Türkiye’de üniversiteyi kazandığı halde kayıt yaptıramayan, öğrenimini donduran veya yarıda bırakan gençlerin sayısı yükseköğretimde giderek büyüyen ekonomik eşitsizliği ortaya koyuyor. Barınma sorunu, yükselen kiralar, yetersiz aile gelirleri ve yaşam giderleri, özellikle dar gelirli ailelerin çocuklarının üniversite eğitimini sürdürmesini güçleştiriyor. Araştırmalar, üniversiteye girme hakkının tek başına eğitim hakkından yararlanmak anlamına gelmediğini gösteriyor.
Haber Merkezi | 10 Ekim 2026
Türkiye’de üniversite kapısından içeri girebilmek için yıllarca sınavlara hazırlanan yüz binlerce genç, bu kez öğrenimlerini sürdürebilecek ekonomik koşulları bulmakta zorlanıyor. Üniversiteyi kazanmakla eğitimini tamamlamak arasındaki mesafe, özellikle başka kentlerde okumak zorunda kalan dar gelirli ailelerin çocukları için giderek açılıyor. Devlet yurtlarında yer bulamayan, özel yurt ücretlerini veya ev kiralarını karşılayamayan öğrenciler öğrenimlerini dondurmak, çalışarak okumaya çalışmak ya da üniversiteden tamamen ayrılmak zorunda kalabiliyor. Yükseköğretimdeki bu tablo, eğitim hakkının yalnızca üniversite kontenjanlarıyla değil, öğrencilerin barınma ve geçim olanaklarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Beş Yılda 716 Bin Öğrencinin Kaydı Silindi
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 27 Şubat 2026 tarihinde sunulan araştırma önergesinde yer alan verilere göre, 2023-2024 öğretim yılında 131 bin 883 öğrenci üniversite öğrenimini bırakırken, bu sayı 2024-2025 döneminde 157 bin 530’a yükseldi. Aynı belgede 2020-2025 yılları arasında toplam 716 bin 613 öğrencinin üniversite kaydının silindiği, yalnızca 2025 yılında 57 bin 437 öğrencinin öğrenimini dondurduğu belirtildi.
Üniversiteye yerleştiği halde kayıt yaptırmayanların sayısı da dikkat çekici boyutlara ulaştı. Önergede aktarılan verilere göre 2025 yılında üniversiteye yerleşme hakkı kazanan 112 bin 255 genç kayıt yaptırmadı. Bu öğrencilerin tamamının ekonomik nedenlerle üniversiteden uzak kaldığını gösteren ayrıntılı bir dağılım bulunmamakla birlikte, kayıt yaptırmama, kayıt dondurma ve öğrenimi bırakma verileri yükseköğretime erişim kadar öğrenimin sürdürülebilirliğinin de önemli bir sorun haline geldiğine işaret ediyor.
Yükseköğretim Kurulu ise Eylül 2025’te yaptığı açıklamada, üniversitelerden kaydı silinen öğrencilere ilişkin toplam sayıların doğrudan okulu bırakanların sayısı olarak yorumlanamayacağını bildirdi. YÖK’e göre kayıt silme istatistikleri mezuniyet, yatay geçiş ve başka programa kayıt gibi farklı işlemleri de kapsıyor. Bu nedenle öğrenimini kendi isteğiyle bırakan öğrencilerle idari nedenlerle kaydı kapananların birbirinden ayrılması gerekiyor.
Bir Milyon Yurt Yatağı, Milyonlarca Üniversite Öğrencisi
Öğrencilerin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri barınma. Gençlik ve Spor Bakanlığı verilerine göre 2025-2026 öğretim yılında devlet yurtlarının toplam kapasitesi 1 milyon 3 bin 259 yatağa ulaştı. Eğitim Sen’in Şubat 2026’da yayımladığı yükseköğretim raporunda ise örgün eğitimde 4 milyon 63 bin 774 öğrenci bulunduğu belirtildi. Bu rakamlar, devlet yurtlarındaki yatak kapasitesinin örgün öğrenci sayısının yaklaşık dörtte birine karşılık geldiğini gösteriyor.
Bununla birlikte öğrencilerin tamamı yurt ihtiyacı duymuyor. Ailesinin yanında yaşayanlar ve başka barınma olanaklarına sahip olanlar da toplam öğrenci sayısına dahil. Gençlik ve Spor Bakanlığı, 2025-2026 döneminde yurtlara başvuran öğrencilerin yüzde 97’sinin yerleştirildiğini açıklıyor. Ancak başvuranların yerleştirilme oranı, tüm öğrencilerin barınma koşullarını ya da özel yurt ve kiralık konutların ekonomik erişilebilirliğini tek başına ortaya koymuyor.
Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi üniversite öğrencilerinin yoğunlaştığı kentlerde barınmanın maliyeti, öğrenimin sürdürülebilmesini doğrudan etkiliyor. Yurt bulamayan bir öğrenci için geriye kalan seçenekler çoğu zaman yüksek ücretli özel yurtlar, birkaç kişiyle paylaşılan evler veya uzun ulaşım süreleri gerektiren uzak ilçeler oluyor.
İstanbul, İzmir ve Ankara’da Kiralar Öğrencileri Zorluyor
Barınma krizinin en belirgin yaşandığı kentlerin başında İstanbul geliyor. Temmuz 2026’da bianet tarafından yayımlanan haberde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine dayanılarak İstanbul’da 100 metrekarelik bir konutun ortalama kirası 40 bin 453 lira, İzmir’de 26 bin 579 lira olarak aktarıldı. Aynı dönemde net asgari ücretin 28 bin 75 lira olduğu dikkate alındığında, tek bir konutun kirası İstanbul’da asgari ücretin üzerine çıkarken İzmir’de neredeyse tamamına ulaşıyor.
Ankara ve Eskişehir’de de öğrencilerin karşılaştığı tablo farklı değil. Eylül 2025’te TBMM’ye sunulan bir soru önergesinde Ankara’da özel yurtlarda tek kişilik odaların 26 bin 500 liradan, iki kişilik odaların ise 16 bin 500 liradan başladığı belirtildi. Eskişehir’de özel yurt ücretlerinin 9 bin ile 25 bin lira arasında değiştiği aktarıldı. Bu rakamlar, barınmanın yalnızca büyükşehirlerde değil, öğrenci kentlerinde de aile bütçelerinin önemli bir bölümünü tükettiğini gösteriyor.
Araştırmalar Barınma Sorununun Eğitimden Kopuşu Hızlandırdığını Gösteriyor
Akademisyen Mehmet Akalın’ın Ocak 2025’te Sosyal Güvence dergisinde yayımlanan “Üniversite Öğrencilerinin Barınma Sorunları ve Bu Sorunları Gidermeye Yönelik Çözüm Önerileri” başlıklı araştırması, sorunun yapısal nedenlerine dikkat çekiyor. YÖK, Gençlik ve Spor Bakanlığı, TÜİK ve diğer kurumların verilerinden yararlanılarak hazırlanan çalışmada, üniversite sayısı ve öğrenci kapasitesindeki büyümeye yeterli barınma yatırımlarının eşlik etmediği, yüksek kiraların öğrencilerin kayıt dondurmasına veya öğrenimlerini bırakmasına katkıda bulunduğu belirtiliyor.
Eğitim Sen’in Şubat 2026’da yayımladığı yükseköğretim raporu da barınma, beslenme ve ulaşım giderlerinin eğitim hakkına erişimi sınırladığını vurguluyor. Raporda, artan yaşam maliyetleri ve yetersiz kamusal desteklerin öğrencileri ekonomik güvencesizlikle karşı karşıya bıraktığı ifade ediliyor.
Ekonomik güçlükler yalnızca barınmayla sınırlı değil. Beslenme, ulaşım, ders materyalleri ve günlük yaşam giderleri de öğrencilerin bütçesini zorluyor. Öğrenimini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalan gençler açısından iş yaşamıyla ders saatlerinin çakışması, uzun ulaşım süreleri ve yeterli çalışma ortamının bulunmaması da akademik başarıyı ve öğrenimin devamlılığını etkiliyor.
Ortaya çıkan tablo, üniversite eğitiminde ailelerin ekonomik olanaklarının giderek daha belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Aynı sınavı kazanan, aynı bölüme yerleşen iki gençten biri ailesinin desteğiyle öğrenimini sürdürebilirken, diğeri barınacak yer bulamadığı veya geçimini sağlayamadığı için eğitimini yarıda bırakabiliyor. Üniversiteye girişte elde edilen eşit hak, öğrenim süresince eşit koşullara dönüşmeyebiliyor.
Üniversiteyi kazanmasına rağmen kayıt yaptıramayan, kaydını donduran veya öğrenimini bırakan gençlerin sayısı, bu nedenle yalnızca yükseköğretim istatistiklerinin konusu değil. Barınma ve geçim koşullarının eğitim hakkını ne ölçüde belirlediği, kamusal eğitim olanaklarının farklı gelir gruplarına mensup gençler için ne kadar erişilebilir olduğu sorularını da gündeme getiriyor. Araştırmalar, üniversite kapılarının açılmasının tek başına yeterli olmadığını; o kapıdan giren gençlerin öğrenimlerini tamamlayabilecek koşulların da sağlanması gerektiğini ortaya koyuyor.
- NHY / Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yükseköğretim Kurulu, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Eğitim Sen, Sosyal Güvence Dergisi, Anadolu Ajansı, bianet.





















