back to top
Ana Sayfa Haber Çevre Perşembe Yaylası’nda Maden Gölgesi

Perşembe Yaylası’nda Maden Gölgesi

AraÅŸtırmacı-Yazar Arif Aslan, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı paylaşımda Ordu’nun Aybastı ilçesindeki PerÅŸembe Yaylası’nın yalnızca doÄŸal bir alan deÄŸil, yaklaşık bin yıllık tarihsel, kültürel ve ekonomik bir yaÅŸam havzası olduÄŸuna dikkat çekerek, bölgede planlanan madencilik faaliyetlerinin geri dönüşü olmayan ekolojik ve toplumsal sonuçlar doÄŸurabileceÄŸi uyarısında bulundu. Aslan’a göre tehdit altında olan yalnızca bir yayla deÄŸil; Karadeniz’in ortak hafızası, üretim kültürü ve doÄŸal mirası.

PerÅŸembe Yaylası’nda yürütülmesi planlanan madencilik faaliyetleri bölge halkı ve çevre savunucularının tepkisini çekerken, araÅŸtırmacı-yazar Arif Aslan da sosyal medya hesabından yaptığı ayrıntılı deÄŸerlendirmeyle tartışmaya tarihsel ve ekolojik bir perspektif kazandırdı. Aslan, paylaşımında PerÅŸembe Yaylası’nın yüzyıllardır yalnızca bir yaylacılık alanı deÄŸil, farklı toplulukların üretim, ticaret ve kültürel yaÅŸamını bir araya getiren ortak bir merkez olduÄŸuna iÅŸaret etti.

Aslan’ın deÄŸerlendirmesi, maden tartışmasının yalnızca ekonomik yatırım ya da çevre meselesi olarak ele alınamayacağını; bölgenin tarihsel kimliÄŸi, biyolojik çeÅŸitliliÄŸi ve geleneksel yaÅŸam biçimiyle birlikte deÄŸerlendirilmesi gerektiÄŸini ortaya koyuyor.

Bin Yıllık Yaşam Alanı

Arif Aslan, PerÅŸembe Yaylası’nın kayıtlı tarihte yaklaşık 900 yılı aÅŸkın süredir panayırların kurulduÄŸu, ödüllü güreÅŸlerin düzenlendiÄŸi ve Karadeniz iç kesimlerinin en önemli buluÅŸma noktalarından biri olduÄŸunu hatırlattı.

Türklerin bölgeye gelişinden önce Rum köylüler tarafından kullanılan yaylanın, Osmanlı döneminde farklı toplulukların birlikte yaşadığı bir üretim ve ticaret merkezi haline geldiğini belirten Aslan, Aybastı, Kabataş, Korgan, Reşadiye, Niksar ve Terme gibi geniş bir coğrafyanın ekonomik ve sosyal hafızasının bu yaylada şekillendiğini vurguladı.

Bugün “festival” olarak anılan etkinliklerin ise aslında yüzyıllardır süregelen panayır geleneÄŸinin devamı olduÄŸunu belirten Aslan, bu kültürel mirasın ulusal ölçekte korunması gereken deÄŸerler arasında yer aldığını ifade etti.

Yaylacılık Bir Yaşam Kültürüydü

Paylaşımda PerÅŸembe Yaylası’nın yalnızca doÄŸal güzellikleriyle deÄŸil, üretim biçimiyle de özgün bir ekosistem oluÅŸturduÄŸu anlatılıyor.

Yaylacılığın temelini hayvancılık oluştururken, kadınların küçük bostanlarda kara lahana, fasulye, pazı ve patates yetiştirdiğini, kendir üretiminin ise hem günlük yaşamın hem de yerel ekonominin önemli parçalarından biri olduğunu aktaran Aslan, göçle birlikte bu üretim kültürünün büyük ölçüde çözüldüğünü belirtiyor.

Buna rağmen bölgede sürdürülen sınırlı hayvancılığın yalnızca ekonomik değil, turizm açısından da yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiliyor. Çünkü yaylanın ziyaretçilere sunduğu doğal ve yerel yaşam deneyimi, bu üretim kültürünün devamına bağlı bulunuyor.

Ekolojik Denge Alarm Veriyor

Aslan’ın paylaşımında PerÅŸembe Yaylası’nın biyolojik çeÅŸitliliÄŸi de ayrıntılı biçimde ele alınıyor.

Sarı çiçekleriyle yaylaları kaplayan “sifin” (orman gülü), yöreye özgü mor kekik, koruma altındaki AkkuÅŸ zambağı ve binlerce yılda oluÅŸmuÅŸ menderesler bölgenin eÅŸsiz doÄŸal dokusunu oluÅŸturuyor.

1990’lı yıllarda yapılan göletin bile uzun vadede bitki örtüsünü deÄŸiÅŸtirdiÄŸine dikkat çeken Aslan, iklim ve ekosistem dengesindeki en küçük deÄŸiÅŸimlerin dahi endemik türler üzerinde kalıcı etkiler yaratabileceÄŸini vurguluyor.

Bu nedenle PerÅŸembe Yaylası’nın yalnızca tek başına deÄŸil; Deralan, Åžeber, SoÄŸluk Obası, Afurcuk Obası, Turnalık, Elmacık ve çevredeki diÄŸer yaylalarla birlikte bütüncül bir ekolojik sistem olarak deÄŸerlendirilmesi gerektiÄŸini savunuyor.

Maden Tartışması Ekonomik Değil, Yaşam Meselesi

Arif Aslan’ın en güçlü uyarısı ise bölgede planlanan madencilik faaliyetlerine iliÅŸkin oldu.

2006 yılından sonra bölgenin “YeÅŸil Yol” projesiyle turizm eksenli kalkınma politikalarına dahil edildiÄŸini hatırlatan Aslan, bugün ise aynı coÄŸrafyanın madencilik faaliyetlerine açılmasının farklı bir kalkınma anlayışını yansıttığını ifade ediyor.

Özellikle Çoban Tepesi çevresinde maden çalışmaları için iş makinelerinin bölgeye girdiğini ve doğal bitki örtüsünün sökülmeye başlandığını aktaran Aslan, bu sürecin yalnızca doğaya değil, bölgedeki insanların yaşam biçimine de doğrudan müdahale anlamına geldiğini belirtiyor.

Madencilikte kullanılacak kimyasalların su kaynakları, toprak, hayvancılık ve insan sağlığı üzerinde uzun yıllar etkili olabilecek riskler taşıdığına dikkat çeken Aslan, kısa vadeli ekonomik kazanç uğruna bölgenin doğal sermayesinin geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmemesi gerektiğini savunuyor.

Korunması Gereken Bir Coğrafya

PerÅŸembe Yaylası üzerine yapılan tartışmalar, son yıllarda Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaÅŸanan maden-çevre geriliminin yeni örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Çevre hukukçuları ve ekoloji örgütleri, yüksek ekolojik değere sahip yaylaların yalnızca ekonomik potansiyelleri üzerinden değil; biyolojik çeşitlilik, kültürel miras, geleneksel üretim biçimleri ve gelecek kuşakların yaşam hakkı açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Arif Aslan’ın paylaşımı da bu nedenle yalnızca bir doÄŸa çaÄŸrısı deÄŸil; PerÅŸembe Yaylası’nın tarihsel belleÄŸini, üretim kültürünü ve ekolojik bütünlüğünü birlikte savunan kapsamlı bir koruma çaÄŸrısı niteliÄŸi taşıyor.


Kaynaklar: Arif Aslan’ın sosyal medya paylaşımı