back to top
Ana Sayfa Yaşam Eğitim Okullarda Şiddet Siyaseti: Tepkiler Büyüyor, Sorumluluk Tartışması Derinleşiyor

Okullarda Şiddet Siyaseti: Tepkiler Büyüyor, Sorumluluk Tartışması Derinleşiyor

Okullar artık yalnızca eğitim verilen yerler değil; aynı zamanda bir toplumun geleceğe dair en temel sözünün verildiği alanlardır. Ve bugün o söz, çatlamış durumda. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan saldırılar, bu çatlağın artık gizlenemez hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet partilerinden gelen açıklamalar dikkat çekici bir ortak noktada buluşuyor: Bu yaşananlar münferit değil. Özgür Özel, okullarda güvenlik önlemlerinin artırılmasını, somut tedbirlerin hızla devreye alınmasını öneriyor. Tülay Hatimoğulları ise meseleyi daha geniş bir çerçevede ele alarak “toplumsal çürüme” vurgusu yapıyor. Sevda Karaca ise sorunu doğrudan eğitim politikaları, yoksulluk ve güvencesizlikle ilişkilendiriyor.

Farklı yerlerden konuşuyorlar, ama en azından konuşuyorlar. Ve daha önemlisi, çözüm önerisi üretiyorlar.

İktidar cephesine baktığımızda ise daha tanıdık bir refleksle karşılaşıyoruz. Recep Tayyip Erdoğan’ın “acının siyaseti olmaz” sözleri ilk bakışta insani bir çağrı gibi durabilir. Ancak bu tür açıklamalar, çoğu zaman başka bir işlev görür: Tartışmayı kapatmak. Soruları susturmak. Sorumluluğu görünmez kılmak.

Çünkü mesele tam da burada başlıyor. Eğer “acının siyaseti olmaz” diyorsanız, o acıyı doğuran politikaları da konuşamazsınız. O zaman şu sorular ortada kalır: Bu çocuklar silaha nasıl ulaştı? Açık tehditler neden ciddiye alınmadı? Okullar neden korunamadı?

Ve belki de en çarpıcı olanı: Bu soruları kim soracak?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın sessizliği bu noktada daha da ağırlaşıyor. Eğitim sisteminin başındaki kurum, eğitimle ilgili hemen her konuda konuşurken, konu doğrudan okullardaki şiddet olduğunda geri çekiliyor. Yayın yasaklarının arkasına sığınan bir iletişim dili, aslında bir şey söylememenin başka bir biçimi haline geliyor.

Oysa mesele yalnızca güvenlik kameraları, turnikeler ya da daha fazla polis değil. Bunlar gerekli olabilir, ama yeterli değil. Çünkü ortada daha derin bir sorun var: Gençlerin giderek daha fazla şiddetin içinde büyüdüğü, geleceksizlik duygusunun yaygınlaştığı, eğitim sisteminin kamusal niteliğinin aşındığı bir yapı.

Muhalefetin işaret ettiği gibi bu bir “güvenlik açığı” olduğu kadar bir “toplumsal mesele.” Ama iktidarın yaklaşımı, bu çok katmanlı sorunu daraltarak yönetilebilir bir başlığa indirmek: “Bireysel olay”, “istisnai durum”, “siyaset yapılmamalı.”

Tam da bu yüzden asıl risk, bu olayların kendisinden daha büyük olabilir. Çünkü konuşulmayan, tartışılmayan, yüzleşilmeyen her sorun büyür.

Bugün okullarda patlayan şiddet, yalnızca birkaç trajik olayın toplamı değil. Bu, uzun süredir biriken bir gerilimin dışavurumu. Ve bu gerilim, üzeri örtülerek değil; ancak açıkça konuşularak, sorumluluk alınarak ve gerçek çözümler üretilerek aşılabilir.

Aksi halde, her yeni olaydan sonra aynı cümleleri kurmaya devam ederiz: “Acının siyaseti olmaz.”
Ama o acı, tam da siyasetin konusu olmaya devam eder.