back to top
Ana Sayfa Haber İBB Davası’nda 81. Gün: 191 Milyonluk Deprem Yardımı Sorusu ve Silivri’de Adil...

İBB Davası’nda 81. Gün: 191 Milyonluk Deprem Yardımı Sorusu ve Silivri’de Adil Yargılanma Tartışması

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 51’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın 81’inci gününde, Doğuş Grubu’nun Hatay depremi sonrası yaptığı yaklaşık 191 milyon liralık ödeme savcının soruları üzerinden gündeme geldi. Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanvekili Hüsnü Akhan, ödemenin deprem bölgesindeki sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında yapıldığını ve 201 prefabrik konut ile altyapı ve çevre düzenlemesi işlerinin tamamlandığını savundu. İmamoğlu ise savcının sorusuna tepki göstererek, İBB’nin deprem döneminde Hatay ile AFAD tarafından eşleştirildiğini ve söz konusu desteğin bu kapsamda gerçekleştirildiğini söyledi.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde inşa edilen yeni duruşma salonunda yürüttüğü İBB Davası, ikinci celsenin 17’nci duruşma günüyle devam etti. 81’inci günde tutuksuz sanıkların savunmaları ve sorguları sürdü. Bir önceki gün saat 11.30’da başlayan duruşmanın 22.00’ye kadar devam etmesi ve 27 sanığın savunmasının alınması sonrasında, 325 kişilik tutuksuz sanık listesinden savunması alınmayanların sayısı 156’ya geriledi.

Duruşmayı, davada daha önce tahliye edilen ve görevine dönmeyi bekleyen Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney de izleyici sıralarından takip etti. Güney, 8 Temmuz’da aralarında bulunduğu altı sanıkla birlikte tahliye edilmişti.

Savunmalar zabıta ve reklam ihaleleri üzerinden sürdü

Günün ilk savunmasını İBB Avrupa Yakası Reklam Denetim Zabıta Amiri Selçuk Alanyurt yaptı. Alanyurt, iddianamede adının “Eylem 117” kapsamında kamu kurum ve kuruluşları zararına nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla geçtiğini belirterek, herhangi bir gayrikanuni talimat almadığını ve vermediğini söyledi. Reklam denetiminde zabıtanın görev alanının sınırlı olduğunu, izin ve tahsil işlemlerinin başka birimler tarafından yürütüldüğünü savundu ve beraatini istedi.

Ardından Anadolu Yakası Reklam Denetim Zabıta Amiri Oğuzhan Bayraktaroğlu savunma yaptı. Bayraktaroğlu, iddianamede yer alan eylemlerin önemli bölümünün kendi göreve başlamasından önce gerçekleştiğini, adı geçen reklam şirketleriyle herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını ve zabıtanın izin verme ya da belge düzenleme yetkisi olmadığını söyledi.

Medya A.Ş. eski Mali İşler Müdürü İlknur Taşdelen ise yaklaşık 900 satın alma işleminde görev yaptığını, bu süreçte Murat Ongun’dan veya başka bir yöneticiden baskı ya da hukuka aykırı talimat almadığını söyledi. Avukatı da müvekkiline yöneltilen suçlamanın somut bir eyleme dayanmadığını belirterek beraat ve yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Reklamcı Ali Can Akün de rüşvet suçlamasını kabul etmediğini, herhangi bir Kültür A.Ş. veya Medya A.Ş. ihalesi almadığını ve şirketine bu kurumlardan ödeme yapılmadığını savundu. SAS Tanıtım ve Medya A.Ş. yetkilisi ve Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu üyesi Eray Yazgan ise İBB veya iştiraklerinden tek bir ihale bile almadığını söyledi.

Duruşmanın merkezinde 191 milyon liralık deprem ödemesi

Günün en dikkat çekici bölümü ise Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanvekili Hüsnü Akhan’ın savunması sırasında yaşandı.

Akhan, iddianamede kendisine yöneltilen rüşvet suçlamalarını reddetti. Hatay’daki deprem çalışmalarında Asoy İnşaat’a yapılan ödemenin, Doğuş Grubu’nun deprem bölgesindeki sosyal sorumluluk faaliyetleri kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi.

Akhan’ın anlatımına göre Doğuş Grubu, Hatay’da Meclis Binası ve Adalı Konağı’nın restorasyonu, AFAD’a hibe edilen 1001 konut ve Hatay, Adıyaman ve Kahramanmaraş’taki seyyar mutfaklar dahil olmak üzere deprem bölgesinde çeşitli çalışmalar yürüttü. Asoy İnşaat’a yapılan ödemenin de Hatay’daki konteyner kent ve geçici konut çalışmaları kapsamında gerçekleştirildiğini savundu.

Savunmada, ödemenin yaklaşık 191 milyon liralık bölümünün banka üzerinden, faturalı ve bağış kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi. Akhan, Doğuş Grubu’nun Hatay’a yaptığı toplam yardımın yaklaşık 174 milyon dolar olduğunu, dosyada tartışma konusu edilen ödemenin ise yaklaşık 4 milyon dolar düzeyinde bulunduğunu söyledi.

Duruşma savcısı bunun üzerine Akhan’a, “Her talepte bulunana 190 milyon TL gönderiyor musunuz?” sorusunu yöneltti. Akhan ise ödemenin yapılacak işlerin incelenmesinden sonra gerçekleştirildiğini ve Asoy İnşaat’ın işlerin tamamlandığına ilişkin belgeleri mahkemeye sunduğunu söyledi.

Akhan ayrıca Doğuş Grubu’nun kendi inşaat şirketi bulunmasına rağmen neden Asoy İnşaat’ın tercih edildiği sorusuna da yanıt verdi. Doğuş İnşaat’ın ağırlıklı olarak altyapı projelerinde uzmanlaştığını, üstyapı işlerinde başka firmalarla çalışılmasının şirketin çalışma yöntemlerinden biri olduğunu belirtti.

İmamoğlu’ndan savcının sorusuna tepki

Savcının sorularının ardından söz alan İmamoğlu, deprem döneminde AFAD’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni Hatay ile eşleştirdiğini hatırlattı. İmamoğlu, İBB’nin Hatay’daki çalışmalarının toplam büyüklüğünün yaklaşık 500 milyon dolara ulaştığını belirterek, Doğuş Grubu’nun yaklaşık 3-4 milyon dolarlık desteğinin Hatay’daki geçici konut projesine yönelik olduğunu söyledi.

İmamoğlu’nun aktardığı çerçeveyi Akhan da doğruladı. Akhan, söz konusu desteğin yanı sıra Hatay İl Özel İdaresi, valilik ve belediyeden gelen başka taleplerin de Doğuş Grubu tarafından sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde karşılandığını söyledi.

İmamoğlu daha sonra savcının sorusuna yönelik tepkisini, iddianamenin İBB’ye yaklaşımını eleştirerek dile getirdi:

“İddia makamının ne yazık ki cahilce beyanlarla dolu bu iftiranamesinde, İBB’ye aşağılayıcı bu tutum ve tavrına binaen sizlerin de ifadelerinde muhatap olduğunuz kurumun İBB olduğunu hatırlatmak istiyorum.”

İmamoğlu ayrıca iddianamede İBB’nin deprem dönemindeki rolünün yanlış yansıtıldığını savundu.

Burada dosyanın hukuki açıdan kritik noktası, ödemenin gerçekten hangi amaçla yapıldığı ve karşılığında fiilen ne yapıldığının mahkeme tarafından deliller üzerinden değerlendirilmesi olacak. Duruşmada Akhan, 201 prefabrik konutun Aşağı Ekinci Mahallesi’nde tamamlandığını, çevre düzenlemesi ve altyapı işlerinin de yapıldığını belirtti. Asoy İnşaat’ın da bu işlerin tamamlandığına ilişkin belgeleri mahkemeye sunduğunu söyledi.

“10 milyon dolar” iddiasına başka açıklama

Akhan’ın savunmasında iddianamede geçen 10 milyon dolarlık başka bir tutara da açıklık getirildi. Akhan, bu miktarın deprem yardımıyla değil, Galataport çevresindeki bir otopark projesiyle bağlantılı olduğunu söyledi.

Kadir Topbaş dönemine kadar uzanan bir protokol kapsamında Galataport karşısındaki katlı otoparkın kaldırılması, alanın yeşil alana dönüştürülmesi ve aynı kapasitedeki otoparkın yer altına alınmasının planlandığını anlatan Akhan, projenin yaklaşık 10 milyon dolarlık bütçesi bulunduğunu belirtti. Kazı sırasında Ceneviz dönemine ait bir duvar bulunması üzerine çalışmaların Anıtlar Kurulu tarafından durdurulduğunu ve projenin tamamlanmadığını söyledi.

Akhan ayrıca Reina’ya ilişkin suçlamaları da reddetti ve iddianamede kullanılan HTS ve baz kayıtları ile güçlendirme başvurusu arasında yaklaşık altı aylık fark bulunduğunu ileri sürdü. Savunmasının sonunda beraatini talep etti.

“500 bin liralık market kartı” sorusu

Akhan’ın sorgusu sırasında tutuklu İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu da söz aldı. Karaoğlu, iddianamede kendisine 500 bin liralık market kartı verildiğinin yazıldığını belirterek Akhan’a bu konuda doğrudan soru yöneltti.

Akhan, Karaoğlu’nu ilk kez duruşma salonunda gördüğünü ve market kartlarının varlığını iddianameden öğrendiğini söyledi.

Bu bölüm, davanın önemli özelliklerinden birini de ortaya koyuyor: Çok sayıda sanığın savunması, iddianamede yer alan bağlantıların, para hareketlerinin, iletişim kayıtlarının ve görev ilişkilerinin mahkeme önünde yeniden sorgulanması üzerinden ilerliyor.

Sekiz yıl önce ayrıldığı kurumun ihalesinde sanık oldu

Eski İSFALT çalışanı Suat Güler’in savunması da dosyadaki suçlama zincirine ilişkin dikkat çekici bir örnek oluşturdu. Güler, suçlamaya konu dönemde İSFALT’tan yaklaşık sekiz yıl önce ayrıldığını, buna rağmen iddianamenin 3212’nci sayfasında bir ihalede komisyon üyesi olarak gösterildiğini söyledi.

Davanın mesleki hayatını da etkilediğini belirten Güler, SPK’nın devam eden dava nedeniyle görev yaptığı portföy yönetim şirketindeki görevinden ayrılmasını istediğini ve daha sonra TÜRKSAT’taki görevinde de değişiklik yaşandığını anlattı. Beraatinin yanı sıra dosyasının ayrılmasını ve davanın düşürülmesini talep etti.

Çiçekçilik yapan Ensar Güney ise Ağaç A.Ş. ile yaklaşık 20 yıldır çalıştığını, geçmiş dönemlerden kalan alacaklarını tahsil edebilmek için ödeme yapmak zorunda kaldığını savundu. Güney, “menfaat sağlayan değil, mağdur olan” taraf olduğunu belirterek beraatini istedi.

51 kişi tutuklu, savunmalar hâlâ tamamlanmadı

İBB Davası’nın ikinci duruşması 17 Ağustos’ta başladığında 53 tutuklu sanık bulunuyordu. 3 Eylül’de verilen ara kararda Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ile iş insanı Serkan Öztürk tahliye edilirken, aralarında İmamoğlu’nun da bulunduğu 51 sanığın tutukluluğunun devamına karar verildi. Savcılık bütün tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamını istemişti.

Böylece 81’inci gün itibarıyla dosyada 414 sanığın 51’i tutuklu bulunuyor. Üstelik tutuksuz sanıkların savunmaları dahi henüz tamamlanmış değil. 14 Eylül’de 27 sanığın savunmasının alınmasıyla birlikte 325 tutuksuz sanıktan 156’sının savunması hâlâ bekleniyor.

Bu tablo, davanın yalnızca sanık sayısı bakımından değil, yargılamanın fiziki ve zamansal koşulları açısından da olağanüstü bir yük taşıdığını gösteriyor.

Gece 22.00’ye kadar süren duruşmalar tartışması

Son günlerde yargılamaya ilişkin en önemli tartışmalardan biri de duruşmaların çalışma saatleri oldu.

14 Eylül’de 80’inci gün duruşması saat 11.30’da başladı ve 22.00’ye kadar sürdü. İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, duruşmayı baro yöneticileriyle birlikte izledi ve mahkeme heyetine yargılamanın gece saatlerine kadar sürmesinin savunma hakkı ve adil yargılanma bakımından yarattığı sorunları aktardı. Kaboğlu, duruşmaların 19.00-19.30’dan daha geç bitmemesi gerektiğini savundu.

Kaboğlu, baronun 9 Eylül’de yaptığı başvuruda gece yarılarını aşan duruşmaların savunma, tutuklular ve genel olarak adil yargılanma hakkı bakımından doğurabileceği sakıncalara dikkat çektiğini söyledi. Ayrıca avukatlardan duruşmada hangi sırayla söz alacaklarını ve ne zaman savunma yapacaklarını öngöremedikleri yönünde şikâyetler aldıklarını belirtti.

Bu tartışma yalnızca çalışma saatleriyle sınırlı değil. 10 Eylül’de davanın 79’uncu gününde YENİ Parti İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş’ın duruşma salonuna alınmaması da aleniyet ve kamuya açık yargılama bakımından tartışma yaratmıştı. Özçağdaş hakkında, daha önceki bir duruşmada salon düzenini bozduğu gerekçesiyle CMK’nin 203’üncü maddesinin uygulandığı bildirilmiş ve bu gerekçeyle salondan çıkması istenmişti.

81’inci günde ise avukat İsmail Emre Telci’nin aktardığına göre mahkeme başkanı, o gün dinlenecek sanıkların isimlerini ve sırasını duruşmanın başlangıcında açıkladı. Telci, bu uygulamayı baronun önceki gün yaptığı müdahalenin ardından “daha adil bir yargılama” yönünde olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.

Uluslararası standartlar açısından tartışmanın çerçevesi

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, adil yargılanma yalnızca kararın sonunda verilecek hükümle ölçülen bir sonuç değil, yargılamanın bütün aşamalarını kapsayan usuli güvenceler bütünü.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 14’üncü maddesine ilişkin Genel Yorumu, ceza yargılamalarında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve aleni duruşma, tarafların eşitliği, savunma güvenceleri ve masumiyet karinesi gibi ilkeleri temel unsurlar arasında sayıyor. Komite ayrıca kamuya açık yargılamanın, toplumun ve basının davayı izleyebilmesini sağlayan önemli bir güvence olduğunu vurguluyor.

Aynı metin, yargılamanın makul sürede yürütülmesini de adil yargılanmanın unsurlarından biri olarak kabul ediyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de AİHS’nin 6’ncı maddesi kapsamında yargılamaların “makul süre” içinde tamamlanması gerektiğini, sürenin değerlendirilmesinde davanın karmaşıklığı, tarafların ve makamların davranışları ile sanık açısından neyin tehlikede olduğunun dikkate alınacağını belirtiyor. Tutuklu sanıkların bulunduğu dosyalarda bu sürenin ayrıca önem taşıdığı AİHM içtihadında açıkça yer alıyor.

Bu nedenle İBB Davası bakımından tartışılması gereken mesele yalnızca “duruşma kaç gün sürdü?” sorusu değil. 414 sanıklı bir dosyada savunmaların hangi koşullarda alındığı, tutukluluğun gerekçesinin her sanık bakımından somut ve güncel biçimde değerlendirilip değerlendirilmediği, savunma makamının hazırlık yapabilmesi için yeterli ve öngörülebilir zamanın bulunup bulunmadığı, duruşmanın kamuya ve basına fiilen açık olup olmadığı ve tarafların usuli olarak eşit koşullarda bulunup bulunmadığı da adil yargılama standardının parçaları.

BM İnsan Hakları Komitesi ayrıca masumiyet karinesinin yalnızca mahkeme kararına kadar geçen süreyi değil, sanığın bütün yargılama boyunca suçluymuş gibi muamele görmemesini gerektirdiğini belirtiyor. Tutukluluk süresinin uzunluğunun tek başına suçluluk göstergesi olarak kabul edilemeyeceği de aynı standartta açıkça ifade ediliyor.

İBB Davası’nın 81’inci gününde ortaya çıkan tablo

81’inci günün tutanaklara ve duruşma izlemelerine yansıyan tablosu, bir yandan yüzlerce sanığın savunmasının alınmaya devam ettiği devasa bir ceza dosyasını, diğer yandan yargılamanın usul koşullarına ilişkin giderek büyüyen tartışmayı ortaya koyuyor.

Bir tarafta Hüsnü Akhan’ın Hatay depremi sonrasında yapılan 191 milyon liralık ödemeyi sosyal sorumluluk faaliyeti olarak açıklaması, Asoy İnşaat’ın 201 prefabrik konut ve altyapı çalışmalarını tamamladığını savunması ve İmamoğlu’nun İBB’nin deprem dönemindeki rolünü hatırlatması bulunuyor. Diğer tarafta ise iddianamedeki para hareketlerinin, şirket ilişkilerinin, görev tanımlarının ve iletişim kayıtlarının sanıklar ve avukatları tarafından mahkeme önünde tek tek tartışılması sürüyor.

Ancak davanın adil yargılanma bakımından asıl sınavı, yalnızca bu iddiaların sonunda hangi hükmün kurulacağı olmayacak. 51 kişinin tutuklu olduğu, yüzlerce sanığın hâlâ savunma yapmayı beklediği ve duruşmaların zaman zaman gece saatlerine uzadığı bir dosyada, savunmanın gerçek anlamda kullanılabilir olup olmadığı, yargılamanın öngörülebilirliği ve aleniyeti ile tutukluluğun her sanık bakımından gerekli ve ölçülü olup olmadığı da kararın meşruiyetini belirleyecek temel usul başlıkları arasında yer alıyor.

İBB Davası’nın 81’inci günü bu nedenle yalnızca yeni sanık savunmalarının alındığı bir duruşma günü değil; aynı zamanda Türkiye’de çok sanıklı ve siyasi açıdan yüksek kamu ilgisi taşıyan bir ceza davasının hangi usul güvenceleri içinde yürütüldüğünün de test edildiği bir aşama olarak kayda geçti.