back to top
Ana Sayfa Haber Bir Haftada İşyerlerinden Yükselen Ölüm: İşçiler Çalışırken Ölüyor, Çocuklar Büyümeden İşe Gönderiliyor

Bir Haftada İşyerlerinden Yükselen Ölüm: İşçiler Çalışırken Ölüyor, Çocuklar Büyümeden İşe Gönderiliyor

Türkiye’de 6–13 Eylül 2026 haftası da işçi sağlığı ve güvenliği açısından ağır bir tablo ortaya koydu. Elazığ’da kazı sırasında göçük altında kalan bir işçi, İstanbul’da elektrik akımına kapılan bir emekçi ve Gaziantep’te tünel inşaatında iskelenin esnemesi sonucu yaşamını yitiren işçiler, farklı sektörlerde aynı gerçeği gösterdi: İş güvenliği önlemleri alınmadığında çalışma, emekçi için yaşamını sürdürmenin değil, yaşamını yitirmenin alanına dönüşüyor. Aynı günlerde 13 yaşındaki Tunç Çam’ın oto tamirhanesindeki patlamada, 10 yaşındaki Mehmet Doğan Cebe’nin ise fındık hasadında traktör altında yaşamını yitirmesi, çocuk emeğinin ulaştığı boyutu yeniden gündeme taşıdı.

Haftanın ilk günlerinden itibaren işyerlerinden ölüm ve yaralanma haberleri geldi. 6 Eylül’de Elazığ’ın Ağın ilçesine bağlı Bademli köyünde yer altı kaynak suyu hattı için yürütülen yaklaşık dört metre derinliğindeki kazı sırasında göçük meydana geldi. Toprak altında kalan 50 yaşındaki işçi yaşamını yitirdi. Aynı günlere ilişkin haberlerde olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi. Ancak Türkiye’de her yıl yüzlerce kez tekrarlanan bu tablo, soruşturmanın ötesinde, işyerlerinde ölümün neden önlenemediği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

7 Eylül’de İstanbul Eyüpsultan Meydanı’ndaki bir umumi tuvalette elektrik arızasına müdahale eden 36 yaşındaki İsmail Ayaz elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Beş çocuk babası Ayaz’ın ölümü, işyerlerinde elektrik tesisatının güvenli hale getirilmesi, enerji kesilmeden müdahale edilmemesi ve çalışanların gerekli koruyucu ekipmana sahip olup olmadığı gibi temel iş güvenliği başlıklarını yeniden gündeme taşıdı.

8 Eylül’de Zonguldak’ta yaklaşık 12 metre yükseklikteki çatıdan düşen bir işçi ağır yaralandı. Aynı hafta Bursa’da 18 yaşındaki bir işçi, inşaat alanında projektörle çevreyi aydınlatmaya çalışırken elektrik akımına kapılarak yaralandı. Çorum’da ise bir lavaş üretim tesisinde meydana gelen iş kazasında 29 yaşındaki işçi ağır yaralandı. Bu vakaların ortak noktası, ölümle sonuçlanmayan kazaların da işçilerin bedenlerinde kalıcı hasar ve çalışma hayatlarında uzun süreli kayıplar yaratabilmesi.

10 Eylül’de Gaziantep’te yapımı süren Dülük-OSB Tüneli’nde demir iskelenin esnemesi sonucu iş kazası meydana geldi. İlk belirlemelere göre altı işçi yaralandı; yaralılardan biri kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Farklı kaynaklarda yaralı sayısına ilişkin farklı bilgiler yer alsa da, olayın temel nedeni konusunda Gaziantep Valiliği’nin açıklaması netti: Betonu sabitlemek amacıyla kullanılan demir iskelenin esnemesi kazaya yol açtı.

Bunlar yalnızca birkaç gün içerisinde kamuoyuna yansıyan vakalar. İşyerlerinde yaşanan her olay haber konusu olmadığı için açık kaynaklara yansıyan rakamlar, gerçek tablonun tamamını göstermiyor. İşçi sağlığı ve güvenliği alanında yıllardır çalışma yapan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Ağustos 2026 raporu da bu nedenle önem taşıyor. İSİG’e göre yalnızca Ağustos ayında en az 226 işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Böylece 2026’nın ilk sekiz ayında tespit edilebilen iş cinayeti sayısı en az 1509’a ulaştı. Ağustos ayında hayatını kaybedenler arasında 15 çocuk işçi bulunuyordu.

Çocukların payına düşen: Okul yerine atölye, tarla ve ölüm

Haftanın en ağır başlıklarından biri ise çocuk işçiliği oldu. Hatay’da oto tamirhanesinde çırak olarak çalışan 13 yaşındaki Tunç Çam, işyerinde meydana gelen patlamada yaşamını yitirdi. Çam’ın ölümünün ardından İSİG, 2026 yılında tespit edebildiği çocuk işçi ölümlerinin sayısının 61’e yükseldiğini bildirdi.

Aynı günlerde Düzce’nin Akçakoca ilçesinde fındık hasadında çalışan 10 yaşındaki Mehmet Doğan Cebe’nin traktör altında kalarak hayatını kaybetmesi de Meclis gündemine taşındı. EMEP Milletvekili Sevda Karaca, iki çocuğun ölümünü Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle TBMM’ye taşıdı.

Çocuk işçiliğinin yalnızca münferit işyeri kazaları üzerinden değerlendirilmesi ise sorunun büyüklüğünü gizliyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Meclis’te verdiği bilgiye göre, Mesleki Eğitim Merkezleri kapsamında 2025 ve 2026 yıllarında kayıtlı öğrencilerin geçirdiği iş kazası sayısı 9 bin 950 oldu. Bu kazaların 37’si öğrencilerin yaşamını yitirmesiyle sonuçlandı.

Bu rakamlar, “çocuklar meslek öğrensin” söylemiyle işyerlerine gönderilen çocukların önemli bir bölümünün fiilen üretimin parçası haline geldiğini gösteriyor. Eğitim ile ucuz emek arasındaki çizgi, çocukların işyerlerinde yaralanması ve ölmesiyle artık yalnızca bir politika tartışması olmaktan çıkıyor; doğrudan yaşam hakkı meselesine dönüşüyor.

“İş kazası” denilen şey neden sürekli tekrarlanıyor?

Bir işçinin göçük altında kalması, elektrik akımına kapılması, yüksekten düşmesi ya da bir makinenin içine sıkışması çoğu zaman haber metinlerinde “iş kazası” olarak yer alıyor. Oysa işçi sağlığı ve güvenliği açısından asıl soru, olayın nasıl meydana geldiğinden önce, neden önlenemediğidir.

Kazı yapılan dört metrelik bir alanda göçüğe karşı hangi önlemlerin alındığı, elektrik arızasına müdahale eden çalışanın enerjiyi kesme ve güvenli çalışma prosedürlerine sahip olup olmadığı, 12 metre yükseklikte çalışan işçinin düşmeye karşı hangi koruma sistemleriyle güvence altına alındığı ve tünel inşaatındaki iskelenin neden esnediği soruları, ölümün “kaçınılmaz bir kaza” olup olmadığını belirleyen sorulardır.

İSİG’in Ağustos verileri de meselenin bireysel dikkatsizliklere indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor. Ağustosta yaşamını yitiren işçilerin yüzde 97’sinin sendikasız olduğu bildirildi. Bu oran, işyerlerinde işçilerin karar süreçlerine katılımının, örgütlenme hakkının ve çalışma koşulları üzerindeki kolektif denetimin önemini bir kez daha gösteriyor.

Çünkü iş güvenliği yalnızca baret, emniyet kemeri ya da birkaç uyarı levhasından ibaret değildir. Güvenli çalışma, işverenin maliyet hesabına bırakılmayacak kadar temel bir işçi hakkıdır. Denetimin yetersiz, örgütlenmenin zayıf, taşeron ve güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu bir düzende “kaza” sözcüğü, çoğu zaman önlenebilir ölümlerin üzerini örten bir perdeye dönüşür.

Bir haftanın bilançosu, yılların sorusunu yeniden önümüze koyuyor

6–13 Eylül haftasında haber merkezlerine ulaşan ölümler ve yaralanmalar, birbirinden farklı sektörlerde meydana geldi: kazı, altyapı, belediye hizmeti, inşaat, gıda üretimi ve tarım. Ancak sektörler değişirken ortak zemin değişmedi. İşçi, üretimin devam etmesi için bedenini ortaya koydu; güvenlik önlemlerinin yetersiz kaldığı noktada bedel yine işçinin hayatı oldu.

Çocuk işçiler açısından tablo daha da ağır. Bir çocuğun oto tamirhanesinde patlamada, bir başka çocuğun tarım işinde traktör altında ölmesi, “çocuk emeği”ni soyut bir ekonomik başlık olmaktan çıkarıyor. Burada söz konusu olan, eğitim çağındaki çocukların ailelerinin geçim koşulları nedeniyle üretim alanlarına sürülmesi ve işyerlerinin çocuklar için de ölüm mekânlarına dönüşmesidir.

Türkiye’nin iş cinayetleri tablosu artık yalnızca kaç kişinin öldüğü üzerinden tartışılamaz. Asıl soru, aynı ölümlerin neden tekrar tekrar yaşandığıdır. Çünkü bir işçi göçükte öldüğünde yalnızca bir kişinin hayatı sona ermiyor; ailesinin geçimi, çocuklarının geleceği ve bir hanenin bütün yaşam düzeni de sarsılıyor. Bir çocuk işçi öldüğünde ise kaybedilen yalnızca bir emekçi değil, henüz başlamamış bir hayatın kendisi oluyor.

İş cinayetleri kader değil. Her ölümün arkasında çalışma koşulları, denetim, işveren sorumluluğu, örgütlenme hakkı ve kamu politikası bulunuyor. İşçinin eve sağ dönmesi, üretimden önce gelen bir hak olmadıkça Türkiye’de “iş kazası” haberleri değişmeyecek.