28 bin 75 liralık asgari ücret, 2026’nın daha dokuzuncu ayında TÜİK’in resmi enflasyon hesabına göre 6 bin 828 lira satın alma gücü kaybetti. Ücretlinin cebinden yalnızca enflasyon değil, düşük ücret politikası da para çekiyor: Asgari ücret dört kişilik ailenin açlık sınırının 9 bin 725 lira, tek bir çalışanın yaşam maliyetinin ise 20 bin 810 lira altında kaldı.

2026 yılı başında 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak belirlenen net asgari ücret, yılın dokuzuncu ayında daha yıl bitmeden ciddi bir satın alma gücü kaybıyla karşı karşıya kaldı. DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) TÜİK verileri üzerinden yaptığı hesaplamaya göre, asgari ücretlinin yıl başında aldığı ücretin eylül sonundaki reel kaybı 6 bin 828 liraya ulaştı.

TÜİK’in 5 Ekim’de açıkladığı verilere göre tüketici fiyatları eylülde aylık yüzde 1,84 arttı. Yıllık enflasyon yüzde 29,73’e gerilerken, yılbaşından bu yana fiyat artışı yüzde 24,32 oldu. Ancak yıllık enflasyonun gerilemesi, fiyatların gerilediği anlamına gelmedi. Fiyatlar artmaya devam ederken yalnızca artış hızı düştü. DİSK-AR’ın dikkat çektiği temel nokta da bu: Enflasyonun düşmesi, daha önce yapılan zamların geri alınması anlamına gelmiyor.

Ücret Yüzde 27 Arttı, Fiyatlar Dokuz Ayda Yüzde 24,32 Yükseldi

2026 asgari ücretine yıl başında yüzde 27,01 zam yapıldı. Buna karşılık TÜİK’in resmi hesabında fiyatlar yalnızca dokuz ayda yüzde 24,32 yükseldi.

İlk bakışta ücret artışı ile fiyat artışı arasındaki fark hâlâ pozitifmiş gibi görünebilir. Ancak işçinin cebindeki gerçek kayıp, ücretin yıl boyunca aynı nominal tutarda kalması ve her ay yükselen fiyatlarla karşı karşıya olması üzerinden hesaplandığında ortaya çıkıyor. DİSK-AR’ın 6 bin 828 liralık hesaplaması tam da bu reel satın alma gücü kaybını gösteriyor.

Üstelik bu hesap TÜİK’in resmi enflasyon oranı üzerinden yapılıyor. ENAG ise eylül ayında yıllık enflasyonu yüzde 46,61 olarak hesapladı. Dolayısıyla düşük ücretlinin gerçek hayatındaki fiyat artışlarının resmi TÜFE’den daha yüksek olduğunu düşünenler açısından kayıp tablosu daha da ağırlaşıyor.

Buradaki temel mesele rakamların hangi enflasyon ölçümüne göre hesaplandığından da öte: Ücret yılda bir kez belirlenirken fiyatlar her ay değişiyor.

Asgari Ücret Açlık Sınırının 9 Bin 725 Lira Altında

TÜRK-İŞ’in eylül araştırması, ücret kaybının mutfaktaki karşılığını ortaya koyuyor.

Ankara’da dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 37 bin 800,92 liraya çıktı. Böylece 28 bin 75 liralık asgari ücret, yalnızca mutfak masrafının 9 bin 725 lira gerisinde kaldı.

Başka bir ifadeyle, asgari ücretle çalışan bir kişi, dört kişilik ailesinin yalnızca gıda ihtiyacını karşılayabilmek için bile mevcut ücretinin yaklaşık yüzde 35 üzerinde bir kaynağa ihtiyaç duyuyor.

TÜRK-İŞ’in hesapladığı yoksulluk sınırı ise 123 bin 130 liraya ulaştı. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 48 bin 884,82 lira olarak hesaplandı. Asgari ücret bu tutarın yalnızca yüzde 57’sini karşılayabiliyor.

Üstelik mutfak enflasyonu da resmi genel enflasyondan daha yüksek seyrediyor. TÜRK-İŞ, eylülde dört kişilik ailenin gıda harcamalarındaki yıllık artışı yüzde 35,14 olarak hesapladı. Dokuz aylık artış ise yüzde 25,40 oldu.

Enflasyon Düşüyor, Geçim Maliyeti Düşmüyor

Ekonomi yönetiminin enflasyonun yüzde 30’un altına gerilemesini önemli bir başarı göstergesi olarak sunabileceği bir dönemde, ücretlinin karşı karşıya olduğu tablo farklı bir gerçeklik gösteriyor.

TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 29,73’e indi. Ancak konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubundaki yıllık artış yüzde 39,99, ulaştırmadaki artış yüzde 35,10 oldu. Eğitimde yıllık fiyat artışı ise yüzde 48,62 olarak gerçekleşti. Eğitim fiyatları yalnızca eylülde yüzde 14,19 arttı.

Bu tablo, düşük gelirli bir hanenin neden resmi ortalama enflasyondan daha ağır bir hayat pahalılığı hissettiğini de açıklıyor.

Çünkü dar gelirlinin bütçesinde gıda, kira, ulaşım, enerji ve eğitim gibi ertelenmesi mümkün olmayan harcamaların payı çok daha yüksek.

IMF’nin Türkiye değerlendirmesi de bu noktaya dikkat çekiyor. Kurumun 2026 raporuna göre Türkiye’de en düşük gelir grubundaki haneler gelirlerinin ortalama yüzde 64’ünü gıda, konut ve kira gibi temel ihtiyaçlara ayırırken, en yüksek gelir grubunda bu oran yüzde 35 düzeyinde. IMF ayrıca 2020’den bu yana gıda ve konut fiyatlarının genel enflasyondan daha hızlı yükselmesinin düşük gelirli hanelerin yaşam standartlarını belirgin biçimde zorladığını belirtiyor.

Türkiye’nin Sorunu Sadece Enflasyon Değil, Ücret Politikası

Asgari ücretteki dokuz aylık erimeyi yalnızca “yüksek enflasyonun doğal sonucu” olarak okumak eksik kalıyor.

DİSK-AR’ın temmuz ayında yayımladığı İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu, Türkiye’de asgari ücretin giderek ortalama ücretin kendisine dönüştüğüne dikkat çekmişti. Sendikaya göre bunun temel nedenlerinden biri toplu iş sözleşmesi kapsamının son derece dar olması ve uzun yıllardır devam eden sendikasızlaştırma ve güvencesizleştirme politikaları.

DİSK-AR’ın hesaplamalarına göre çalışanların yaklaşık yüzde 35’i asgari ücret veya asgari ücretin en fazla yüzde 5 üzerinde ücret alıyor. Çalışanların yaklaşık yüzde 15’i ise yasal asgari ücretin altında gelir elde ediyor. Toplu iş sözleşmesi kapsamındaki çalışanların ortalama brüt kazancı, kapsam dışında kalanlara göre yüzde 91,9 daha yüksek.

Dolayısıyla Türkiye’de asgari ücret tartışması yalnızca yıl sonunda Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun belirleyeceği rakamdan ibaret değil.

Asıl mesele, milyonlarca çalışanın ücretinin neden asgari ücret çevresinde sıkıştığıdır.

OECD’den Türkiye İçin Dikkat Çeken Tespit

Türkiye’de reel ücretlerin seyri uluslararası karşılaştırmalarda da dikkat çekiyor.

OECD’nin 2026 İstihdam Görünümü’ne göre Nisan 2025 ile Nisan 2026 arasında reel asgari ücretin gerilediği ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor. OECD, bu dönemde 30 ülkedeki yasal asgari ücretleri karşılaştırırken Türkiye’yi reel asgari ücretin gerilediği 11 ülke arasında gösteriyor.

OECD aynı raporda Türkiye’nin ayrıca asgari ücretin medyan ücrete oranındaki değişim bakımından diğer OECD ülkelerinden ayrıştığını belirtiyor. Türkiye’de 2021-2025 döneminde bu oranda belirgin bir gerileme yaşanırken, OECD genelinde asgari ücretlerin medyan ücrete oranı yükseldi.

Bu veriler, Türkiye’deki sorunun yalnızca “asgari ücret düşük” cümlesinden daha kapsamlı olduğunu gösteriyor: Ücretlerin ekonomiden alınan payı, toplu pazarlığın kapsamı ve çalışanların yaratılan değerden aldığı pay da tartışmanın merkezinde.

“Enflasyonla Mücadele”nin Faturası Kimin Cebinden Çıkıyor?

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, eylül ayında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yaptığı açıklamada, çalışanlara hedeflenen enflasyona göre ücret artışı dayatılırken hedeflerin tutturulmadığını ve bunun gelir dağılımını bozduğunu söyledi. Çerkezoğlu, yüksek enflasyon karşısında satın alma gücünün düşmeye devam ettiğini belirterek yaşanan tablonun aynı zamanda bir “bölüşüm krizi” olduğunu ifade etti.

Bu itirazın ekonomik karşılığı açık: Enflasyon düşerken bile ücretlinin kaybı otomatik olarak geri dönmüyor.

Bir işçinin maaşı yıl başında 28 bin 75 liraya yükseliyor. Sonra kira, gıda, ulaşım, eğitim ve enerji fiyatları her ay artıyor. Ücret ise aynı kalıyor. Yıl sonunda nominal olarak hâlâ 28 bin 75 lira olan maaşın satın alabildiği mal ve hizmet miktarı ise ciddi biçimde azalıyor.

Enflasyonla mücadele edilirken ücretlerin enflasyona göre geriden ayarlanması, fiyat artışının yükünün önemli bölümünü ücretlilerin taşıması sonucunu doğuruyor.

OECD de yüksek enflasyon dönemlerinde minimum ücret artışlarının satın alma gücünü korumada doğrudan bir araç olduğunu vurguluyor. Kurum, yüksek enflasyon koşullarında asgari ücret ve diğer ücret belirleme mekanizmalarının çalışanların kayıplarını azaltabileceğini belirtiyor.

Dokuz Ayın Sonunda Ortaya Çıkan Tablo

2026’nın ilk dokuz ayının bilançosu rakamlara şöyle yansıyor:

28 bin 75 lira: Net asgari ücret.

6 bin 828 lira: DİSK-AR’a göre eylül sonundaki reel kayıp.

37 bin 801 lira: TÜRK-İŞ’e göre dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması.

9 bin 725 lira: Asgari ücret ile açlık sınırı arasındaki fark.

48 bin 885 lira: Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti.

123 bin 130 lira: Dört kişilik ailenin yoksulluk sınırı.

24,32: TÜİK’e göre yılbaşından eylül sonuna kadar fiyat artışı.

29,73: TÜİK’e göre yıllık tüketici enflasyonu.

46,61: ENAG’ın eylül için hesapladığı yıllık enflasyon.

Rakamların her biri farklı bir ölçümü ifade ediyor. Ancak hepsinin kesiştiği nokta aynı: 2026’da ücretlinin geliri, temel ihtiyaçların maliyetine yetişemiyor.

Asgari Ücret Yıl Bitmeden Tükendi

Asgari ücretin 2026 yılı başında belirlenen 28 bin 75 liralık tutarı, daha yıl tamamlanmadan açlık sınırının yaklaşık dörtte biri oranında altında kaldı. DİSK-AR’ın hesabına göre ise ücretin 6 bin 828 lirası yalnızca dokuz ayda enflasyon karşısında eridi.

Bu nedenle tartışmayı yalnızca aralık ayında açıklanacak yeni asgari ücret rakamına sıkıştırmak, dokuz aylık kaybı görmezden gelmek anlamına geliyor.

Çünkü mesele artık yalnızca “2027’de asgari ücret kaç lira olacak?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

Bir işçinin yıl başında aldığı ücretin satın alma gücü dokuz ayda 6 bin 828 lira azalırken, bu kayıp neden otomatik olarak telafi edilmiyor?

Ve daha temel soru:

Ekonomik programın maliyeti neden ücretlinin sofrasına, kirasına ve çocuklarının eğitimine bu kadar doğrudan yansıyor?

Türkiye’de asgari ücret artık yalnızca en düşük ücret değil, milyonlarca çalışanın hayat standardını belirleyen temel gelir düzeyi. Bu nedenle ücretin her yıl bir kez belirlenip yıl boyunca enflasyona karşı kendi haline bırakılması, milyonlarca insan açısından yıl içinde sessiz bir ücret kesintisi anlamına geliyor.

Dokuz ayın sonunda ortaya çıkan 6 bin 828 liralık kayıp, bu sessiz kesintinin rakama dönüşmüş hali.


NHY / TÜİK, DİSK-AR, DİSK, TÜRK-İŞ, OECD, IMF, Bianet, Dünya, Sözcü, Gazete Kadıköy, Turkish Minute