back to top
Ana Sayfa Haber Trump’ın “Kürt Sevgisi” ve Emperyal Himayenin Sahte Ahlâkı

Trump’ın “Kürt Sevgisi” ve Emperyal Himayenin Sahte Ahlâkı

Donald Trump, başkanlığının birinci yılında yaptığı basın toplantısında bir kez daha Kürtlerden söz etti. “Kürtleri seviyorum” dedi, ardından da onları “korumaya çalıştıklarını” ekledi. Bu tür cümleler, ilk bakışta bir sempati beyanı gibi sunulsa da, uluslararası siyasetin dili içinde masum değildir. Hele ki bu sözler, aynı anda petrol, para ve çıkar vurgusuyla birlikte kuruluyorsa, ortada bir sevgi değil; çıplak bir tahakküm dili vardır.

Kürtlerin Trump’ın sevgisine ihtiyacı yok. İhtiyaç duyulan şey, uluslararası hukuk içinde, hiçbir koşula bağlanmadan tanınmış eşit yurttaşlık ve kolektif haklardır. Sevgi söylemi, emperyal siyasette çoğu zaman hakların yerine ikame edilen bir aldatmacadır.

Sevgi Değil, Çıkar Sözlüğü

Trump’ın sözlerini dikkatle okuduğumuzda, “Kürtleri seviyorum” cümlesinin hemen ardından gelen açıklama belirleyicidir: “Kürtlere çok para verildi, petrol verildi.” Bu ifade, Kürtleri bir özne olarak değil, bir maliyet kalemi ya da bir yatırım unsuru olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor. Sevgi söylemi burada, ekonomik ve askeri çıkarların üzerini örten bir ambalaj işlevi görüyor.

Emperyal siyaset, tarih boyunca benzer bir dili defalarca kullandı. Koruma vaadi, çoğu zaman bağımlılık üretmenin, hakları askıya almanın ve gerektiğinde o hakları pazarlık konusu yapmanın aracı oldu. Trump’ın Kürtlere dair kurduğu cümleler de bu geleneğin güncel bir örneğinden ibaret.

“Koruma” Söyleminin Tehlikeli Anlamı

“Koruyoruz” ifadesi, uluslararası hukuk açısından son derece sorunlu bir kavramdır. Çünkü koruyan ile korunan arasında eşitsiz bir hiyerarşi varsayar. Koruma, hak tanımaz; lütuf dağıtır. Oysa Kürtlerin meselesi lütuf değil, hak meselesidir.

Trump’ın aynı basın toplantısında Birleşmiş Milletler’i ve NATO’yu hedef alması, “BM’nin yerini alabilecek bir barış kurulu”ndan söz etmesi tesadüf değildir. Bu söylem, uluslararası hukukun kolektif mekanizmalarını devre dışı bırakma arzusunun açık bir ifadesidir. Böyle bir tabloda Kürtler, hak sahibi bir halk olarak değil; büyük güçler arası pazarlıkta kullanılan bir unsur olarak konumlandırılmaktadır.

Suriye, Petrol ve Sessiz Pazarlıklar

Trump’ın Suriye’ye ilişkin değerlendirmelerinde de benzer bir zihniyet görülüyor. “Oraya temiz birini koyamazdınız” diyerek meşrulaştırılan sertlik, aslında kaosun kalıcılaştırılmasını normalleştiren bir bakış açısıdır. Bu yaklaşımda insan hakları, sivillerin güvenliği ya da halkların kendi kaderini tayin hakkı yoktur; sadece “iş görecek” aktörler vardır.

Kürtler söz konusu olduğunda da tablo değişmiyor. Petrol, askeri işlev ve bölgesel denge unsuru… Hepsi var, ama eşitlik yok. Trump’ın Erdoğan’la yapacağını duyurduğu görüşmenin “çok önemli” olduğu vurgusu da, Kürtlerin geleceğinin yine kapalı kapılar ardında konuşulacağının işaretini veriyor.

Sevgiyle Değil Hukukla

Kürtler, Trump’ın sevgisine de, herhangi bir liderin geçici koruma vaadine de muhtaç değil. Muhtaç olunan şey; kimliğin, dilin ve siyasal iradenin pazarlık konusu yapılmadığı, uluslararası hukuka dayalı bir eşitlik rejimidir. Sevgi söylemiyle süslenen emperyal politikalar, bugüne kadar Kürtlere güvenlik değil; kırılganlık getirdi.

Trump’ın sözleri bu nedenle bir jest olarak değil, eleştirel bir dikkatle okunmalıdır. Çünkü bu dil, hakları güvence altına almıyor; tam tersine, onları bir kez daha ateşe atıyor. Tarih şahidimiz, Emperyal “sevgi”, en çok da sevildiği söylenenlerin hayatını yakar.


Nokta Haber Yorum sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.