorunun ölçeğini başka bir açıdan ortaya koyuyor. Rapora göre Akdeniz’e yılda yaklaşık 229 bin ton plastik sızıyor ve etkili önlemler alınmadığı takdirde bu miktarın 2040’a kadar en az iki katına çıkması bekleniyor. Daha çarpıcı olan ise Türkiye’nin konumu: IUCN hesaplamasına göre Akdeniz’e yıllık plastik sızıntısında yaklaşık 74 bin tonla Mısır birinci, 34 bin tonla İtalya ikinci, yaklaşık 24 bin tonla Türkiye üçüncü sırada bulunuyor. Raporda temel nedenlerin yanlış yönetilen plastik atıklar, yoğun kıyı nüfusu ve karasal kaynaklardan denize taşınan çöpler olduğu belirtiliyor.
Akdeniz’in yarı kapalı yapısı da sorunu ağırlaştırıyor. Okyanuslarla su değişiminin sınırlı olması, kıyılarındaki yoğun nüfus, turizm, tarım, sanayi, limanlar ve nehirlerden taşınan atıklar nedeniyle plastikler havzaya girdikten sonra uzun süre sistem içinde dolaşabiliyor. Büyük plastik parçalarının güneş, dalga ve mekanik aşınmayla giderek küçülmesi ise gözle görülebilen çöp sorununu zamanla çok daha zor temizlenebilen mikroplastik kirliliğine dönüştürüyor.
Türkiye Kıyılarındaki Bulgular Yeni Değil
Türkiye’nin Akdeniz kıyılarındaki bilimsel çalışmalar sorunun en az on yıldır araştırmacıların gündeminde olduğunu gösteriyor. Mersin ve İskenderun Körfezlerinde yapılan ve Marine Pollution Bulletin dergisinde yayımlanan araştırmalarda deniz yüzeyinde mikro ve mezoplastik parçacıklar saptandı; 2017 tarihli çalışmada yedi istasyonda ortalama 0,376 parçacık/metrekare düzeyinde kirlilik belirlenirken en yüksek yoğunluğun Seyhan Nehri’nin denize ulaştığı Mersin Körfezi istasyonlarından birinde gözlendiği bildirildi. Bu bulgu, mikroplastik sorununun yalnızca sahilde bırakılan çöplerden değil, nehirlerle denize taşınan karasal kirlilikten de beslendiğine işaret ediyor.
Mersin Körfezi’nde Karaduvar, Silifke ve Tarsus’taki üç atıksu arıtma tesisinin incelendiği bir başka hakemli araştırma ise kirlilik zincirinin altyapı boyutunu ortaya koydu. Bir yıl boyunca gerçekleştirilen ölçümlerde tesislerin mikroplastiklerin yüzde 55 ila 97’sini tutabildiği, buna karşın çıkış sularında litre başına ortalama 0,9 mikroplastik parçacığı kaldığı belirlendi. Araştırmacıların hesaplamasına göre söz konusu üç tesisin deşarjından Mersin Körfezi’ne günde yaklaşık 180 milyon mikroplastik parçacığı ulaşabiliyor. Çalışma, arıtma tesislerinin kirliliği önemli ölçüde azaltmasına rağmen mevcut teknolojinin mikroplastikleri bütünüyle ortadan kaldırmadığını gösteriyor.
2024 yılında yayımlanan kapsamlı bir bilimsel derleme ise Akdeniz ve Karadeniz’de 2012-2023 döneminde yayımlanmış 284 araştırmayı değerlendirdi. Çalışmalarda mikroplastiklerin deniz yüzeyinden su kolonuna, kıyı sedimentinden deniz tabanına ve balık, midye, kabuklu canlılar gibi biyolojik örneklere kadar çok farklı ortamlarda tespit edildiği ortaya konuldu. Bununla birlikte araştırmacılar önemli bir soruna da dikkat çekti: Numune alma ve ölçüm yöntemlerinin standart olmaması, farklı bölgelerde bulunan değerlerin doğrudan karşılaştırılmasını güçleştiriyor. Dolayısıyla “hangi kıyı daha kirli?” sorusunun güvenilir biçimde cevaplanabilmesi için yalnızca daha çok ölçüm değil, aynı yöntemlerle yürütülen sürekli bir izleme sistemi gerekiyor.
Bakanlık İzliyor Ama Kritik Soru Verilerin Nasıl Kullanıldığı
Rızvanoğlu’nun hükümete yönelik “seyirci kalıyor” eleştirisine karşılık, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının deniz kirliliğine ilişkin hiçbir çalışma yürütmediğini söylemek doğru değil. Bakanlık ile TÜBİTAK-MAM tarafından sürdürülen Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı (DEN-İZ) kapsamında Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’de deniz suyu, sediment, biyolojik çeşitlilik, kirleticiler, deniz çöpleri ve mikroplastikler izleniyor. Bakanlığın Aralık 2025 tarihli açıklamasına göre program bugün toplam 428 noktada yürütülüyor.
Üstelik mikroplastik izlemeleri Türkiye’de DEN-İZ kapsamında 2013 yılından beri araştırma bileşenleri arasında yer alıyor; 2023-2025 döneminde mikroplastiklerin yalnızca deniz suyu ve sedimentte değil, biyotada da izlenmesi programa eklenmiş durumda. Bakanlık ayrıca kıyı illeri için Deniz Çöpleri İl Eylem Planları yürütüyor. Dolayısıyla mesele artık yalnızca “ölçüm yapılıyor mu?” sorusu değil; elde edilen mikroplastik verilerinin kıyı, il ve istasyon düzeyinde ne ölçüde düzenli olarak kamuoyuna açıklandığı, kirlenmenin kaynağı belirlendiğinde hangi yaptırımların uygulandığı ve ölçümlerin plastik kullanımını azaltacak politikalara dönüşüp dönüşmediği.
İşte Rızvanoğlu’nun önergelerinin asıl önem taşıdığı nokta da burada ortaya çıkıyor. Türkiye yıllardır mikroplastik ölçüyor; bilim insanları yıllardır Mersin’den İskenderun’a kadar alarm veren sonuçlar yayımlıyor. Buna karşılık bir yurttaş bugün Antalya, Mersin, Adana ya da Hatay’daki herhangi bir plaja gittiğinde o bölgenin güncel mikroplastik yoğunluğunu kolayca görebileceği, geçmiş yıllarla karşılaştırabileceği ve kirlilik kaynağını öğrenebileceği plaj bazlı bir kamusal bilgi sistemine sahip değil. Ölçümün kamu politikasına dönüşebilmesi için verinin laboratuvar raporunda kalmaması, erişilebilir ve karşılaştırılabilir hale gelmesi gerekiyor.
İnsan Sağlığında Alarm Var Ama Bilimsel Belirsizlik Sürüyor
Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda ise çevresel bulgular kadar kesin bir tablo henüz oluşmuş değil. Mikro ve nanoplastiklerin insan vücuduna gıda, içme suyu ve solunum yoluyla girebildiği artık bilimsel tartışmanın dışında; araştırmalar plastik parçacıklarını farklı insan dokularında saptamış durumda. Dünya Sağlık Örgütü de plastiklerin üretiminden kullanımına, geri dönüşümünden çevrede parçalanmasına kadar yaşam döngüsünün çeşitli aşamalarında sağlık risklerinin araştırılması gerektiğini belirtiyor.
Bununla birlikte “Akdeniz’de mikroplastik bulundu, bu nedenle denize girmek doğrudan sağlık açısından tehlikelidir” biçiminde kesin bir sonuç çıkarmak mevcut bilimsel kanıtların ötesine geçer. Dünya Sağlık Örgütü’nün rekreasyonel su kalitesi rehberi, denize girerken yutulan su miktarının içme suyuna göre çok daha düşük olması nedeniyle mikroplastik kaynaklı maruziyetin de daha sınırlı olduğunu vurguluyor. Avrupa Birliği’nin mevcut yüzme suyu sınıflandırması da esas olarak E. coli ve bağırsak enterokokları gibi dışkı kaynaklı bakterilere dayanıyor; mikroplastikler için plajların “güvenli” ya da “güvensiz” ilan edilmesine olanak sağlayan yerleşik bir sağlık eşiği henüz bulunmuyor.
Ancak bilimsel ihtiyat, sorunun önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. 2024 yılında Environmental Science & Technology dergisinde yayımlanan sistematik inceleme, mevcut insan ve hayvan çalışmalarını değerlendirdikten sonra mikroplastik maruziyetinin üreme, sindirim ve solunum sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratmasından şüphelenmek için bilimsel kanıt bulunduğu sonucuna ulaştı. Araştırmacılar özellikle inflamasyon, oksidatif stres, akciğer ve bağırsak etkileri ile bazı üreme sağlığı sonuçlarına dikkat çekerken, insanlarda nedensellik ilişkisinin ve hangi dozların hangi hastalıkları oluşturduğunun kesinleştirilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Sorun Sahilde Değil Üretim Ve Atık Zincirinde Başlıyor
Mikroplastik tartışmasının yalnızca kirlenmiş sahillerin temizlenmesine indirgenmesi ise sorunun kaynağını görünmez hale getirme riski taşıyor. Çünkü mikroplastiklerin önemli bölümü denize mikroplastik olarak girmiyor; ambalajlar, tek kullanımlık ürünler, tekstil lifleri, otomobil lastikleri, tarımsal plastikler ve yanlış yönetilen plastik atıklar önce çevreye karışıyor, ardından parçalanarak mikro ve nanoplastiklere dönüşüyor. Atıksu sistemleri, yağmur suyu kanalları, nehirler ve yüzey akışları bu parçacıkların kıyılara ulaşmasının başlıca yolları arasında bulunuyor. IUCN’nin Türkiye’yi Akdeniz’e plastik sızıntısında en yüksek katkıyı yapan üç ülkeden biri olarak göstermesi bu nedenle yalnızca bir “deniz temizliği” sorununa değil, ülkenin plastik üretimi, tüketimi ve atık yönetimi politikasına işaret ediyor.
Bu nedenle Rızvanoğlu’nun Çevre Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına yönelttiği soruların yanıtı yalnızca kaç ton çöp toplandığı ya da kaç kilometre sahilin temizlendiği üzerinden ölçülemez. Açıklanması gereken; Akdeniz kıyılarında hangi noktalarda düzenli mikroplastik ölçümü yapıldığı, sonuçların yıllar içinde nasıl değiştiği, arıtma tesislerinden ve nehirlerden gelen yükün ne kadar olduğu, balık ve diğer deniz ürünlerindeki birikimin nasıl izlendiği, halk sağlığı açısından ortak bir risk değerlendirme sistemi kurulup kurulmadığı ve bütün bu veriler ışığında plastik kullanımını kaynağında azaltacak hangi düzenlemelerin uygulamaya konulduğudur.
Akdeniz kıyılarında bugün görülen plastik parçaları, görünmeyen çok daha büyük bir sorunun yalnızca yüzeye çıkan bölümü. Denizi temizlemek kuşkusuz gerekli; fakat her gün yeniden kirletilen bir denizi yalnızca kıyı temizliğiyle korumaya çalışmak, musluğu açık bırakıp taşan suyu kovayla boşaltmaya benziyor. Bilimin yıllardır gösterdiği asıl ihtiyaç, plastiğin denize ulaşmasından sonra değil, denize ulaşmadan önce durdurulması. Rızvanoğlu’nun iki ayrı soru önergesi bu nedenle yalnızca bir muhalefet girişimi değil; Türkiye’nin yıllardır topladığı çevresel verilerin ölçülebilir, denetlenebilir ve halk sağlığını önceleyen gerçek bir politika üretip üretmediğinin de sınavı niteliğinde.
Kaynaklar
- Birleşmiş Milletler Çevre Programı/Akdeniz Eylem Planı (UNEP/MAP), Pollution in the Mediterranean: Akdeniz’e günlük plastik girdisi ve mikroplastik yoğunluklarına ilişkin bölgesel veriler.
- IUCN, The Mediterranean: Mare Plasticum: Akdeniz’e yıllık yaklaşık 229 bin ton plastik sızıntısı ve Türkiye’nin yaklaşık 24 bin tonla en yüksek katkı yapan ülkeler arasında bulunduğuna ilişkin hesaplamalar.
- Terzi ve arkadaşları, Marine Pollution Bulletin, 2024: Akdeniz ve Karadeniz’de 2012-2023 dönemindeki 284 mikroplastik araştırmasının kapsamlı değerlendirmesi.
- Gündoğdu ve Çevik, Marine Pollution Bulletin, 2017: Mersin ve İskenderun Körfezlerinde mikro ve mezoplastik dağılımına ilişkin çalışma.
- Akarsu ve arkadaşları, Marine Pollution Bulletin, 2020: Mersin Körfezi’ne üç atıksu arıtma tesisinden ulaşan mikroplastik yüküne ilişkin araştırma.
- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı/TÜBİTAK-MAM, Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı (DEN-İZ): Türkiye denizlerindeki mikroplastik ve diğer kirlilik parametrelerinin izlenmesine ilişkin resmi program.
- Dünya Sağlık Örgütü, Guidelines on Recreational Water Quality ve plastik-sağlık çalışmaları: Mikroplastik maruziyeti, rekreasyonel sular ve mevcut bilimsel belirsizliklere ilişkin değerlendirmeler.
- Chartres ve arkadaşları, Environmental Science & Technology, 2024: Mikroplastik maruziyetinin sindirim, üreme ve solunum sistemi üzerindeki olası etkilerine ilişkin sistematik inceleme.
- Akdeniz Plastik Tozuna Boğuluyor - 8 Ağustos 2026
- Uzgel: Mekke Anlaşması Türkiye’yi Bölgesel Çatışmaların Ortasına Sürüklüyor - 8 Ağustos 2026
- Evrim Rızvanoğlu: “Türkiye İktidarın Dar Kalıplarına Sığmayacak Kadar Büyük Bir Ülke” - 6 Ağustos 2026

















