Eğitim-İş’in 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında yayımladığı “Yoksulluğun Gölgesinde, Sermayenin Sömürüsünde Çocuklar” raporu, Türkiye’de çocukların bayram değil yoksulluk, eşitsizlik ve emek sömürüsüyle büyüdüğünü ortaya koydu. TÜİK ve Eurostat verilerine dayanan rapora göre Türkiye, Avrupa’da çocuk yoksulluğunun en yüksek olduğu ülke olurken, milyonlarca çocuk eğitim yerine geçim mücadelesinin içine sürükleniyor.
Çocukluk Yerine Yoksulluk
Eğitim-İş’in yayımladığı rapor, Türkiye’de çocukların sosyal devlet güvencesinden giderek uzaklaştığını ve ekonomik krizin en ağır yükünü en savunmasız kesimin, yani çocukların taşıdığını gözler önüne serdi. Sendika, 23 Nisan gibi çocuklara adanmış tarihsel bir günde yayımladığı bu çalışmayla, kutlama söylemlerinin ardındaki sert toplumsal gerçeğe dikkat çekti.
Raporda yer alan verilere göre, Türkiye’de 0-17 yaş grubundaki çocuklar yüzde 36,8 oranıyla “yoksulluk ve sosyal dışlanma riski” en yüksek grup olarak öne çıkıyor. Bu oran, yalnızca ulusal bir alarm değil; aynı zamanda Türkiye’yi Avrupa’da çocuk yoksulluğunun en yüksek olduğu ülke konumuna taşıyor.
Bu tablo, çocukların yalnızca maddi yoksunluk değil; eğitim, sağlık, barınma ve sosyal katılım gibi temel haklardan da mahrum bırakıldığını gösteriyor. Çocukluk, korunması gereken bir yaşam evresi olmaktan çıkıp, sınıfsal eşitsizliklerin en çıplak biçimde hissedildiği bir alana dönüşüyor.
Sosyal Devletin Geri Çekilişi
Raporda dikkat çeken bir başka veri ise ailesi yanında sosyal ve ekonomik destekle yaşamını sürdüren çocuk sayısındaki hızlı artış oldu. Son dört yılda bu sayı 137 binden 181 bin 202’ye yükseldi.
Bu artış, yalnızca bireysel yoksulluğun değil, kamusal sosyal destek mekanizmalarının yetersizliğinin de göstergesi olarak değerlendiriliyor. Ailelerin çocuklarını temel ihtiyaçlarla büyütemez hale gelmesi; ekonomik krizin haneye, oradan doğrudan çocuğun yaşamına sirayet ettiğini ortaya koyuyor.
Eğitim-İş’e göre bu tablo, yalnızca bugünün ekonomik kriziyle açıklanamaz; aynı zamanda yıllardır sürdürülen sosyal politika tercihlerinin ve kamusal eğitimden uzaklaşmanın sonucu. Çocuklar için koruyucu politikaların zayıflaması, onları daha erken yaşta güvencesizlikle tanıştırıyor.
Çocuk İşçiliği Sistemleşiyor
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri çocuk işçiliğine ilişkin veriler oldu. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında 561 bin 288 öğrencinin bulunduğu belirtilirken, kayıt dışı çalışan çocuklarla birlikte bu sayının çok daha yüksek olduğu vurgulandı.
Sendika, özellikle MESEM modelinin çocuk emeğini sistematik hale getirdiğine dikkat çekti. Eğitim adı altında çocukların düşük ücretli, güvencesiz ve çoğu zaman denetimsiz iş ortamlarına yönlendirilmesi; çocuk işçiliğinin kurumsallaştırılması olarak değerlendirildi.
Bu sistemde çocuk, öğrenci kimliğinden çok ucuz işgücü olarak konumlandırılıyor. Eğitim hakkı ile çalışma zorunluluğu arasındaki çizgi silinirken, sermaye için “erken yaşta verimli emek” anlayışı toplumsal bir norma dönüşüyor.
23 Nisan’ın Gerçek Anlamı
Eğitim-İş, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan’ın gerçek anlamının yalnızca törenlerle değil, çocukların eşit, güvenli ve nitelikli yaşam hakkıyla korunabileceğini vurguladı.
Sendika açıklamasında, laik, bilimsel ve kamusal eğitimin yalnızca pedagojik değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunun altı çizildi. Çocukların yoksulluğa, işçiliğe ve sosyal dışlanmaya mahkûm edilmediği bir ülkenin ancak kamusal sorumlulukla mümkün olabileceği ifade edildi.
“Çocuklar yalnızca bugünün değil, geleceğin de sorunudur” vurgusuyla rapor, siyasal iktidarın ekonomik tercihlerini ve eğitim politikalarını doğrudan sorgulayan güçlü bir toplumsal uyarı niteliği taşıyor. Çünkü bir ülkede çocukların bayramı varsa ama çocukluğu yoksa, orada kutlanması gereken değil, değiştirilmesi gereken bir düzen vardır.
Mücadele Çağrısı
Eğitim-İş, çocukların eğitim hakkının piyasa koşullarına terk edilmesine karşı mücadeleyi sürdüreceğini duyurdu. Sendika, çocukların güvenli, eşit ve nitelikli bir yaşam hakkına sahip olması için kamusal eğitim politikalarının yeniden inşa edilmesi gerektiğini belirtti.
23 Nisan’ın resmi söylemlerle değil, çocukların gerçek yaşam koşullarıyla anlam kazanacağını hatırlatan rapor, Türkiye’de çocuk hakları meselesinin artık yalnızca pedagojik değil, aynı zamanda sınıfsal, ekonomik ve siyasal bir kriz başlığı olduğunu ortaya koyuyor.
Kaynaklar
- Eğitim-İş, “Yoksulluğun Gölgesinde, Sermayenin Sömürüsünde Çocuklar” Raporu (23 Nisan 2026)
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri
- Eurostat çocuk yoksulluğu ve sosyal dışlanma verileri
- Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) öğrenci istatistikleri

















