Bugün, Alevi ve solcu bir mizahçı olan Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” isimli gösterisini izledim. Merak edenler YouTube üzerinden erişebilir. Malum, gidip Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda izleyecek maddi gücümüz yok; olsa da Deniz’den mi esirgeyeceğiz?
Yazının başında onun için “Alevi ve solcu” dedim ya, buna bir açıklık getirmeliyim: Doğrusunu söylemek gerekirse Aleviliği, bildiğimiz sıradan bir kültürel aidiyet gibi. Fakat solculuğu öyle alışılagelmiş solculardan değil; “yeni sürüm” bir solculuk bu olsa gerek… Bence bir solcu mizahçı olacaksa, Deniz Göktaş gibi olmalı: Hem solcu hem entelektüel. Bir insanda nadiren yan yana gelen iki nitelik. Bana sorulursa, o gerçek bir entelektüel.
Madem sözü Deniz Göktaş’tan açtık, o halde mizah adına da birkaç söz söylemeden geçmeyelim. Bir mizahçı olmamakla birlikte, mizah üzerine kendimce şöyle tanımlar yapmaya çalıştım:
Mizah ile vicdanın arasında bir kan bağı olmalı. İkisi de iyi insanların tekelindedir. Keza ikisi de çağın tanıklığını resmi tarihe bırakmaz ve vicdansız insanların zeminini kaydırır; külçeyle edilmiş tumturaklı lafları tek bir sözcükle tenekeye çevirir. Memleketin şu hali bana “Artık dur ve bu durakta in!” der gibi. Zira mizahtan ve vicdandan öte köy, cehennemdir. Mizahını kaybeden vicdanını, vicdanını kaybeden ise mizahını kaybetmiştir. Bakınız: Üzerinde yaşadığımız kadim topraklar…
Bu ülkede kadına gülmeyi yasaklayan fetvalar verenler oldu. Gülmeyi yasaklayanların, aslında düşünceyi de yasakladıklarının farkında değiller. Gülmesini bilmeyen, düşünmesini bilir mi? Bundan kuşkuluyum. Gülmenin işaret ettiği ilk fikir, özgürlüktür. Gülmeyle özgürlüğün bir kan bağı olmalı. Kaldı ki mizah bir gülme biçimi değil, gülerek düşünme biçimidir. Keza mizah; yaratıcılık ve keşif ustalığı demek olan zekâ ile daima paralel gider.
Sahi, biz hangi ara mizahtan ve vicdandan bu kadar yoksun hale geldik? Bunu anlamak için toplumsal araştırmalara göz atmaya gerek yok; sokağa çıkmanız yeterli. Şayet sokakta bunu göremiyorsanız, orada olanı ve olmayanı ayırt edemiyorsanız, siz de mizah ve vicdandan yoksunsunuz demektir. Sosyal meselelerde sokak, tek ve gerçek turnusol kâğıdıdır. Ve orası bize bugün, “Ötekine ölüm!” diyen bir mahalleyi işaret ediyor.
Oysa:
- Mizah, entelektüel bir faaliyettir.
- Bu yönüyle bir duygu değil, zekâ meselesidir.
- Etkili bir sanat eseri gibi dünyayı kendine özgü bir açıdan aydınlatır; bunu başka hiçbir sosyal pratiğin yapamayacağı bir ustalıkla başarır.
- Bize neredeyse sınırsız bir hayal gücü sunar.
- Güldürürken aynı zamanda gerçeklikle bağ kurmamızı sağlar; bize bir yaşam tarzı ve görme biçimi kazandırır.
Son söz: Bir kamyon dolusu laf etmeye gerek yok artık; mizahınız ve vicdanınız eksik olmasın.
- Gülerek Düşünmek: Deniz Göktaş ve Mizahın Turnusolü - 27 Haziran 2026
- Orda Öyle Bekle Köprü / Gelip Geçmese de Yar / Umudum Var - 11 Haziran 2026
- Kalp Denen Pompa, Beyin Denen Et Parçası - 17 Mayıs 2026
















