DİSK-AR’ın 2026’nın ikinci çeyreğine ilişkin araştırması, TÜİK’in yüzde 48,8 olarak açıkladığı resmi istihdam oranının çalışma hayatının tamamını anlatmadığını ortaya koydu: 66,9 milyon çalışma çağındaki kişinin yalnızca 22,9 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı çalışırken, geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 129 bine, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29,9’a ulaştı.
Türkiye’de işgücü piyasasının resmi istatistiklerle görünen yüzü ile çalışanların gündelik hayatında karşı karşıya kaldığı çalışma koşulları arasındaki fark büyümeye devam ediyor. DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) 2026’nın ikinci çeyreğine ilişkin “İşsizlik ve İstihdamın Görünümü” araştırması, istihdam edilenlerin sayısındaki artışın tek başına istihdamın niteliği hakkında yeterli bilgi vermediğine dikkat çekiyor.
DİSK-AR’ın TÜİK’in 2026 yılı ikinci çeyrek Hanehalkı İşgücü Araştırması verileri üzerinden yaptığı hesaplamaya göre, 66,9 milyon kişilik çalışma çağındaki nüfusun yalnızca 22,9 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda bulunuyor. Böylece DİSK-AR’ın “Kayıtlı ve Tam Zamanlı İstihdam” (KATİ) olarak adlandırdığı istihdamın oranı yüzde 34,2’de kalıyor. Başka bir ifadeyle, çalışma çağındaki her üç kişiden yaklaşık biri sigortalı ve tam zamanlı bir işte çalışıyor.
Bu tablo, resmi istihdam oranı ile işin niteliği arasındaki farkı da görünür hale getiriyor. TÜİK’in ikinci çeyrek için açıkladığı istihdam oranı yüzde 48,8 iken, DİSK-AR’ın kayıtlı ve tam zamanlı istihdamı esas alan KATİ göstergesi 14,6 puan daha düşük. DİSK-AR’a göre mesele yalnızca kaç kişinin çalıştığı değil, kaç kişinin güvenceli, kayıtlı ve tam zamanlı bir işte çalışabildiği.
Resmi İstihdam İle Gerçek Çalışma Arasında Büyük Fark
TÜİK’in verilerine göre mevsim etkisinden arındırılmış istihdam, 2026’nın ilk çeyreğinden ikinci çeyreğine 155 bin kişi artarak 32 milyon 479 bine yükseldi. Mevsim etkisinden arındırılmamış istihdam ise bir önceki çeyreğe göre 1 milyon 176 bin kişilik artışla 32 milyon 656 bine ulaştı.
Ancak DİSK-AR, bu artışın istihdamın niteliği konusunda tek başına olumlu bir tablo sunmadığını vurguluyor. Çünkü TÜİK’in standart istihdam göstergesi, çalışanların ne kadarının kayıtlı, ne kadarının tam zamanlı veya eksik istihdam koşullarında çalıştığını doğrudan göstermiyor.
Bu nedenle DİSK-AR, yıllardır kullandığı geniş tanımlı işsizlik ölçümünün yanına KATİ göstergesini ekliyor. KATİ, toplam istihdamı değil; sigortalı ve tam zamanlı çalışanların çalışma çağındaki nüfus içindeki payını ölçüyor. Böylece kayıt dışı çalışma, kısmi çalışma ve zamana bağlı eksik istihdam gibi unsurların istihdam tablosunda yarattığı görünmezlik azaltılmaya çalışılıyor. DİSK-AR’ın daha önceki çalışmalarında da resmi istihdam oranı ile KATİ arasında ciddi farklar tespit edilmişti.
12 Milyondan Fazla Kişi Geniş Tanımlı İşsiz
Araştırmanın bir diğer kritik göstergesi ise işsizliğin kapsamı. DİSK-AR’a göre 2026’nın ikinci çeyreğinde geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 129 bin, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 29,9 oldu.
Bu ölçüm, yalnızca aktif biçimde iş arayan ve kısa süre içinde çalışmaya başlayabilecek kişileri değil; iş bulma umudunu kaybedenleri, iş aramayı bırakan ancak çalışmaya hazır olanları ve daha fazla çalışmak isteyen eksik istihdamdakileri de hesaba katıyor. Bu nedenle geniş tanımlı işsizlik, işgücü piyasasının yalnızca resmi işsizlik oranına bakıldığında görünmeyen kesimlerini ortaya çıkarıyor.
DİSK-AR’ın yaklaşımı, Türkiye’de işsizliğin “tek haneli” resmi oran üzerinden değerlendirilmesinin, özellikle çalışma isteği olup istatistiksel olarak işsiz sayılmayan geniş bir kesimi görünmez kılabileceği eleştirisine dayanıyor. Nitekim önceki dönem raporlarında da resmi işsizlik ile geniş tanımlı işsizlik arasındaki makasın kalıcı hale geldiği vurgulanmıştı.
Kadınlarda İşsizlik Yüzde 39,2’ye Çıkıyor
Araştırmanın en çarpıcı başlıklarından biri kadınların işgücü piyasasındaki konumu. Geniş tanımlı kadın işsizliği ikinci çeyrekte yüzde 39,2 olarak hesaplandı. Böylece kadınların işgücü piyasasında karşı karşıya kaldığı sorun, genel işsizlik oranının çok üzerinde seyretmeye devam etti.
Bu fark, yalnızca iş bulamama sorununa değil, kadınların işgücüne katılımını ve istihdamda kalmasını sınırlayan daha yapısal sorunlara da işaret ediyor. Bakım yükünün toplumsallaştırılmaması, düşük ücretli ve güvencesiz işlerin kadınlar açısından daha yaygın hale gelmesi ve kısmi çalışma biçimleri, resmi istihdam oranlarının ardındaki tabloyu ağırlaştıran unsurlar arasında bulunuyor.
KATİ göstergesi de kadınlar açısından bu yapısal eşitsizliği daha görünür hale getiriyor. DİSK-AR’ın önceki hesaplamalarında kadınların resmi istihdam oranı ile kayıtlı ve tam zamanlı istihdam oranı arasındaki farkın belirgin biçimde daha düşük bir güvenceli çalışma kapasitesine işaret ettiği görülmüştü.
Gençler İçin Tablo Daha Ağır
Genç işsizliği de araştırmanın alarm veren başlıkları arasında. 15-24 yaş grubunda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 38,7 olurken, genç kadınlarda bu oran yüzde 48,5’e yükseldi.
Bu oranlar, gençlerin önemli bir bölümünün ya iş bulamadığını ya iş aramaktan vazgeçtiğini ya da sahip olduğu işin çalışma kapasitesinin altında kaldığını gösteriyor. Özellikle genç kadınlarda her iki kişiden birine yaklaşan geniş tanımlı işsizlik, eğitimden çalışma hayatına geçişteki eşitsizliğin cinsiyet boyutunu da ortaya koyuyor.
DİSK-AR ayrıca AKP iktidarı döneminde gençlerde geniş tanımlı işsizlik oranının 12,6 puan arttığına dikkat çekiyor. Böylece genç işsizliği yalnızca dönemsel bir dalgalanma olmaktan çıkıp uzun süreli ve yapısal bir istihdam sorununa dönüşüyor.
İstihdam Artıyor, Güvenceli İş Yeterince Artmıyor
Türkiye ekonomisine ilişkin resmi söylemde istihdamdaki artış, çoğu zaman işgücü piyasasının olumlu performans göstergelerinden biri olarak öne çıkarılıyor. Ancak DİSK-AR’ın KATİ hesabı, istihdam artışının niteliğinin ayrıca incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Çünkü bir kişinin istihdamda sayılması ile kayıtlı, tam zamanlı ve sosyal güvenceye sahip bir işte çalışması aynı anlama gelmiyor. Kısmi çalışma, kayıt dışılık, eksik istihdam ve çalışma isteği olmasına rağmen iş aramayanların varlığı, resmi istihdam göstergelerinin toplumsal refah açısından sınırlı bir anlam taşımasına yol açabiliyor.
Bu nedenle araştırmanın ortaya koyduğu asıl mesele, “Türkiye’de kaç kişi çalışıyor?” sorusundan çok “Türkiye’de kaç kişi güvenceli ve yeterli bir işte çalışabiliyor?” sorusu. 66,9 milyonluk çalışma çağındaki nüfus içinde yalnızca 22,9 milyon kişinin KATİ kapsamında bulunması, işgücü piyasasının niceliksel büyümesi ile nitelikli istihdam yaratma kapasitesi arasındaki açığın boyutunu gösteriyor.
İşsizlik Rakamlarından Çalışma Rejimine
DİSK-AR’ın çalışması, işsizliği yalnızca iş arayanların sayısına indirgemeyen; istihdamın niteliğini, çalışma sürelerini ve sosyal güvenceyi birlikte değerlendiren daha geniş bir çerçeve öneriyor. Bu yaklaşım, Türkiye’de çalışma hayatının temel sorunlarından birinin artık yalnızca işsizlik değil, güvencesiz ve yetersiz istihdam olduğunu ortaya koyuyor.
Ortaya çıkan tablo ekonomik büyümenin toplumsal sonuçları açısından da kritik. İstihdam edilenlerin sayısındaki artış, eğer kayıtlılık ve çalışma süreleri bakımından aynı ölçüde nitelikli işlere dönüşmüyorsa, çalışanların gelir güvenliğini ve sosyal korumasını otomatik olarak artırmıyor.
DİSK-AR’ın verileri bu nedenle yalnızca bir işsizlik raporu olarak değil, Türkiye’de çalışma rejiminin niteliğine ilişkin bir uyarı olarak okunabilir: Resmi istatistiklerde “istihdam edilen” milyonlarca insanın önemli bir bölümü, güvenceli ve tam zamanlı çalışmanın dışında kalırken, işgücünün yaklaşık üçte biri geniş tanımlı işsizlik alanında bulunuyor. Türkiye’nin çalışma hayatındaki temel sorun artık yalnızca iş yaratmak değil; insanca yaşamaya yetecek ücret, sosyal güvence ve tam zamanlı çalışma hakkını güvence altına alan istihdam yaratmak.










