back to top
Ana Sayfa Haber Kasapoğlu: Özel Kalem Müdürü Olarak İşimi Yaptığım İçin Mi 11 Ay Evladımdan...

Kasapoğlu: Özel Kalem Müdürü Olarak İşimi Yaptığım İçin Mi 11 Ay Evladımdan Ayrı Kaldım?

İBB Davası’nın 68’inci gününde savunma yapan Ekrem İmamoğlu’nun Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, hakkındaki “rüşvete yardım” ve “örgüt üyeliği” iddialarını reddederek, suçlama konusu yapılan telefon görüşmeleri, toplantılar ve başkanın iş programını takip etmenin görev tanımının doğal parçaları olduğunu söyledi; 11 aylık tutukluluğunun oğlunun LGS dönemini ve aile yaşamını telafi edilemez biçimde etkilediğini belirterek mahkemeden beraat ve adli kontrolün kaldırılmasını istedi.

“Bu Telefonla Üç Gün Yaşayamazsınız”

Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın 68’inci duruşma günü, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesine inşa edilen yeni duruşma salonunda sürüyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yürüttüğü duruşmada tutuksuz sanıkların savunmaları alınırken, iş insanı Hamit Demir ve eski İBB çalışanı Şehide Zehra Keleş’in ardından İmamoğlu’nun Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu savunma yaptı.

Kasapoğlu’nun savunmasının önemli bölümünü, İmamoğlu’nun kullanmadığı belirtilen ancak soruşturma kapsamında incelenen telefon hattı ve cihazı oluşturdu. Söz konusu hattın İmamoğlu’nun siyasi yaşamından bu yana kullanılan, yoğun çağrı alan ve çoğunlukla yanında bulunan nöbetçi personel tarafından fiilen kullanılan bir telefon olduğunu anlatan Kasapoğlu, hattın zaman zaman İmamoğlu’ndan çok yanında bulunan personele ulaşmak için arandığını söyledi.

Kasapoğlu, telefonun niteliğini anlatırken, “Siz bu telefonla, bu cihazla gerçekten 3 gün yaşayamazsınız” ifadelerini kullandı. Telefonun 1,5 yıl boyunca incelendiğini ancak 4 bin sayfalık iddianamede bu incelemeye ilişkin dijital raporun, telefona ait bilgi veya belgenin ve kendi ifadesinin tek satırının bulunmadığını savunan Kasapoğlu, “Ortada ne bir suç vardır ne de suçu karartmaya yönelik bir delil söz konusudur” dedi.

“Çanta, Para, Hiçbir Şey Taşıtma Talimatım Olmadı”

Kasapoğlu, hakkındaki “rüşvete yardım” suçlamasını da reddetti. İddianamede yer alan bir tanık beyanında, Florya’daki bir ofise gelen araçlar ve para taşındığı yönündeki iddiaların kendisiyle ve şoförü Caner Kırca ile ilişkilendirildiğini belirten Kasapoğlu, söz konusu kişiyi hiç görmediğini ve görsel olarak teşhis edemeyeceğini söyledi.

Kırca’nın yalnızca kendisine tahsis edilen aracı kullanan bir çalışma arkadaşı olduğunu belirten Kasapoğlu, onun rüşvet iddiasıyla ilişkilendirilmesini de eleştirdi. “İçinde ne olduğunu bilmediği çanta, sepet, para, kriminal, böyle hiçbir şey, dosya, hiçbir şey taşıtma talimatım olmamıştır” diyen Kasapoğlu, bu iddiayı tamamen reddetti.

Buradaki temel tartışma, savunmanın da işaret ettiği üzere, bir kamu görevlisinin olağan görevleri kapsamında gerçekleştirdiği iş ve iletişim faaliyetlerinin hangi noktada suç deliline dönüştürülebileceği sorusunda düğümleniyor. Kasapoğlu, kendisine isnat edilen eylemlerin özel kalem müdürlüğünün görev alanından çıkarılarak suçlama konusu haline getirildiğini savundu.

“Devletin Para Verdiği İşle Yargılanmışım”

Örgüt üyeliği suçlamasına ilişkin savunmasında ise İBB’nin resmi organizasyon yapısına işaret eden Kasapoğlu, iddianamede “örgüt yöneticisi” veya “örgüt üyesi” olarak gösterilen kişilerle arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını söyledi.

Kendisinin İBB’deki görev şemasında doğrudan İmamoğlu’na bağlı olduğunu ve özel kalem müdürlüğünde görev yapan yaklaşık 180 çalışana talimat verebildiğini belirten Kasapoğlu, suçlama konusu yapılan telefon görüşmeleri, toplantıların düzenlenmesi ve belediye başkanının programının takip edilmesinin zaten görev tanımının parçası olduğunu ifade etti.

Kasapoğlu’nun bu noktadaki itirazı davanın daha geniş bir tartışmasına da işaret ediyor: Kamu kurumlarında hiyerarşik görev ilişkileri ve rutin bürokratik faaliyetler hangi koşullarda örgütsel suçlamanın unsuru haline getirilebilir? Savunmaya göre, başkanın programını takip etmekten bürokratları aramaya, toplantı organize etmekten saha programlarını koordine etmeye kadar uzanan faaliyetler, özel kalem müdürlüğünün varlık nedenini oluşturan işler.

11 Ayın Ailede Bıraktığı İz

Kasapoğlu’nun savunmasının en çarpıcı bölümü ise hukuki suçlamalardan ziyade tutukluluğun ailesi üzerindeki etkisine ilişkin sözleri oldu. İlk gözaltı sürecinin ardından 13 yaşındaki oğlunun yaşadığı travma nedeniyle onunla birlikte uyumaya başladığını anlatan Kasapoğlu, bir ay sonra yeniden gözaltına alındığını ve evinden oğlunun yanından alındığını söyledi.

Yaklaşık 11 ay sonra evine dönebildiğini belirten Kasapoğlu, oğlunun eğitim hayatındaki kritik dönem olan LGS sürecinin bu ayrılıktan etkilendiğini ve bunun artık telafi edilemediğini ifade etti. “Anne yoksunluğunu yaşadığı, anne yoksunluğunu telafi edemiyoruz” diyen Kasapoğlu, yaşanan süreci “hukuk yoksunluğu” olarak nitelendirdi.

Bu bölüm, uzun tutukluluğun yalnızca sanığın özgürlüğünü sınırlayan bir tedbir olmadığını, aile ilişkileri ve çocukların yaşamları üzerinde de doğrudan sonuçlar yaratabildiğini ortaya koydu. Kasapoğlu’nun savunmasında kişisel mağduriyet ile hukuk devleti tartışması birbirine bağlandı.

“Haklılığım 4 Bin Sayfa Kadar”

Devlet kurumlarından başka bir yerde çalışmadığını ve kamu görevini yüksek sorumluluk anlayışıyla yürüttüğünü belirten Kasapoğlu, savunmasının sonunda mahkemeye yönelik güvenini korumak istediğini söyledi. Devletin anneyi, çocuğu ve kendisine uzun yıllar hizmet etmiş kamu görevlisini koruması gerektiğine inandığını belirten Kasapoğlu, buna rağmen yaşadığı sürecin bu inancı ağır biçimde sınadığını ifade etti.

Kasapoğlu, “Ben dünyanın en çalışkan özel kalem müdürü olduğumu iddia ediyorum” sözlerinin ardından, mahkemenin haklının hakkını vereceğine ilişkin umudunu koruduğunu söyledi. Savunmasını, “Haklılığım 4 bin sayfa kadar, iddianameniz kadar eder” sözleriyle tamamlayan Kasapoğlu; beraatini, adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını ve davada tutuklu bulunan kadınların ailelerine ve çocuklarına kavuşmasını talep etti.

Kasapoğlu’nun savunması, İBB Davası’nın 68’inci gününde yalnızca bir sanığın suçlamalara verdiği yanıt olarak değil, iddianamede yer alan delillerin niteliği, kamu görevinin olağan faaliyetlerinin nasıl yorumlandığı ve uzun tutukluluğun aileler üzerindeki etkisi bakımından da dikkat çekici bir kesit oluşturdu.

Savunmada ileri sürülen iddiaların hukuki değerinin belirlenmesi ise mahkemenin değerlendirmesine ve dosyadaki diğer delillerin bütünüyle incelenmesine bağlı. Ancak duruşma salonunda ortaya çıkan tablo, davanın merkezindeki temel soruyu yeniden görünür kılıyor: Bir kamu görevlisinin görevini yerine getirirken gerçekleştirdiği rutin faaliyetler, somut ve doğrulanabilir suç delilleriyle desteklenmediği sürece hangi hukuki eşikte suçlamaya dönüşebilir?