Çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamasıyla 38 yıl hapis cezasına çarptırılan bir öğretmenin, istinaf kararıyla büyük ölçüde beraat ettirilip tahliye edilmesi; Türkiye’de çocuk koruma mekanizmalarının, yargısal yaklaşımın ve cezasızlık tartışmalarının yeniden ülke gündemine taşınmasına neden oldu.
Ankara’da bir ortaokulda görev yapan teknoloji tasarım öğretmeni A.Ö. hakkında verilen tahliye kararı, yalnızca bir dava dosyasını değil; Türkiye’de çocukların korunmasına ilişkin yapısal kırılmaları, yargının delil değerlendirme pratiğini ve mağdur çocukların beyanlarının nasıl ele alındığını yeniden tartışmaya açtı.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin daha önce 5 erkek öğrenciye yönelik cinsel istismar suçundan toplam 38 yıl 2 ay hapis cezası verdiği öğretmen hakkında, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi yerel mahkemenin kararını kaldırdı. İstinaf mahkemesi, dört mağdur yönünden beraat kararı verirken, bir öğrenciye yönelik eylemi ise “sarkıntılık düzeyinde çocuğun cinsel istismarı” kapsamında değerlendirerek sanığa 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi ve tutuklu kaldığı süreyi dikkate alarak tahliyesine hükmetti.
Çocuk Beyanları Ve Delil Tartışması
İstinaf kararında, mağdur çocukların anlatımlarının bazı yönlerden çelişkili olduğu, iddiaların süreç içinde genişlediği ve suçun “her türlü şüpheden uzak kesin delillerle” ispatlanamadığı savunuldu. Buna karşın yerel mahkeme, mağdur çocukların Çocuk İzlem Merkezi’nde uzmanlar eşliğinde verdiği ifadeleri, öğrenciler arasındaki WhatsApp yazışmalarını ve tanık anlatımlarını birlikte değerlendirerek suçun sistematik biçimde işlendiği sonucuna ulaşmıştı.
Dosyada yer alan ifadelerde öğrenciler; öğretmenin ders sırasında fiziksel temas kurduğunu, sarıldığını, öptüğünü ve bazı durumlarda özel bölgelerine temas ettiğini anlatmıştı. Sınıf arkadaşlarının tanıklıkları ve öğrenciler arasındaki doğal akışta gerçekleşen mesajlaşmalar da soruşturma dosyasına delil olarak girmişti.
“Evlat Sevgisi” Savunması Ve Yargının Yaklaşımı
Sanık öğretmen A.Ö. ise soruşturma ve yargılama boyunca suçlamaları reddederek öğrencilere yalnızca “evlat sevgisiyle” yaklaştığını savundu. Türkiye’de çocuklara yönelik cinsel istismar davalarında sıkça karşılaşılan bu savunma biçimi, özellikle güç ilişkilerinin bulunduğu okul, tarikat, spor kulübü ve aile gibi yapılarda yıllardır tartışma konusu olmaya devam ediyor.
İstinaf mahkemesi yalnızca bir öğrenci yönünden suçun oluştuğuna hükmetti. Kararda, mağdur öğrencinin diz üzerine yatırılması ve dudağından öpülmesine ilişkin anlatımın tanık beyanıyla desteklendiği belirtilirken; eylemin kısa süreli olduğu gerekçesiyle suç “sarkıntılık düzeyinde” değerlendirildi. Ceza daha sonra takdiri indirim uygulanarak 3 yıl 9 aya düşürüldü.
Cezasızlık Tartışmaları Yeniden Gündemde
Kararın ardından çocuk hakları alanında çalışan hukukçular ve hak savunucuları, Türkiye’de çocukların korunmasına ilişkin sistemin yeniden sorgulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle çocukların beyanlarının yargı süreçlerinde nasıl değerlendirildiği, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin cinsel suç dosyalarında nasıl uygulandığı ve failin öğretmen gibi otorite sahibi bir konumda bulunmasının etkileri yeniden tartışma konusu oldu.
Uzmanlara göre çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarında fiziksel delil bulunmasının çoğu zaman zor olması nedeniyle; mağdur anlatımları, davranış örüntüleri, uzman raporları ve tanık beyanları kritik önem taşıyor. Buna rağmen Türkiye’de birçok dosyada mağdur çocukların anlatımlarının “çelişki” gerekçesiyle zayıflatılması, hak savunucuları tarafından “cezasızlık kültürünün devamı” olarak değerlendiriliyor.
Okullar Güvenli Mi?
Dava dosyası, eğitim kurumlarında çocuk güvenliği meselesini de yeniden gündeme taşıdı. Öğrencilerin yaşadıklarını önce kendi aralarında kurdukları WhatsApp grubunda konuşmaları, ardından İngilizce öğretmenlerine anlatmaları; çocukların çoğu zaman resmi mekanizmalardan önce birbirlerine ve güvendikleri bireylere sığındığını gösterdi.
Uzmanlar, okullarda çocuk koruma politikalarının bağımsız biçimde uygulanması, öğretmenler ve idareciler için zorunlu denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve çocukların güvenli başvuru kanallarına erişiminin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi’nin kararına karşı Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık bulunuyor.













