back to top
Ana Sayfa Yorum Entelektüellerin Çözüm Sürecine Mesafeli Yaklaşımının Düşünsel Arka Planı

Entelektüellerin Çözüm Sürecine Mesafeli Yaklaşımının Düşünsel Arka Planı

Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın düşünce dünyasında yaygın bir kanaat var: Entelektüeller çözüm sürecine neden mesafeli yaklaşıyor? Söz konusu kanaati ben de paylaşıyorum. Bizi bu düşünceye sevk eden -yaygın- birkaç argümanı sıralayalım; sıralayalım ki toplumda bizim gibi düşünmeyenlere kendimizi daha iyi ifade edebilelim.

Bu metin, Türkiye gibi karmaşık toplumsal ve siyasi dinamiklere sahip coğrafyalarda sıklıkla tartışılan entelektüel-siyaset ilişkisinin kilit noktalarından birine parmak basmaktadır. Entelektüel kesimlerin toplumsal barış ve çözüm girişimlerine mesafeli duruşunu anlamak ve bunu kamuoyuna daha berrak bir dille ifade edebilmek adına, bu mesafenin arkasındaki temel argümanları derinlemesine incelemek gerekir.

Entelektüellerin mesafesinin temelinde, toplumsal barış gibi hayati kavramların siyasi aktörler tarafından günlük politik çıkarlara kurban edilmesi veya dar bir çerçeveye hapsedilmesi endişesi yatar. Çözüm süreçlerinin genellikle kalıcı bir zihniyet dönüşümünden ziyade konjonktürel birer strateji olarak kurgulanması, bağımsız düşünce insanlarında haklı bir güvensizlik yaratır.

Entelektüel: Soyut alanda yer tutan, mevcut fikir ve düşüncelerle sürekli bir hesaplaşma içerisinde olan, kendi fikrini kendi üreten kişidir. Bilgiyi kendine mal etmek yerine kamusal yarar için kullanan, iktidar karşısında doğruyu söyleme sorumluluğu taşıyan üretici konumundadır. Mehmet Ali Kılıçbay’ın tanımına göre (aydın ve entelektüel fikri gündeme geldiğinde): aydın, yeni bir fikir üretmekten ziyade var olan bilgiyi tüketen, yani nakli bilgiye sahip olan kişidir. Özetle, entelektüel fikir üreticisi, aydın ise genel olarak bilgi tüketicisi olarak sınıflandırılmaktadır.

O halde; demokrasi ve barış, tabana yayılan şeffaf bir müzakere süreciyle değil, kapalı kapılar ardında yürütülen elitist pazarlıklarla inşa edilmeye çalışıldığında, entelektüel vicdan bu sürece ortak olmayı reddeder. Çünkü gerçek bir çözümün toplumsal katılım, hakikatlerle yüzleşme ve evrensel hukuk ilkeleri üzerine kurulması gerektiği bilinmektedir.

Entelektüelin asli işlevi, iktidar odaklarının ya da popüler akımların arkasında hizalanmak değil, olaylara dışarıdan, eleştirel ve nesnel bir gözle bakabilmektir. Süreçlere angaje olmak, çoğu zaman bu “kritik mesafeyi” kaybetme ve iktidarın ya da resmi söylemin meşrulaştırıcı aparatına dönüşme riskini beraberinde getirir.

Deneyimler, iyi planlanmamış ve toplumsal temelleri sağlam atılmamış süreçlerin, toplumun farklı kesimleri arasında kalıcı barıştan ziyade derin bir öfke, güvensizlik ve kutuplaşma bıraktığını göstermiştir. Entelektüeller, hamasetle yürütülen süreçlerin yarattığı hayal kırıklıklarının toplumsal barışa ileride daha büyük zararlar vereceğini öngörürler.

Tüm bunlara ek olarak, entelektüellerin mesafeli tutumunu makul kılan bir diğer argüman ise çelişkili bir duruma işaret ediyor: Yaklaşık on yıl önce barış çağrısı yaptıkları için ağır bedeller ödeyen akademisyenlerden bugün yeniden çözüm süreci için destek beklenmesi bir “paradoks” olarak değerlendiriliyor. Katılımcılar/bu minvalde söz söyleyenler; akademisyenlerin geçmişte yaşadığı mağduriyetleri, otoriter rejime karşı duyulan derin güvensizliği ve akademinin uğradığı itibar kaybını, bu mesafeli duruşun temel sebepleri arasında gösteriyor.

Çözüm süreçleri genellikle evrensel insan hakları, adalet ve özgürlük ilkeleri üzerinden değil, pragmatik ve konjonktürel pazarlıklar üzerinden yürütülür. Evrensel normların yerel siyasi hesaplara kurban edilmesi, evrensel düşünceyi savunan entelektüellerin bu süreçlere mesafeli durmasının bir diğer haklı gerekçesini oluşturur. Ne var ki bu durum -belki ilk ve tek örnek olarak- entelektüel bakışın kör noktasını oluşturuyor olabilir.

Bu argümanlar, mesafenin bir “duyarsızlık” ya da “barış karşıtlığı” olmadığını, aksine kalıcı, adil ve sahici bir barışın ancak ilkesel bir zemin üzerinde yükselebileceğine dair entelektüel bir ihtiyat halini yansıttığını göstermektedir.