4–11 Ekim 2026 haftasında Bursa, Konya, Aydın, Trabzon ve Kocaeli’nden kadın cinayeti haberleri geldi. İzmir’de hakkında uzaklaştırma kararı bulunan bir erkek, eski kız arkadaşının evini ateşe verdi; kadın ağır yaralandı. Aydın’da bir kadının ölümü şüpheli olarak kayıtlara geçti. Kayseri’de Melek Gül cinayeti davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, başka dosyalarda adalet arayışı sürdü. Aynı hafta açıklanan eylül ayı raporu ise 28 kadın cinayeti ve 19 şüpheli kadın ölümünü ortaya koydu. Bir haftalık haberler, kadınların yaşam hakkının korunmasında önleyici tedbirlerin uygulanması ve yargı süreçlerinin etkinliği konusundaki soruları yeniden gündeme getirdi.
Türkiye’de kadın cinayetleri, artık birbirinden kopuk adli olaylar olarak değerlendirilemeyecek kadar süreklilik gösteren bir toplumsal sorun. Bir kentte kadın boşandığı erkek tarafından öldürülürken başka bir kentte ayrılmak isteyen genç bir kadın hayatını kaybetti. Bir başka kadın çocuğunun gözleri önünde vuruldu; hakkında uzaklaştırma kararı bulunan bir erkek ise eski kız arkadaşının evini ateşe verdi. 4–11 Ekim haftasında basına yansıyan olaylar, şiddetin özellikle kadınların ayrılma ve kendi yaşamları üzerinde karar verme süreçlerinde yoğunlaşabildiğini bir kez daha gösterdi.
Bu haftanın haberlerinde yalnızca öldürülen kadınların adları değil, daha önce yaşanan tehditler, başvurular, alınan tedbir kararları ve yargının müdahale biçimleri de öne çıktı. Çünkü bir kadın cinayetinin ardından yürütülen soruşturma kadar, o cinayetten önceki tehlike işaretlerinin nasıl değerlendirildiği de kamusal sorumluluğun bir parçası.
Bir Haftada Basına Yansıyan Kadın Cinayetleri
Bursa – Gökçe Alkan (18): 4 Ekim’de Bursa’da 18 yaşındaki Gökçe Alkan, erkek arkadaşı olduğu belirtilen Mustafa Bağ tarafından öldürüldü. Alkan’ın ilişkiyi bitirmek amacıyla buluştuğuna ilişkin bilgiler basına yansıdı. Şüpheli Mustafa Bağ’ın 7 Ekim’de tutuklandığı bildirildi. Henüz yaşamının başındaki bir genç kadının ayrılma kararının ardından öldürülmesi, kadınların ilişkiyi sonlandırma hakkı ile yaşam güvenliği arasındaki ağır sorunu yeniden gündeme taşıdı.
Konya – Vennaz Elbük: 5 Ekim’de Konya’da Vennaz Elbük, çocuğunun gözleri önünde silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü. Haberlere göre dört kurşunla vurulan Elbük’ün ölümü, aile içindeki şiddetin çocuklar üzerinde bıraktığı sonuçları da gündeme getirdi. Bu olayda yalnızca bir kadının yaşamı sona ermedi; bir çocuk da annesine yöneltilen ölümcül şiddete tanıklık etti.
Trabzon – Gülşah Oktay (33): Trabzon’un Arsin ilçesinde, 20 gün önce boşandığı Aydın Yediparmak tarafından tabancayla vurulan Gülşah Oktay, tedavi gördüğü hastanede 7 Ekim’de hayatını kaybetti. Oktay’ın ölümünden sonra 10 Ekim’de yayımlanan haberlerde, saldırıdan iki hafta önce eski eşinin yaşamını kurtardığı bilgisi de yer aldı. Olay, boşanmanın ardından şiddet tehdidinin ortadan kalkmadığını gösteren örneklerden biri oldu.
Aydın – Emel Bozkuş ve Fadime Akbal: Aydın’da 7–8 Ekim tarihlerinde iki kadın cinayeti basına yansıdı. Emel Bozkuş’un birlikte yaşadığı erkek tarafından, Fadime Akbal’ın ise boşandığı erkek tarafından silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldüğü bildirildi. Aynı kentte yaklaşık 24 saat içinde iki kadının yaşamını kaybetmesi, kadınlara yönelik şiddetin farklı ilişki biçimlerinde sürdüğünü ortaya koydu.
Kocaeli – Füsun Yuluğkural (58): 9 Ekim’de Kocaeli’nin İzmit ilçesinde Füsun Yuluğkural, boşandığı Erdoğan Büyükkurt tarafından silahla öldürüldü. Saldırı, eski eşler arasında mal paylaşımına ilişkin davanın görüleceği gün gerçekleşti. Yuluğkural’ın saldırgandan kaçarak yakındaki bir iş yerine sığındığı, buna rağmen vurulduğu bildirildi. Olayın tanıklarından bir esnafın müdahale etmeye çalıştığı ancak saldırıyı önleyemediği aktarıldı.
Bu haberlerde adı geçen altı kadın, aynı haftada basına yansıyan ve ölüm tarihleri belirtilen olaylardan oluşuyor. Bu sayı Türkiye’nin 4–11 Ekim arasındaki kesin kadın cinayeti toplamı olarak değerlendirilmemeli. Bütün illeri kapsayan, aynı dönem için yayımlanmış doğrulanmış bir haftalık resmî toplam bulunmadığından, basına yansımayan olaylar bu derlemenin dışında kalmış olabilir.
Şüpheli Ölüm ve Ölümcül Şiddet Girişimleri
Aydın – Gözde Çelik: 9 Ekim’de Gözde Çelik’in evinin banyosunda ölü bulunduğu haberi kamuoyuna yansıdı. Ölüm, basında şüpheli olarak aktarıldı. Ancak eldeki haberlerde ölümün bir cinayet olduğu kesinleşmediğinden, olayın kadın cinayetleri toplamına eklenmesi doğru olmaz. Ölüm nedeninin ve koşullarının adli soruşturmayla açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
İzmir – E.S.: İzmir’in Seferihisar ilçesinde E.S. adlı kadının evi, eskiden birlikte olduğu A.K. tarafından benzin dökülerek ateşe verildi. Ağır yaralanan kadın Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine kaldırıldı. 8 Ekim tarihli haberlerde hayati tehlikesinin sürdüğü bildirildi. Şüpheli A.K. yakalanarak tutuklandı.
Bu olayın özellikle dikkat çeken yanı, A.K. hakkında daha önce kadına yönelik tehdit ve hakaret nedeniyle uzaklaştırma tedbiri uygulanmış olmasıydı. Tedbir kararının bulunmasına rağmen saldırının gerçekleşmesi, yalnızca karar verilmesinin değil, kararın etkin biçimde uygulanmasının da yaşamsal önem taşıdığını gösterdi.
Samsun – Ayşe Ç.: 7 Ekim’de Samsun’da Ayşe Ç.’nin evli olduğu erkek tarafından saldırıya uğradığı haberi yayımlandı. Aynı hafta Sakarya’da 16 yaşındaki N.C.’nin bir çay ocağında darbedilmesi üzerine şüphelinin gözaltına alındığı bildirildi. Bu olaylar, ölümle sonuçlanmayan şiddetin de haftalık bilançonun dışında bırakılmaması gerektiğini gösteriyor.
Yargıda Bir Hafta: Müebbet Kararı, Devam Eden Davalar
Kayseri – Melek Gül davası: 8 Ekim’de Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Melek Gül’ü öldüren emekli başçavuş İlhan Şahan’ı kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca sanığa, boşanma aşamasındaki eşini öldürmeye teşebbüs suçundan 14 yıl, konut dokunulmazlığını ihlal suçundan altı ay hapis cezası verdi. Sanık hakkında takdir indirimi uygulanmadı.
Dava dosyasına yansıyan bilgilere göre Şahan’ın eşine yönelik daha önceki tehditleri ve şiddet geçmişi de yargılama kapsamında ele alındı. Bu yönüyle karar, yalnızca işlenmiş bir cinayetin cezalandırılması değil, cinayet öncesindeki tehlike işaretlerinin değerlendirilmesi bakımından da önem taşıyor.
Diyarbakır – Helin Eren davası: Üç aylık hamile olan 19 yaşındaki Helin Eren’in öldürülmesine ilişkin davanın ikinci duruşması da basına yansıdı. Ailenin avukatı, sanığın eyleminde tasarlama ve eziyet çektirerek öldürme hükümlerinin değerlendirilmesini istedi. Bu talepler mahkemenin kesinleşmiş tespiti değil, müşteki tarafın hukuki değerlendirmesi niteliğinde.
İzmir – Anne ve kızına yönelik saldırı davası: Aliağa’da boşanma aşamasındaki U.B. ile kızı B.B.’ye yönelik öldürme girişimiyle ilgili davada duruşmanın ertelendiği bildirildi. Kadınlara yönelik şiddetin yargılanmasında dosyaların yalnızca sonuçları değil, duruşma aralıkları ve koruyucu tedbirlerin sürekliliği de önem taşıyor.
Gülistan Doku soruşturması: 8 Ekim’de Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin soruşturmada eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel ile şüpheliler arasındaki ilişkilere yönelik iddialar yeniden gündeme geldi. Dosyada kesinleşmiş bir cinayet tespiti bulunmadığı için Doku’nun kayboluşunu doğrulanmış kadın cinayeti olarak sunmak doğru değil. Ancak soruşturmanın yıllardır sonuçlanmamış olması, kayıp kadınların akıbetinin açıklığa kavuşturulması ve soruşturmalarda şeffaflık taleplerini gündemde tutuyor.
Eylül Bilançosu Aynı Hafta Açıklandı: 28 Cinayet, 19 Şüpheli Ölüm
7 Ekim’de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun yayımladığı rapora göre eylül ayında erkekler tarafından 28 kadın öldürüldü, 19 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen kadınların beşi evli oldukları erkekler, üçü birlikte oldukları erkekler, ikisi babaları tarafından öldürüldü. Kadınların 14’ü evlerinde, altısı sokakta yaşamını kaybetti.
bianet’in 6 Ekim’de açıkladığı ayrı bilanço ise eylül ayında en az 27 kadının öldürüldüğünü, 52 kadının yaralandığını, 28 kadının tacize uğradığını ve 31 kadın ölümünün şüpheli olarak kaydedildiğini ortaya koydu. İki kurumun rakamları arasındaki farklılık, veri toplama yöntemlerinden ve olayların sınıflandırılmasından kaynaklanabiliyor. Bu nedenle rakamların birbirine eklenmesi ya da aynı kapsamı temsil ediyormuş gibi kullanılması doğru değil.
Aynı hafta uluslararası basında da Türkiye’deki kadın cinayetleri gündeme geldi. Eylül verilerini aktaran haberlerde, kadınların özellikle yakın ilişkilerindeki erkekler tarafından öldürülmesine dikkat çekildi. Kadın örgütlerinin hazırladığı raporlar, resmî verilerin yanında bağımsız izleme çalışmalarının da önemini ortaya koydu.
Cinayetten Önceki Tehditler, Cinayetten Sonraki Cezalar
Haftanın olayları birlikte değerlendirildiğinde, şiddetin önemli bir bölümünün kadınların tanıdığı erkekler tarafından gerçekleştirildiği görülüyor. Boşanma, ayrılma, mal paylaşımı ve ilişkiden uzaklaşma süreçleri, basına yansıyan birden fazla olayın ortak noktası oldu. İzmir’de uzaklaştırma kararı bulunmasına rağmen gerçekleşen saldırı ise koruyucu mekanizmaların etkinliğini doğrudan tartışmaya açtı.
Yargının görevi yalnızca cinayetten sonra faile ceza vermekle sınırlı değil. Tehditlerin ciddiyetle değerlendirilmesi, uzaklaştırma kararlarının uygulanması, risk altındaki kadınların güvenliğinin sağlanması ve soruşturmaların gecikmeden yürütülmesi de aynı sorumluluğun parçaları. Kayseri’de verilen ağırlaştırılmış müebbet kararı cezai yaptırımın bir örneğini oluştururken, İzmir’deki saldırı önleyici tedbirlerin neden ayrıca incelenmesi gerektiğini gösteriyor.
Türkiye’de kadın cinayetlerine ilişkin kamuoyuna açık, düzenli ve ayrıntılı verilerin yetersizliği de sorunun önemli bir boyutu. Kadın örgütlerinin yerel basın ve adli haberlerden derlediği listeler, olayların izlenmesini sağlıyor; ancak bu kayıtlar her zaman aynı sınıflandırmaları kullanmıyor. Şüpheli kadın ölümlerinin cinayetlerden ayrı değerlendirilmesi, soruşturmaların sonuçlarının izlenmesi ve daha önce koruma talebinde bulunulup bulunulmadığının açıklanması, sağlıklı bir kamusal denetim için gerekli.
4–11 Ekim haftasının ardından geriye yalnızca cinayet haberleri değil, yanıt bekleyen sorular kaldı. Gökçe Alkan, Vennaz Elbük, Gülşah Oktay, Emel Bozkuş, Fadime Akbal ve Füsun Yuluğkural artık yaşamıyor. Gözde Çelik’in ölümünün koşulları açıklığa kavuşturulmayı bekliyor. İzmir’de E.S.’nin yaşam mücadelesi ise koruma kararlarının kâğıt üzerinde kalmamasının önemini hatırlatıyor. Kadınların yaşam hakkını koruyacak bir düzenin başarısı, yalnızca mahkemelerin verdiği cezalarla değil, şiddet tehdidi altındaki bir kadının hayatta kalmasını ne ölçüde sağlayabildiğiyle anlaşılabilir.
- NHY / Evrensel, Demirören Haber Ajansı (DHA), Halk TV, Yeni Yaşam, İzmirGündem, bianet, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Turkish Minute, The Insight International.











