back to top
Ana Sayfa Yorum Kılıçdaroğlu’nun Yol Haritası ve CHP’de Uzatılmış Tasfiye Arayışı

Kılıçdaroğlu’nun Yol Haritası ve CHP’de Uzatılmış Tasfiye Arayışı

CHP’ye yönelik “Mutlak Butlan” kararıyla birlikte başlayan süreç yalnızca bir hukuk tartışması değil; aynı zamanda siyasetin nasıl dizayn edilmek istendiğini gösteren kapsamlı bir güç operasyonuna dönüşmüş durumda. Görünen o ki mesele yalnızca bir yönetim değişikliği değil, CHP’nin son yıllarda yakaladığı toplumsal ivmenin dağıtılması ve muhalefetin kendi içinde uzun süreli bir kriz alanına sürüklenmesi.

Önümüzdeki dönemin yol haritası da az çok belirginleşiyor.

Bayram rehaveti, ardından “parti kurulları toplanacak”, “değerlendirmeler yapılacak”, “süreç işletilecek” denilerek zaman olabildiğince yayılacak. Bu sırada iktidara yakın medya organları üzerinden Özgür Özel yönetiminin Genel Merkez ve belediyeler üzerinden çeşitli hukuksuzluklara karıştığı iddiaları sistematik biçimde dolaşıma sokulacak. Amaç açık: Tartışmanın merkezinden “Mutlak Butlan” kararının kendisini çıkarmak ve meseleyi ahlaki suçlamalarla başka bir zemine taşımak.

Önümüzdeki günlerde “haram araçlar”, “şaibeli ilişkiler”, “usulsüz gelirler”, “ahlaki çöküş” gibi başlıkları çok daha fazla duyacağız. Çünkü siyasal operasyonların en eski yöntemlerinden biri budur: Hukuki meşruiyet tartışmalıysa, ahlaki propaganda devreye sokulur.

Fakat burada gözden kaçan önemli bir gerçek var.

CHP, uzun yıllardan sonra ilk kez yalnızca bir muhalefet partisi gibi değil, iktidar alternatifi gibi görünmeye başlamıştı. Yerel seçim sonuçları bunun yalnızca sandıktaki karşılığıydı. Asıl mesele, toplumun geniş kesimlerinde iktidarın değişebileceğine dair psikolojik eşiğin aşılmış olmasıydı. Bugün yaşanan sert müdahalelerin arka planında biraz da bu korku yatıyor.

Çünkü mesele yalnızca CHP’nin iç dengeleri değil; gelecekteki iktidar ihtimalidir.

Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresinin bundan sonraki temel hedefi, mümkün olduğunca yeni delegelerle bir kurultaya gitmek olacaktır. Hesap büyük ölçüde bunun üzerine kurulmuş görünüyor. Ancak bu planın kendi içinde ciddi riskler taşıdığı açık.

Her şeyden önce, bugün ortaya çıkan toplumsal reaksiyon küçümsenecek gibi değil. CHP tabanı, yalnızca bir yönetim değişikliği yaşandığını düşünmüyor; partinin iradesine dışarıdan müdahale edildiği hissini taşıyor. Özellikle polis eşliğinde Genel Merkez’e girilmesi, gaz ve cop görüntüleri, Türkiye siyasal hafızasında kolay silinecek sahneler değil. Bu görüntüler, hukuki tartışmayı aşarak sembolik bir kırılma yarattı.

Bu nedenle süreç yalnızca teknik bir kurultay mühendisliği olarak ilerlemeyecek.

Kaldı ki yeni delegelerin belirlenmesi de sanıldığı kadar kolay olmayabilir. Diyelim ki bu başarıldı; bu kez de üyelerin gerçekten Kılıçdaroğlu çizgisinden yana delegeleri tercih edeceğinin garantisi yok. Çünkü bugün parti içinde oluşan psikoloji, klasik hizalanmaların ötesine geçmiş durumda.

Daha önemlisi ise şu:

Herhangi bir seçimli kurultayda Özgür Özel’in hâlâ çok güçlü bir aday olacağı gerçeği ortada duruyor. Delegeleri kim seçerse seçsin, bugün oluşan toplumsal atmosferde Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu ya da onun işaret edeceği bir aday karşısında ciddi avantaj taşıdığı görülüyor.

İşte tam da bu yüzden, yalnızca delegasyon yapısını değiştirmek yetmeyebilir. Sürecin mantığı kaçınılmaz biçimde başka bir noktaya doğru evriliyor: Özgür Özel ve ekibinin siyasal etkisinin sınırlandırılması ya da mümkünse partinin dışına itilmesi.

Çünkü mevcut denklemde Kılıçdaroğlu çizgisinin rahat biçimde kazanabileceği tek senaryo, Özgür Özel’in CHP dışında kalması gibi görünüyor.

Bu yüzden önümüzdeki dönemde yalnızca hukuk savaşları değil, psikolojik savaşlar da göreceğiz. Uzatılmış tartışmalar, medya operasyonları, ahlaki suçlamalar, yorgunluk üretme stratejileri ve parti içi çözülme beklentileri…

İktidar açısından ise tablo daha farklı okunuyor.

AKP cephesi için önemli olan şey, bu sürecin ne kadar sürdüğü. Çünkü uzayan her kriz, muhalefetin enerjisini kendi içine hapsetme potansiyeli taşıyor. Yıpranmış, bölünmüş ve sürekli iç tartışma yaşayan bir CHP’nin seçim kazanma kapasitesinin zayıflayacağı hesabı yapılıyor.

Ancak siyasetin en büyük problemi şudur: Hayat çoğu zaman masa başında yapılan hesaplara uymaz.

Bazen bir fotoğraf, bazen bir yürüyüş, bazen yağmur altında toplanan kalabalıklar bütün stratejileri boşa çıkarır. Çünkü siyaset yalnızca mühendislik değildir; aynı zamanda duygu, hafıza ve toplumsal psikoloji meselesidir.

Bugün CHP içinde yaşanan kriz de artık yalnızca bir parti içi mücadele olmaktan çıkmış durumda. Mesele, milyonlarca insanın kendi iradesine sahip çıkma duygusuyla doğrudan temas ediyor.

Ve tam da bu yüzden, yapılan bütün ince hesaplara rağmen, hiçbir sonucun garanti olmadığı yeni bir döneme giriliyor.