back to top
Ana Sayfa Yorum Bazı Şeylerin Hesabı Tutulmaz

Bazı Şeylerin Hesabı Tutulmaz

“Dikkat, cömertliğin en nadir ve en saf biçimidir.”
Simone Weil

Son zamanlarda içimde tarif etmekte zorlandığım bir eksiklik dolaşıyor. Bir kırgınlık değil bu, bir öfke de değil. Daha çok, hayatın içinde kendiliğinden bulunan bir şeyin yavaş yavaş çekilip gitmesine benziyor. Ne olduğunu tam tarif edemiyorum.

Bazen kalabalık bir masada otururken hissediyorum bunu. Herkes konuşuyor, gülüyor, birbirini dinliyor. Her şey yerli yerinde görünüyor. Ama yine de görünmeyen bir şey eksik sanki.

Bir odanın ışığı aynı kalırken sıcaklığının değişmesi gibi.

Belki insan, bazı şeylerin yokluğunu ancak onlar çekilip gittikten sonra fark ediyor. Bir dost sohbetinde, bir telefon konuşmasında, bir vedada bazen kısa bir anlığına hissediyorum bunu. Sanki herkes biraz geri çekilmiş gibi. Birbirinden değil belki ama hayatın içindeki o ölçüsüz yerden.

Eskiden bazı insanlar vardı. İnsan onların yanında hesap tutmayı unutuyordu. Ne kadar aradım, ne kadar arandım, ne kadar verdim, ne kadar aldım… Bunlar hiç akla gelmiyordu. Çünkü bazı ilişkiler rakamların değil, gönlün dilini konuşuyordu.

Bunun büyük fedakârlıklarla ilgisi olduğunu da sanmıyorum. Daha çok küçük şeylerle ilgiliydi: Durduk yere açılan bir telefon, uzun bir günün sonunda gelen kısa bir mesaj, insanın anlatmaya gerek duymadığı bir şeyi fark eden bir çift göz, hiç zamanı yokken vakit ayıran biri… Hayatın ağırlığını çoğu zaman büyük olaylar değil, böyle küçük anlar hafifletiyor galiba.

Bazen sevildiğimizi değil, hatırlandığımızı bilmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bir başkasının gününün içinden usulca geçebilmek, onun aklına, telaşına, hatıralarına küçük de olsa dokunabilmek… Bazen bütün mesele bundan ibaret.

Şimdi ise her şeyin içinde tuhaf bir temkin hissediyorum. Sanki insanlar birbirlerinin kalbinde iz bırakacak kadar yaklaşmaktan çekiniyor. Kimse fazla üzülmek, fazla bağlanmak, fazla emek vermek istemiyor. Belki de bu yüzden ilişkilerin içinde görünmez bir mesafe dolaşıyor.

Kimsenin koyduğu bir mesafe değil bu. Daha çok hepimizin farkında olmadan taşıdığı bir çekingenlik. Yaklaşırken duraksamak, söyleyecekken vazgeçmek, arayacakken ertelemek… İnsan bazen hayatındaki en güzel şeyleri tam da bu küçük geri çekilişlerde kaybediyor olabilir.

Çünkü insan ruhunun yalnızca kendini koruyarak büyüyemediğini biliyorum. Bazı şeyler ancak taşınca oluyor. Bir dostluk biraz taşınca dostluğa dönüşüyor. Bir sevgi biraz taşınca sevgi oluyor. Bir insan başka bir insan için planlarının dışına çıkınca hayatın rengi değişiyor.

Hayatım boyunca beni en çok etkileyen insanlar da büyük şeyler yapanlar olmadı. Yorgun oldukları hâlde dinlemeye devam edenler, bir yere yetişmeleri gerekirken biraz daha kalanlar… Hiçbir şeyi çözemeyeceklerini bildikleri hâlde yanımda oturanlar.

Şimdi dönüp baktığımda, hafızamda en çok onların kaldığını görüyorum. İnsan yıllar sonra ne konuşulduğunu unutuyor da yanında nasıl hissettiğini unutmuyor. Birinin yanında kendini yük gibi hissetmediği bir akşamı, kendini açıklamak zorunda kalmadığı bir sohbeti, sessizce anlaşıldığı birkaç dakikayı yıllar geçse de unutmuyor.

Belki özlediğim şey tam olarak insanlar değil.

Bir insanın başka bir insan için ayırdığı o görünmez yer.

Belki de bütün ömrümüz boyunca aradığımız şey budur: Bir başkasının hayatında yük olmadan yer kaplayabilmek.

Kendimizi anlatmak zorunda kalmadığımız birkaç an. Hesabı tutulmamış birkaç iyilik. Bir karşılık beklemeden uzatılmış birkaç el. Dünyanın bütün gürültüsüne rağmen, hâlâ birilerinin aklına düşebiliyor olmak.

Galiba insanı ayakta tutan şey bundan çok daha büyük değil: Bazen bir dostun sesi, bazen beklenmedik bir mesaj, bazen de hiçbir şey söylemeden yanımıza oturan bir insan.

Ve belki bütün bir hayatın içinden geriye kalan da budur:

Kimsenin hesabını tutmadığı birkaç güzel an.

Ve o anlarda, dünyada hâlâ yerimizin olduğunu hissettiren birkaç insan.

Arzu BURSA
Latest posts by Arzu BURSA (see all)