Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına karşı çıktığı için 42 gün tutuklu kalan Esra Işık’ın tahliyesi, yalnızca bireysel bir hukuk kararı değil; çevre mücadelesi, mülksüzleştirme politikaları ve yurttaş direnişi ekseninde büyüyen toplumsal gerilimin yeni bir halkası olarak değerlendiriliyor. İkizköy direnişçileri ise kararın ardından “mücadele bitmedi” mesajı verdi.
Kamulaştırma Süreci Yeni Bir Hukuk Tartışması Yarattı
Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı çevresinde bulunan tarım arazilerinin, Yeniköy Termik Santrali’ne kömür sağlanması amacıyla “acele kamulaştırma” kapsamına alınmasıyla başlayan süreçte tutuklanan çevre savunucusu Esra Işık hakkında tahliye kararı verildi.
Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi, “görevi yaptırmamak için direnme” ve “hakaret” suçlamalarıyla yargılanan Işık’ın tutukluluk durumunu değerlendirerek, delil durumu ve yargılamanın geldiği aşamayı dikkate aldı. Mahkeme, yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye kararı verdi.
Söz konusu dava, Akbelen Ormanı çevresindeki Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar mahallelerinde bulunan toplam 679 parsel tarım arazisinin acele kamulaştırılmasına ilişkin bilirkişi keşfi sırasında yaşanan müdahalelerin ardından açılmıştı.
“Toprağımı Savunduğum İçin Tutuklandım”
Tahliyesinin ardından İzmir Barosu’nda konuşan Esra Işık, yaşadığı süreci yalnızca kişisel bir mağduriyet olarak değil, yıllardır süren bir yaşam alanı mücadelesinin parçası olarak tanımladı.
“Toprağımı savunduğum için tutuklandım” diyen Işık, üç kuşaktır süren köy boşaltmaları ve enerji projeleri nedeniyle bölgede derin bir yoksullaşma ve mülksüzleşme yaşandığını söyledi. Açıklamalarında, çevre mücadelesinin kriminalize edildiğini savunan Işık, tutuklanmasının yalnızca kendisine değil, hak arayan tüm yurttaşlara yönelik bir “gözdağı” niteliği taşıdığını ifade etti.
Işık’ın sözleri, Türkiye’de çevre ve yaşam alanı mücadelelerinde son yıllarda giderek sertleşen güvenlikçi yaklaşım tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Özellikle enerji ve madencilik projelerine karşı çıkan köylülerin, çevre aktivistlerinin ve yerel örgütlenmelerin yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakılması, hukuk-devlet ilişkisi açısından eleştiri konusu olmaya devam ediyor.
Akbelen Direnişi Simgesel Bir Eşiğe Dönüştü
Akbelen Ormanı çevresindeki direniş, yalnızca bir çevre hareketi olmaktan çıkarak; kırsal yaşamın korunması, enerji politikaları, kamulaştırma yetkileri ve şirket-devlet ilişkileri üzerine büyüyen toplumsal bir tartışmanın merkezine yerleşmiş durumda.
Cumhurbaşkanlığı kararıyla başlatılan acele kamulaştırma süreci sürerken, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) parsellerin değer tespiti ve el koyma işlemleri için açtığı davalar da devam ediyor. Öte yandan Danıştay’dan çıkan yürütmeyi durdurma kararı, bölgedeki yurttaşlar açısından önemli bir hukuki eşik olarak görülüyor.
Esra Işık ise tahliye sonrası yaptığı açıklamada, “Gerçek özgürlük, topraklarımızın özgürlüğe kavuştuğu gündür” diyerek mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.
“Kelepçeler Yetmez”
Tahliye sonrası en dikkat çekici mesajlardan biri ise Işık’ın aktardığı aile sözleri oldu. Yörük bir aileden geldiğini belirten Işık, babaannesinin cezaevi sürecinde söylediği “Hakkını arayanlara kelepçeler yetmez” sözlerini kamuoyuyla paylaştı.
Bu ifade, Akbelen direnişinin yalnızca hukuki değil; kültürel, tarihsel ve sınıfsal bir hafızaya yaslandığını da ortaya koydu. Bölge halkı açısından mesele yalnızca zeytinliklerin ya da tarım arazilerinin korunması değil; kuşaklar boyunca sürdürülen yaşam biçiminin savunulması olarak görülüyor.
Tahliye sonrası annesi Nejla Işık ile buluşan Esra Işık’ın yaşadığı duygusal anlar ise, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Nejla Işık, kızının tutukluluğunu “cezalandırma politikası” olarak değerlendirirken, verilen tahliye kararını “gecikmiş ama doğru bir adım” şeklinde yorumladı.
Çevre Mücadelesi İle Yargı Arasındaki Gerilim Büyüyor
Akbelen dosyası, Türkiye’de çevre mücadeleleri ile kamu otoritesi arasındaki gerilimin geldiği noktayı göstermesi açısından dikkat çekiyor. Bir tarafta enerji arzı ve ekonomik gerekçeler öne sürülürken, diğer tarafta yaşam alanlarını, tarım arazilerini ve ekolojik dengeyi savunan yurttaş hareketleri bulunuyor.
Uzmanlara göre, çevre direnişlerine karşı güvenlikçi reflekslerin öne çıkması; demokratik katılım, yerel halkın karar süreçlerine dahil edilmesi ve ifade özgürlüğü açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Akbelen’de verilen tahliye kararı bu nedenle yalnızca bir serbest bırakma kararı değil; Türkiye’de çevre hakkı, yurttaş direnişi ve hukuk ilişkisi üzerine süren daha büyük tartışmanın yeni bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

















