Doruk Madencilik işçilerinin aylardır biriken ücret, tazminat ve özlük hakları için Ankara’da yürüttüğü açlık grevi, üç bakanlığın garantörlüğünde varılan anlaşmayla sona erdi. Bağımsız Maden-İş, işçilerin büyük bölümünün maaşlarının ödendiğini açıklarken, kalan tüm hakların da 15 gün içinde tamamlanacağı taahhüdü alındı. Süreç, yalnızca bir ücret pazarlığı değil; Türkiye’de sendikal mücadele, kamu denetimi ve emek siyasetinin sınırlarını yeniden görünür kılan bir eşik olarak kayda geçti.
Bakanlık Masasında Sonuçlanan Direniş
Ankara Kurtuluş Parkı’nda günlerdir süren açlık grevi, İçişleri Bakanlığı’nda gerçekleştirilen kritik görüşmenin ardından sonlandırıldı. Görüşmeye Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır, Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, sendika avukatı Mert Batur ve işçi temsilcileri katıldı. İçişleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarının üst düzey temsilcileri de masadaydı.
Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır, işçilerin büyük bölümünün maaşlarının hesaplara yatırıldığını belirterek, kalan ödemeler için şirketin 15 günlük süre talep ettiğini söyledi. Çakır, bu sürecin garantörlüğünü üç bakanlık ile Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün üstlendiğini vurgulayarak, “Bu saatten itibaren eylemimizi sonlandırdık” dedi.
Bu tablo, Türkiye’de işçilerin çoğu zaman ancak fiili mücadele ve kamuoyu baskısıyla haklarına ulaşabildiği gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Yasal hakların uygulanabilmesi için açlık grevi ve kitlesel direniş gerekmesi ise çalışma yaşamındaki yapısal denetimsizliğin en somut göstergelerinden biri olarak öne çıktı.
Sadece Maaş Değil, Tüm Haklar Masadaydı
Varılan mutabakat yalnızca ödenmeyen maaşları değil; kıdem ve ihbar tazminatlarını, ücretsiz izin dayatmasıyla mağdur edilen işçilerin SGK kayıtlarını, sendikal hakları ve devam eden dava süreçlerindeki alacakları da kapsıyor.
Sendika avukatı Mert Batur, mevcut koşullarda işçiler açısından “haklı fesih” şartlarının oluştuğunun kabul edildiğini belirterek, işten ayrılmak isteyen tüm işçilerin tazminatlarının eksiksiz ödeneceğini açıkladı. Çalışmaya devam etmek isteyenler ise maaşlarını alarak üretimde kalabilecek.
Bu yönüyle anlaşma, yalnızca bir ödeme planı değil; işverenin ücretsiz izin ve belirsizlik üzerinden kurduğu baskı mekanizmasının geri çekilmesi anlamına geliyor. Özellikle Doruk Madencilik’in bağlı olduğu Yıldızlar SSS Holding’e yönelik benzer hak ihlali başvurularının varlığı düşünüldüğünde, süreç tek bir şirketin ötesine taşan yapısal bir emek meselesine işaret ediyor.
Sendikalara Sert Mesaj: İşçiye Değil İşverene Yakın Durmayın
Gökay Çakır’ın açıklamalarındaki en dikkat çekici başlıklardan biri, doğrudan diğer sendikalara yönelttiği eleştiri oldu. Çakır, “İşçinizden aldığınız gücü işçinize yansıtın, işverenlere değil” diyerek sendikal bürokrasinin sermaye ile kurduğu mesafesiz ilişkiye dikkat çekti.
Başaran Aksu ise direnişi “zafer” olarak tanımladı ve bu mücadelenin yalnızca Doruk Madencilik işçileriyle sınırlı olmadığını söyledi. Aksu, Akbelen’de tutuklanan Esra Işık ile Antep’te işçi hakları mücadelesi nedeniyle tutuklanan sendikacı Mehmet Türkmen’in serbest bırakılması çağrısında bulunarak, emek mücadelesinin aynı zamanda siyasal bir baskı alanı olduğunu hatırlattı.
Bu açıklamalar, Türkiye’de sendikal mücadelenin yalnızca ücret ve sosyal haklar değil; ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve adalet talebiyle iç içe geçtiğini gösteriyor.
En Büyük Garantör Halk
Resmi olarak üç bakanlığın garantörlüğünde ilerleyecek süreçte, sendika tarafı asıl denetim mekanizmasının kamuoyu olduğunu vurguluyor. Mert Batur’un ifadesiyle, “Garantörlük yalnızca beyanla değil, denetimle anlam kazanır.”
Bu nedenle önümüzdeki 15 gün, yalnızca işçilerin alacaklarının ödenip ödenmeyeceğini değil, devletin emek karşısındaki gerçek pozisyonunu da gösterecek. Eğer taahhütler yerine getirilirse bu direniş örnek bir kazanım olarak kayda geçecek; aksi halde Türkiye’de işçilerin hukuki güvenceye değil, yalnızca mücadele kapasitesine sahip olduğu gerçeği daha sert biçimde yeniden teyit edilecek.
















