back to top
Ana Sayfa Haber Hindistan’da Sandık Daralırken Sokak Büyüyor: Komünistler ve Gençlik Modi Yönetimine Karşı

Hindistan’da Sandık Daralırken Sokak Büyüyor: Komünistler ve Gençlik Modi Yönetimine Karşı

130 milyonu aşkın seçmen kaydının silinmesiyle başlayan tartışmalar, Hindistan’da demokratik haklar mücadelesinin yeni bir cephesini açtı. Komünist partilerin merkez yöneticilerinin gözaltına alınması, binlerce gencin sokaklara çıkması ve başkentin tarihsel gösteri alanının kapatılması, seçim hakkı tartışmasını ülkenin siyasal geleceğine ilişkin daha geniş bir hesaplaşmaya dönüştürdü.

Hindistan’da milyonlarca insanın seçmen listelerinden çıkarılması, dünyanın en kalabalık demokrasisi olarak tanımlanan ülkede siyasal temsil hakkının sınırlarına ilişkin tartışmaları büyütüyor. Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Bharatiya Janata Partisi (BJP) yönetimine karşı gelişen protestolarda komünist partiler, öğrenci örgütleri, gençlik hareketleri ve ana muhalefetteki Kongre Partisi aynı sokaklarda buluşurken, güvenlik güçlerinin kitlesel gözaltılarla karşılık vermesi gerilimi daha da artırdı. Hindistan Komünist Partisi (Marksist) CPI(M)’nin genel sekreteriyle merkez yöneticilerinin gözaltına alınması, Hamam Böcekleri Halk Partisi (CJP) adıyla örgütlenen gençlerin gösterilerinin engellenmesi ve Yeni Delhi’nin tarihsel protesto alanı Jantar Mantar’ın kapatılması, ülkede seçim hakkıyla gösteri özgürlüğünün birbirinden ayrılamayacağını gösteren gelişmeler olarak öne çıktı.

Olayların merkezinde, Hindistan Seçim Komisyonunun 2025 yılında başlattığı seçmen listelerini yeniden düzenleme uygulaması bulunuyor. Özel Yoğun Revizyon (Special Intensive Revision-SIR) adı verilen çalışma kapsamında 130 milyonu aşkın seçmen kaydının kütüklerden çıkarıldığı bildiriliyor. Komisyon, işlemlerin ölenlerin, yer değiştirenlerin ve adreslerinde bulunamayanların kayıtlarını güncellemek amacıyla yapıldığını savunuyor. Muhalefet ise özellikle yoksulların, göçmen işçilerin, Müslümanların ve diğer azınlıkların seçme hakkının bu uygulamayla tehlikeye atıldığını ileri sürüyor. Tartışmanın temelinde yalnızca kayıtların doğru olup olmadığı değil, milyonlarca insanın siyasal iradesini kullanabilmesinin hangi idari koşullara bağlandığı sorusu bulunuyor.

Seçmen Listelerinden Silinen İsimler, Büyüyen Siyasal İtiraz

Reuters’ın aktardığı verilere göre Seçim Komisyonu, listelerden çıkarılan kayıtlar arasında yaklaşık 28 milyon ölü, 63 milyon yer değiştirmiş ve 30 milyon belirtilen adreste bulunamamış kişinin bulunduğunu açıkladı. Komisyon, yanlışlıkla çıkarılan seçmenlerin yeniden başvurarak kayıt yaptırabileceğini belirtiyor. Ancak muhalefet partileri, bir yurttaşın yeniden kayıt yaptırabilme olanağına sahip olmasıyla seçme hakkını kesintisiz kullanabilmesinin aynı şey olmadığını savunuyor.

Hindistan gibi milyonlarca insanın geçimini sağlamak için kentler ve eyaletler arasında hareket ettiği, geniş nüfus kesimlerinin düzenli adres ve belge işlemlerinde güçlüklerle karşılaştığı bir ülkede seçmen kaydının güncellenmesi, yalnızca teknik bir bürokrasi işlemi olarak değerlendirilmiyor. Muhalefetin itirazı da burada yoğunlaşıyor. Bir insanın yaşadığı yerde bulunamaması, mutlaka siyasal topluluğun dışına çıktığı anlamına gelmiyor. Özellikle çalışma koşulları nedeniyle sürekli yer değiştiren insanların yeniden kayıt yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakılması, uygulamanın eşitsiz toplumsal sonuçlar doğurabileceği kaygısını artırıyor.

İktidardaki BJP, muhalefetin suçlamalarını reddederek seçim kurumlarının itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını savunuyor. Seçim Komisyonu da uygulamanın tarafsız biçimde yürütüldüğünü belirtiyor. Buna karşılık komünist partiler, sorunun yalnızca listelerden çıkarılan kayıtların sayısı olmadığını, seçimleri yöneten kurumların bağımsızlığına ilişkin güvenin de tartışmalı hale geldiğini vurguluyor. Bu nedenle protestolar, seçim listelerinin yeniden incelenmesi talebinden seçim yönetiminin yapısının değiştirilmesi isteğine kadar uzanan daha geniş bir siyasal içerik kazanıyor.

Komünistlerden Eylül Ayında Başlayan Ortak Mücadele

Hindistan komünistlerinin seçim hakkına ilişkin itirazları, 10 Ekim’deki kitlesel gözaltılardan önce başlamıştı. CPI(M)’nin resmî yayınlarında yer alan açıklamalara göre beş sol parti, 24 Eylül’de ortak bildiri yayımlayarak Baş Seçim Komiseri Gyanesh Kumar’ın görevden alınmasını, seçmen listelerinin kapsamlı biçimde yeniden düzenlenmesi işlemlerinin durdurulmasını ve haksız yere çıkarılan kayıtların geri getirilmesini istedi. Komünist partiler, seçim komiserlerinin atanmasını düzenleyen 2023 tarihli yasanın değiştirilmesini de talepleri arasına aldı.

Sol partilerin ortak açıklamasında, The Indian Express gazetesinin yayımladığı belgelere dayanılarak Seçim Komisyonunun kendi içinde de ciddi görüş ayrılıkları yaşandığı ileri sürüldü. Açıklamada, üç seçim komiserinden ikisinin seçmen kayıtlarının silinmesi ve yeniden düzenlenmesine ilişkin kararlara en az 14 kez itiraz ettiği belirtildi. Komünist partilere göre bu iddialar, seçim yönetiminin yalnızca dışarıdan gelen siyasal eleştirilerle değil, kendi karar süreçlerine ilişkin sorunlarla da karşı karşıya olduğunu gösteriyordu.

29 Eylül’de Yeni Delhi’deki Seçim Komisyonu genel merkezi önünde düzenlenen protestolara CPI(M) Genel Sekreteri M. A. Baby, Brinda Karat, Subhashini Ali ve diğer sol parti temsilcileri katıldı. Polis müdahalesiyle karşılaşan göstericilerden çok sayıda kişi gözaltına alındı. Böylece komünistlerin seçim hakkı mücadelesi, parlamentoda yapılan açıklamalarla sınırlı kalmayarak sokak gösterilerine taşındı.

Komünist Partisinin Merkez Yönetimi Gözaltında

10 Ekim Cumartesi günü Yeni Delhi’de yaşananlar, Hindistan’daki siyasal gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı. CPI(M) Politbürosunun aynı gün yayımladığı açıklamaya göre Genel Sekreter M. A. Baby ile Politbüro ve Merkez Komitesinin çok sayıda üyesi, seçmen listelerinin yeniden düzenlenmesine karşı düzenlenen protestolara katılırken gözaltına alındı. Parti merkez yönetiminin önemli bir bölümünün aynı gösteriler kapsamında gözaltına alınması, müdahalenin yalnızca göstericileri dağıtmakla sınırlı kalmadığı yönündeki eleştirileri güçlendirdi.

CPI(M)’ye yakın Deshabhimani gazetesinin haberinde, gözaltına alınanlar arasında Brinda Karat, Pinarayi Vijayan, M. V. Govindan, K. K. Shailaja, P. K. Sreemathy, Thomas Isaac, K. N. Balagopal, P. Rajeev ve John Brittas gibi isimlerin bulunduğu bildirildi. Parti yönetiminin bir başka grubu da Harkishan Singh Surjeet Bhavan’dan gösteri alanına yürümek isterken polis tarafından durduruldu.

CPI(M) Politbürosu, gözaltına alınan yöneticilerin saatlerce polis araçlarında tutulduğunu, bazılarının yiyecek, su ve gerekli ilaçlardan yoksun bırakıldığını ileri sürdü. Politbüro üyesi Mariam Dhawale’nin de aralarında bulunduğu kadınların tuvalet gereksinimlerini karşılamalarına izin verilmediği, milletvekili V. Sivadasan’ın müdahale sırasında yaralandığı ve bazı göstericilerin telefonlarına el konulduğu belirtildi. Parti, bu uygulamaların Hindistan Anayasası’nın barışçıl toplanma hakkını güvence altına alan 19. maddesine aykırı olduğunu savunarak ülke genelindeki örgütlerine protesto çağrısı yaptı. Kötü muameleye ilişkin bu anlatımlar parti açıklamalarına dayanıyor; iddiaların bütün yönleriyle bağımsız bir soruşturma sonucunda doğrulandığına ilişkin bilgi bulunmuyor.

CPI(M) Merkez Komitesinin 12 Ekim tarihli bildirisi de parti yöneticilerinin 9-11 Ekim günlerinde Yeni Delhi’de sürdürdükleri toplantının ikinci gününde protestolara katıldıklarını ve gözaltına alındıklarını doğruladı. Komünistler, seçim hakkının idari kararlarla daraltılmasına karşı çıkarken siyasal örgütlenme ve gösteri özgürlüğünün korunmasını da aynı mücadelenin ayrılmaz parçası olarak görüyor.

Hamam Böcekleri: Aşağılamadan Siyasal Kimliğe

Hindistan’daki protestoların dikkat çekici bileşenlerinden biri de kendisine Hamam Böcekleri Halk Partisi adını veren gençlik hareketi oldu. Cockroach Janta Party (CJP), geleneksel parti örgütlenmesinden farklı olarak sosyal medya ağları, gençlik dayanışması ve ortak eylem çağrıları üzerinden gelişti. Başlangıçta gençlere yönelik küçümseyici bir söylem olarak kullanılan hamam böceği ifadesinin hareket tarafından benimsenmesi, aşağılamayı ortak bir siyasal kimliğe dönüştürdü.

Hareketin gelişmesinde eğitim sistemindeki yolsuzluk iddiaları, sınav usulsüzlükleri, genç işsizliği ve kamu kurumlarına duyulan güvensizlik önemli rol oynadı. CJP’nin örgütlenme biçimi, farklı siyasal eğilimlerden gençlerin ortak sorunlar etrafında buluşmasını kolaylaştırdı. Seçmen listelerinin yeniden düzenlenmesine karşı mücadeleye katılması ise hareketin gündemini eğitim ve çalışma yaşamındaki sorunlardan doğrudan demokratik temsil hakkına taşıdı.

CJP kurucularından Abhijeet Dipke ile hareketin yöneticileri Saurav Das ve Ashutosh Ranka, 10 Ekim’de Delhi’ye geldikleri sırada gözaltına alındı. Polis, göstericilerin Jantar Mantar’a ulaşmasını engellemek amacıyla kent merkezinde geniş güvenlik önlemleri aldı. Binlerce polis ve paramiliter güvenlik görevlisi görevlendirilirken bazı metro istasyonları kapatıldı, ulaşım kısıtlandı ve kimi bölgelerde internet erişiminin kesildiği bildirildi. Gözaltına alınan CJP yöneticileri daha sonra serbest bırakıldı; ancak hareketin gösteri hakkına ilişkin itirazları devam etti.

12 Ekim’de Delhi polisinin Jantar Mantar’ı resmî gösteri alanları listesinden çıkarması, gençlik hareketinin tepkisini daha da büyüttü. On yıllardır siyasal protestoların düzenlendiği meydanın kapatılması, CJP tarafından barışçıl toplanma hakkına müdahale olarak değerlendirildi. Dipke, meydanın kapatılmasının mücadeleyi sona erdirmeyeceğini belirterek, “Artık bütün ülke Jantar Mantar olacak!” açıklamasını yaptı.

CJP yöneticisi Saurav Das da gösteri alanının halka ait olduğunu, karar alınırken yurttaşlara ve toplumsal örgütlere danışılmadığını savundu. Hareket, polis yönetiminden barışçıl gösteri için tarih belirlenmesini istedi ve 24 saat içinde yanıt verilmemesi durumunda yeni eylem çağrısı yapacağını bildirdi. Delhi Yüksek Mahkemesinin meydanın kapatılmasına karşı başvuruları 13 Ekim’de ele alması bekleniyor.

Binlerce Gözaltı, Yargıya Taşınan İddialar

10 Ekim’deki protestolarda gözaltına alınanların sayısına ilişkin farklı bilgiler açıklandı. Reuters ve Al Jazeera iki bini aşkın kişinin gözaltına alındığını aktarırken bazı yerel yayınlar daha yüksek sayılar bildirdi. Sosyal medyada beş bini aşkın kişinin gözaltına alındığı iddiası da yayıldı. Ancak bütün gözaltıları kapsayan, bağımsız biçimde doğrulanmış kesin bir sayı bulunmuyor.

Gözaltına alınanlar arasında öğrencilerin, muhalefet partilerinin yöneticilerinin, gazetecilerin, avukatların ve insan hakları savunucularının bulunduğu bildirildi. CPI(M) milletvekili John Brittas, gözaltındayken polis aracında darbedildiğini ve ardından yol kenarına bırakıldığını ileri sürerek Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu’ya ve diğer yetkili makamlara başvurdu. Brittas, olayın bağımsız biçimde soruşturulmasını istedi. CJP yöneticisi Saurav Das ise Balakrishna ve Sudhir adlı iki hareket üyesinin gözaltına alındıktan sonra nerede tutulduğunun açıklanmadığını öne sürdü.

Gösterilere yönelik müdahaleler, Hindistan’da güvenlik güçlerinin yetkileriyle anayasal hakların sınırlarına ilişkin tartışmayı da büyüttü. Protestocuların barışçıl toplanma hakkını kullanıp kullanamadıkları, gözaltı koşulları ve gösteri alanlarının idari kararlarla kapatılması, seçim listelerine ilişkin itirazlarla birlikte gündeme geldi.

Muhalefet Yüksek Mahkeme’nin Kapısında

12 Ekim Pazartesi günü Kongre Partisi, diğer muhalefet partileri ve sol öğrenci örgütlerinin katılımıyla düzenlenen yürüyüş, seçim hakkı mücadelesini Yüksek Mahkeme’nin önüne taşıdı. Yeni Delhi’de yüzlerce gösterici mahkemeye yürürken polis altı metro istasyonunu kapattı, 20’den fazla güzergâhta trafiği kısıtladı ve kent merkezinde geniş güvenlik önlemleri aldı.

Muhalefet, seçmen listelerinin yeniden düzenlenmesi uygulamasının yargısal denetim altına alınmasını istedi. Yüksek Mahkeme Başkanı Surya Kant ise devam eden davalar hakkında siyasi parti temsilcileriyle görüşmenin yargı etiğine aykırı olacağını belirterek görüşme talebini kabul etmedi. İtirazların resmî başvuru yollarıyla iletilmesini önerdi.

Yürüyüşe katılan doktora öğrencisi Anirudh Siyag, Reuters’a yaptığı açıklamada ülkenin temel değerlerinin saldırı altında olduğunu ve kurumların bağımsızlıklarını kaybettiğini düşündüğü için protestoya katıldığını söyledi. İktidardaki BJP ise gösterileri anayasal kurumları itibarsızlaştırma girişimi olarak nitelendirdi. Tarım Bakanı Shivraj Singh Chouhan, Kongre Partisi’nin sokaklarda kargaşa yaratarak iktidara gelmeye çalıştığını savundu.

Böylece aynı gelişmeler, hükümet ve muhalefet tarafından birbirinden bütünüyle farklı biçimlerde değerlendiriliyor. İktidar seçim kurumlarının meşruiyetini ve kamu düzenini öne çıkarırken muhalefet, kurumların bağımsızlığı ile yurttaşların siyasal haklarının korunmasını gündeme getiriyor.

Gençliğin Öfkesi ile Örgütlü Solun Deneyimi Aynı Sokakta

Hindistan’da gelişen protestoların siyasal bakımdan dikkat çekici yanı, farklı toplumsal koşullarda ortaya çıkmış hareketlerin ortak talepler etrafında buluşması. CPI(M), uzun yıllara dayanan parlamenter mücadele, sendikal örgütlenme ve öğrenci hareketi deneyimine sahip bir parti. CJP ise büyük ölçüde dijital iletişim ağlarında gelişen, gençlerin eğitim, işsizlik ve gelecek kaygıları etrafında örgütlenen daha yeni bir hareket.

Komünistlerin öğrenci örgütü Hindistan Öğrenci Federasyonu (SFI) ile gençlik örgütü Hindistan Demokratik Gençlik Federasyonu (DYFI) de protestolarda yer aldı. CPI(M)’nin 2 Ekim tarihli açıklamasında, bu örgütlerin yöneticilerinin polis müdahalesine rağmen Jantar Mantar’a ulaşmaya çalıştıkları ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığı belirtilmişti. Dolayısıyla örgütlü sol ile gençlik protestolarının aynı mücadele alanında buluşması, yalnızca 10 Ekim’de yaşanan olayların sonucu değil, daha önce başlayan bir yakınlaşmanın devamı olarak da değerlendirilebilir.

Bununla birlikte aynı gösterilere katılmak, bu hareketlerin ortak bir siyasal programa veya sürekli bir ittifaka sahip olduğu anlamına gelmiyor. Komünist partilerin örgütlenme anlayışıyla CJP’nin daha gevşek ve sosyal medya merkezli yapısı arasında önemli farklılıklar bulunuyor. Ancak seçme hakkının korunması, seçim kurumlarının bağımsızlığı ve gösteri özgürlüğü gibi talepler, bu farklılıkların ortak mücadele yürütülmesine engel olmadığını gösteriyor.

Hindistan’daki gelişmeler, ekonomik ve toplumsal sorunların siyasal haklar tartışmasından ayrı düşünülemeyeceğini de ortaya koyuyor. Eğitimde eşitsizliklerle karşılaşan, iş bulmakta zorlanan, geçim koşulları nedeniyle sürekli yer değiştirmek zorunda kalan insanların seçmen listelerindeki konumu, yalnızca bir kayıt işlemi olarak görülemiyor. Demokratik hakların kâğıt üzerinde tanınmasıyla bu hakların gündelik yaşamda kullanılabilmesi arasındaki mesafe, özellikle toplumsal bakımdan güçsüz kesimler açısından belirleyici hale geliyor.

Hindistan’da milyonlarca seçmen kaydına ilişkin tartışmaların önümüzdeki günlerde nasıl sonuçlanacağı henüz bilinmiyor. Seçim Komisyonunun uygulamalarına yönelik itirazların yargıdaki karşılığı, Jantar Mantar’ın yeniden gösterilere açılıp açılmayacağı ve polis müdahalelerine ilişkin soruşturmalar, sürecin önemli başlıkları olmaya devam edecek. Bunun kadar önemli bir başka soru da gençlik hareketleriyle örgütlü solun aynı sokaklarda kurduğu ilişkinin kalıcı bir demokratik haklar mücadelesine dönüşüp dönüşmeyeceği olacak.

Hindistan’da bugün tartışılan yalnızca seçmen kütüklerinden silinen milyonlarca isim değil, siyasal iradenin hangi koşullarda özgürce ortaya çıkabileceği sorusudur. Seçme hakkının korunmasını isteyen komünistlerle kendilerine yöneltilen aşağılayıcı bir adı direnişin simgesine dönüştüren gençlerin aynı sokaklarda buluşması, bu sorunun artık yalnızca seçim kurullarında ve mahkeme salonlarında tartışılmadığını gösteriyor. Sandığın demokratik anlamı, yalnızca oyların sayılmasıyla değil, o sandığa kimlerin ulaşabildiğiyle de belirleniyor.


  • NHY / CPI(M) Politbürosu, 10 Ekim 2026 açıklaması; CPI(M) Merkez Komitesi, 12 Ekim 2026 bildirisi; Beş Sol Partinin 24 Eylül 2026 tarihli ortak açıklaması; Deshabhimani, 10 Ekim 2026; CJP yöneticilerinin 10-12 Ekim açıklamaları; Reuters; Al Jazeera; The Indian Express; Loksatta.