Zeki, duyarlı ve işlevsel görünen ancak en küçük istekte bile şiddetli tepkiler veren çocuklarda sorun “itaatsizlik” değil; giderek daha fazla uzman, bunun aşırı kaygıyla tetiklenen bir sinir sistemi tepkisi olan Pathological Demand Avoidance (PDA) profiliyle ilişkili olduğuna dikkat çekiyor.
Küçük İstekler, Büyük Patlamalar
“Üstünü giy”, “Beş dakika sonra çıkıyoruz” ya da “Ekranı kapat” gibi basit ve yumuşak taleplerin bile krizle sonuçlanması, birçok aile için günlük hayatı bir mayın tarlasına çeviriyor. Ebeveynler zamanla kelimelerini tartarak konuşmaya, taleplerini ertelemeye ve çatışmadan kaçınmaya başlıyor. Bu yalnızlaştırıcı döngü, “Yanlış olan biz miyiz?” sorusunu da beraberinde getiriyor.
Sorun İtaat Değil, Sinir Sistemi
Davranış analisti ve çocuk gelişimi uzmanı Libi Bagno-Simon, bu çocuklarda meselenin sınır koyma ya da ebeveyn otoritesi olmadığını vurguluyor. PDA profiline sahip çocuklarda, beklentinin kendisi (ster emir, ister rica, ister seçenek sunma biçiminde olsun) sinir sistemi tarafından tehdit olarak algılanıyor. Tepkiler bir “tercih” değil; aşırı yüklenen bir sinir sisteminin kendini koruma refleksi.
Neden Evde Çöküyorlar?
Bu çocuklar çoğu zaman dışarıda “başarabiliyor”, evde ise dağılıyor. Uzmanlara göre bunun nedeni, çocuğun kamusal alanlarda kendini sıkı biçimde tutması; güvenli alan olan evde ise bu yükün boşalması. Bu durum, “Madem anlıyor, neden yapmıyor?” şeklindeki yaygın ama hatalı varsayımı besliyor. Gerçekte beceri var; ancak ona erişim yok.
ODD İle Karıştırılan PDA
PDA sıklıkla Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu (ODD) ile karıştırılıyor. Oysa aradaki fark kritik: ODD’de otoriteyle çatışma ön plandayken, PDA’da talebin kendisiyle bir mücadele söz konusu. Uzmanlara göre çocuğu “bizi yenmeye çalışıyor” gibi ele almak, aslında “dağılmamaya çalıştığını” gözden kaçırmak anlamına geliyor.
İşe Yaramayan Yöntemler, Gerekli Değişim
Klasik ebeveynlik araçları — tutarlılık, ödül-ceza sistemleri, net sınırlar, birçok çocukta işe yararken PDA profilinde kaygıyı artırabiliyor. Bagno-Simon’a göre kilit ilke şu: İşlevsellikten önce regülasyon. Yani daha az baskı, daha az ölçme, daha fazla güven ve kontrol hissi. Tehdidi düşüren dil (“Acaba…”, “Birlikte bakalım”), oyun ve hayal gücü, gerçek anlamda paylaşılan kontrol ve sınırlı seçenekler, işbirliğinin önünü açabiliyor.
Sınırlar Var, Ama Güçle Değil
Bu yaklaşım sınırların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, güç mücadelesine girmeyen sakin ve tutarlı sınırlar, çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlıyor. Uzmanlar, erken dönemde yapılan bu uyarlamaların çocuklarda uzun vadede daha fazla esneklik ve dayanıklılık geliştirdiğini vurguluyor.
- NHY / Libi Bagno-Simon – Davranış Analisti, Tipuli – Child Development Company
Nokta Haber Yorum sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

















