Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasının 79. duruşma gününde YENİ Parti İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş’ın CMK 203 gerekçesiyle salondan çıkarılmak istenmesi yeni bir tartışma yarattı. Tutuksuz sanıkların savunmalarının sürdüğü duruşmada, Aile Dayanışma Ağı’nın 44. buluşmasında konuşan Dilek Kaya İmamoğlu ise uzun tutukluluklara, duruşma koşullarına ve ailelerin sesinin sosyal medyada engellenmesine tepki gösterdi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında açılan ve kamuoyunda İBB davası olarak bilinen yargılamada ikinci celse 79’uncu gününe girdi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Marmara Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki yeni duruşma salonunda görülen davada, görevden uzaklaştırılan İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun ve çok sayıda sanık yargılanıyor.
Son duruşma günlerinde savunmaların önemli bölümü tutuksuz sanıklara ayrılırken, 10 Eylül’de de sanıkların savunmaları ve çapraz sorguları sürdü. Davada daha önce 59 sanığın tahliyesine karar verilmiş durumda. Son günlerdeki duruşmalarda ise mahkeme, tutuklu sanıkların durumuna ilişkin değerlendirmelerini sürdürürken tutuksuz sanıkların savunmalarını tamamlamaya çalışıyor.
Duruşma başlamadan CMK 203 gerilimi
Bugünün en dikkat çekici gelişmesi, YENİ Parti İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş’ın duruşma salonundan çıkarılmak istenmesi oldu.
Duruşma başlamadan önce mahkeme başkanının, daha önce yaşanan salon tartışmalarını gerekçe göstererek Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 203. maddesi kapsamında Özçağdaş’ın salondan ayrılmasını istediği bildirildi. Özçağdaş ise kendisine davayı izleme yasağı getirildiğine ilişkin yazılı bir karar gösterilmesini istedi ve salondan çıkmak istemedi. Yaşanan gerilim nedeniyle duruşmanın başlangıcı gecikti.
Özçağdaş, 2 Temmuz’daki duruşmada yaşanan tartışmayı hatırlatarak, o tarihten sonra 23 gün boyunca duruşmalara gelmediğini, 10 Eylül’de ailelerle dayanışma amacıyla yeniden Silivri’ye geldiğini söyledi. Kendisine yeniden salondan çıkmasının bildirildiğini belirten Özçağdaş, bunun fiilen İBB davasını izlemesinin yasaklanması anlamına geldiğini savundu.
Milletvekili Özçağdaş, ailelerin 18 aydır yakınlarının tutuklu olmasını beklediğini belirterek, sürecin daha fazla uzamaması için salondan ayrılacağını açıkladı. Özçağdaş’ın ayrılmasının ardından duruşmanın başladığı ve tutuksuz sanıkların savunmalarına geçildiği bildirildi. Sanık yakınlarının ise Özçağdaş’ı alkışlarla uğurladığı aktarıldı.
Bu gelişme, davada daha önce de gündeme gelen duruşma salonunun yönetimi, izleyicilerin salona erişimi ve mahkemenin duruşma düzenine ilişkin yetkileri tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
İtirafçı sanığın anlatımı televizyon haberlerine dayandı
79’uncu duruşma gününde ilk savunmayı itirafçı sanık Orçun Muhittin Yılmaz yaptı. Yılmaz, belediye iştiraklerinde çalıştığı yönündeki anlatımın gerçeği yansıtmadığını, kendisinin avukat olduğunu ve ne belediyede ne de kamuda çalıştığını söyledi.
Yılmaz’ın savunması sırasında Murat Ongun ve Emrah Bağdatlı arasındaki ilişkiye ilişkin önceki ifadeleri de gündeme geldi. Savcılık, Yılmaz’ın daha önce Bağdatlı’nın operasyonu bildiğini ve Ongun’un kendisine yurtdışına çıkmasını söylediğini belirttiğini hatırlattı.
Yılmaz ise bu değerlendirmeyi kendisinin tutuklu bulunduğu dönemde televizyonda izlediği haberlerden hareketle yaptığını söyledi. Ongun’u tanımadığını belirten Yılmaz, aktardığı bilgilerin Emrah Bağdatlı’nın kendisine anlattıkları olduğunu ifade etti. Bağdatlı’nın avukatının sorusu üzerine de müvekkilinin lüks yaşamının belediyeyle ilişkilerinden kaynaklandığı kanaatinde olmadığını söyledi.
Bu bölüm, davadaki bazı suçlamaların dayanakları açısından savunma tarafının üzerinde durduğu önemli başlıklardan birini yeniden ortaya çıkardı: İddianamede veya önceki ifadelerde yer alan bazı anlatımların doğrudan görgüye ve somut bilgiye mi, yoksa duyuma ve sonradan edinilmiş kanaatlere mi dayandığı.
Sanıklar suçlamaları reddetti
Günün devamında tutuksuz sanık Cengiz Özkarabekir savunma yaptı. Özkarabekir, sanatçı olduğunu ve kültür-sanat alanında çalıştığını belirterek herhangi bir mal veya para varlığı bulunmadığını söyledi. İtirafçı sanık Ertan Yıldız’ın ifadelerinde adının geçmesini eleştiren Özkarabekir, Yıldız’ın anlatımını tutarsız bulduğunu savundu.
Jale Kaya ve Emin Ferhat Ertek’in savunmalarının ardından Harun Cengiz Beğenmez dinlendi. Beğenmez, Yörünge Medya isimli şirketin ortağı olduğu yönündeki iddiayı reddederek şirkette çalışan olduğunu ve 2023 yılında emekli olduğunu söyledi. “Bu davayla bağlantımın ne olduğunu anlamadım” ifadesini kullandı.
İSKİ Genel Müdür Yardımcısı Begüm Çelikdelen ise iştirak şirketlerindeki görevlendirmelerin kendi tasarruflarında olmadığını, şirketlerin iç işleyişiyle ilgilerinin bulunmadığını söyledi. Savcılığın Fatih Keleş hakkındaki sorularına da yanıt veren Çelikdelen, Keleş’in bazı toplantılara danışman sıfatıyla katıldığını, ancak hangi toplantılara katıldığını hatırlamadığını belirtti.
Duruşmada ayrıca Bünyamin Durukan’ın rüşvet suçlamalarını reddederken, itirafçı sanık Ümit Polat’ın kendisinden 30 bin dolar istediğini ve kendisinin 15 bin dolar teslim ettiğini ileri sürmesi de gündeme geldi. Durukan, kamu görevlilerine menfaat sağlamadığını savundu.
Fikret Baydemir de rüşvet vermediğini, alacağını tahsil etmeye çalışırken kendisinden para istendiğini ve bu nedenle mağdur edildiğini ileri sürdü. Sanıkların anlatımlarındaki bu ortak çizgi, davanın önemli bir bölümünde suçlamaların kabul edilmediğini ve sanıkların isnatların doğrudan kendi eylemleriyle bağını sorguladığını gösteriyor.
Savunma sırası da tartışma konusu oldu
Duruşmada sanıkların hangi sırayla dinleneceği konusunda da avukatlarla mahkeme başkanı arasında tartışma yaşandı. Avukatların savunma sıralamasına itirazları üzerine mahkeme başkanının, “Kafama göre alıyorum” dediği aktarıldı.
Bu tartışma, davanın yalnızca suçlamalar ve savunmalar üzerinden değil, yargılamanın nasıl yürütüldüğü üzerinden de tartışılmasına neden oluyor.
İBB davasının ikinci celsesi, bu nedenle bir yandan yüzlerce sanığın tek tek savunmalarının alındığı uzun soluklu bir yargılama süreci olarak ilerlerken, diğer yandan mahkeme salonunun fiziksel koşulları, duruşma süreleri, savunma sırası, izleyici ve milletvekillerinin salona erişimi gibi usule ilişkin tartışmaların da merkezine yerleşmiş durumda.
Aile Dayanışma Ağı: “Baskılar arttıkça dayanışmamız güçleniyor”
Davanın 79’uncu gününde Silivri’de bir başka önemli buluşma da Aile Dayanışma Ağı tarafından gerçekleştirildi.
19 Mart operasyonlarında tutuklanan kişilerin yakınları tarafından oluşturulan Aile Dayanışma Ağı’nın 44’üncü buluşması, Silivri’deki duruşma salonlarının önünde yapıldı. Buluşmaya tutuklu yakınlarının yanı sıra YENİ Parti yöneticileri, milletvekilleri, belediye başkanları, ilçe başkanları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
Buluşmada konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, uzun süren tutuklulukların aileler üzerindeki etkisine dikkat çekti. Ailelerin sevdiklerinden uzun süredir ayrı kaldığını belirten İmamoğlu, bu ayrılığın aileleri daha fazla dayanışmaya ittiğini söyledi.
İmamoğlu ayrıca Aile Dayanışma Ağı’nın X hesabının geçtiğimiz hafta erişime kapatıldığını belirterek, sosyal medya üzerindeki engellemelerin ailelerin adalet talebini ortadan kaldırmayacağını söyledi.
“Adil yargılanma bir haktır” vurgusu yapan Dilek Kaya İmamoğlu, davanın kimi zaman 15 saate varan oturumlarla sürdüğünü, bunun sanıkların kendilerini ifade etmesini, savunma yapmasını ve yargılamayı sağlıklı biçimde takip etmesini zorlaştırdığını söyledi. Ona göre yargılamanın yürütüldüğü koşullar da adil yargılanma hakkının bir parçası.
“Tutukluluk istisna olmaktan çıkıp kural haline geliyor”
Dilek Kaya İmamoğlu, davada tutuksuz sanıkların savunmalarının alındığı aşamaya gelindiğine dikkat çekerek, savunmalar sırasında iddianamede yer alan suçlamaların dayanaklarının sorgulandığını savundu.
İmamoğlu, sanıkların önemli bölümünün henüz iddianame hazırlanmadan önce aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakıldığını, yargılama başladıktan sonra da tutuklulukların devam ettiğini belirterek, tutukluluğun istisnai bir tedbir olmaktan çıkıp adeta kurala dönüştüğünü söyledi.
Geçtiğimiz haftaki tutukluluk incelemelerinde yalnızca iki kişi için tahliye kararı verilmesini de eleştiren İmamoğlu, ailelerin temel talebinin herkes açısından tutuksuz yargılamanın esas olması olduğunu belirtti.
Aile Dayanışma Ağı’nın bir diğer temel talebini ise davanın TRT ekranlarından canlı yayımlanması oluşturuyor. İmamoğlu, yargılamanın bütün Türkiye tarafından izlenebilmesi halinde kamuoyunun suçlamaları ve savunmaları doğrudan değerlendirebileceğini savundu.
“Davanın siyasi olup olmadığını herkes kendi gözüyle görsün”
Dilek Kaya İmamoğlu, konuşmasının en sert bölümünde İmamoğlu’nun tutukluluğunun siyasi olduğunu savundu ve davanın TRT’den canlı yayımlanması çağrısını yineledi.
İmamoğlu, ailelerin yargılanmaktan çekinmediğini, aksine bütün iddiaların araştırılmasını ve delillerin ortaya konulmasını istediklerini söyledi. Ancak bunun herkesin özgür biçimde savunma yapabileceği koşullarda gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı.
Aile Dayanışma Ağı’nın açıklamasında ayrıca çocukların yaşadığı mağduriyete özel olarak dikkat çekildi. Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına günler kala çok sayıda çocuğun anne veya babasından ayrı şekilde okula başlayacağı belirtildi.
Dilek Kaya İmamoğlu, bu noktada Amine Cansu Çelik’in tutuklanarak küçük çocuğundan ayrı kalmasını da gündeme getirerek, tutuklulukların yalnızca sanıkları değil, aileleri ve çocukları da etkilediğini söyledi.
Avukatlar: “Hukuk eliyle hukuk mağdur ediliyor”
Aile Dayanışma Ağı’nın buluşmasında konuşan İBB davası avukatlarından İ. Emre Telci de yargılamanın koşullarına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Telci, 19 Mart 2025’ten bu yana yalnızca sanıkların ve ailelerin değil, avukatların ve hukuk sisteminin de çeşitli hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığını savundu. “Hukuk eliyle yine hukuk mağdur edilmekte” değerlendirmesini yapan Telci, davanın yürütüldüğü Silivri kampüsünün İstanbul merkezine uzaklığına ve duruşmaların uzunluğuna dikkat çekti.
Avukat Telci, normalde saat 10.00’da başlaması gereken duruşmaların çoğu zaman 11.30’dan önce başlamadığını, akşam saatlerinde bitmesi beklenen oturumların ise gece yarısını aşabildiğini belirtti. Avukatların gece saatlerinde yaklaşık 100 kilometrelik yolu geri dönmek zorunda kaldığını ve bu süreçte iki avukatın ciddi trafik kazaları geçirdiğini söyledi.
Telci ayrıca yeni duruşma salonunun mimarisini de eleştirdi. Hakim ve savcılarla sanıklar ve müdafilerin birbirlerini doğrudan görebilmelerinin yüz yüzelik ilkesi açısından önemli olduğunu belirten Telci, mevcut salon düzeninde avukatların müvekkillerinden oldukça uzak konumlandırıldığını savundu.
Özçağdaş: “İBB davasında yasaklıyım”
Aile Dayanışma Ağı buluşmasının ardından yeniden gündeme gelen Suat Özçağdaş olayı, günün en önemli ikinci başlığı oldu.
Özçağdaş, 23 günlük aranın ardından Silivri’ye geldiğini, ancak mahkeme başkanının CMK 203 uygulaması nedeniyle salondan çıkmasını istediğini söyledi. Özçağdaş, kendisine davaya girmesinin uzun süreli olarak yasaklandığı yönünde bir karar bulunduğunu belirterek, bunun hangi hukuki dayanağa dayandığının açıklanmasını istedi.
Özçağdaş’ın açıklamalarına göre tartışmanın geçmişi 2 Temmuz’daki duruşmaya uzanıyor. O tarihte salonun boşaltılması sırasında yaşanan tartışmanın ardından mahkeme başkanı tarafından dışarı çıkarılmasına karar verildiğini belirten Özçağdaş, sonrasında HSK’ya başvurduğunu ve mahkeme başkanı hakkında ayrıca hukuki süreç başlattığını söyledi.
10 Eylül’de yaşanan yeni gerilimin ardından Özçağdaş, ailelerin daha fazla mağdur olmaması ve duruşmanın devam edebilmesi için salondan ayrılmayı kabul etti.
Bu sırada mahkeme başkanının, hakkında CMK 203 uygulanan kişilerin salondan ayrılmaması halinde duruşmayı başlatmayacağını söylediği aktarıldı. Özçağdaş’ın salondan ayrılmasının ardından duruşma başladı.
Davanın geldiği aşama
İBB davası, 414 sanıkla Türkiye’nin son yıllardaki en geniş kapsamlı belediye yargılamalarından biri olarak sürüyor. Davanın ikinci celsesi haftalar boyunca kesintisiz biçimde devam ederken, mahkeme tutuklu ve tutuksuz sanıkların savunmalarını ayrı ayrı almaya devam ediyor.
7 Eylül’deki 76’ncı duruşmada toplam 102 sanığın savunmasının tamamlandığı bildirilmiş, 8 ve 9 Eylül’deki oturumlarda da savunmalar sürmüştü. 9 Eylül’deki 78’inci duruşmanın ardından mahkeme 10 Eylül sabahına kadar devam etmek üzere ara vermişti.
10 Eylül itibarıyla tutuksuz sanıkların savunmaları sürerken, davanın merkezindeki tartışma artık yalnızca iddianamede yöneltilen suçlamalarla sınırlı değil. Tutukluluğun süresi, savunma hakkının kullanılması, duruşma salonunun koşulları, duruşmaların uzunluğu, izleyici ve milletvekillerinin salona erişimi ve yargılamanın kamuoyu tarafından izlenebilirliği de davanın seyri kadar belirleyici hale gelmiş durumda.
Bu tablo, İBB davasının yalnızca yüzlerce sanığın tek tek suçlamalara yanıt verdiği klasik bir ceza yargılaması olmaktan çıktığını; yargılamanın yöntemi ve koşullarının da davanın kendisi kadar yoğun bir tartışma alanına dönüştüğünü gösteriyor.
Aile Dayanışma Ağı’nın bugün Silivri’de verdiği mesaj da bu nedenle yalnızca tutuklu yakınlarının kişisel talebi olarak kalmadı. Aileler, avukatlar ve davayı izleyen siyasi temsilciler, “adil yargılanma”, “tutuksuz yargılama”, “savunma hakkı”, “şeffaflık” ve “kamuoyunun davayı doğrudan izleyebilmesi” başlıklarını aynı zeminde buluşturdu.
Silivri’de 79’uncu günün sonunda değişmeyen tablo ise şu: 414 sanıklı dava ilerliyor, savunmalar sürüyor, ancak mahkeme salonunun kendisi de artık davanın tartışma konusu haline gelmiş durumda.










