İran’da Mahsa Amini’nin ölümüyle simgeleşen “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı bir protesto çağrısından rejime yöneltilmiş açık bir uyarıya dönüştü; kadınların yıllardır bastırılan eşitlik talebini görmezden gelen iktidar, bugün ülke geneline yayılan sokak hareketleri karşısında siyasi ve ahlaki meşruiyet krizine sürükleniyor.
Bir Slogan Değil, Kırılma Noktası
2022’de ahlak polisi gözetiminde hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ardından yükselen “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı, İran’da yalnızca kadınların değil, bütün bir toplumun birikmiş öfkesini görünür kıldı. Aradan geçen yıllara rağmen bu çağrı unutulmadı. Tahran’dan Meşhed’e, Kürt bölgelerinden ülkenin batısına uzanan protestolarda bugün yeniden aynı sloganlar ve bu kez daha sert talepler yankılanıyor: “Diktatöre ölüm”, “Hamaney’e ölüm”.
Başlangıçta başörtüsü zorunluluğu ve kadınlara yönelik baskılarla özdeşleşen itiraz, kısa sürede rejimin bütününe yönelen bir meydan okumaya dönüştü. Ekonomik kriz, hızla değer kaybeden riyal ve derinleşen yoksulluk, sokaktaki öfkeyi besleyen unsurlar olsa da, protestolar artık yalnızca geçim sıkıntısıyla açıklanamayacak bir noktada.
Kadınların Merkezde Olduğu Bir İsyan
Uzmanlara göre İran’daki mevcut dalganın ayırt edici özelliği, kadınların protestoların merkezinde yer alması. İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana kadın bedeni üzerinden kurulan denetim mekanizması, bugün rejimin en kırılgan alanı haline gelmiş durumda. Zorunlu örtünmeden aile hukukuna, çalışma hayatından seyahat özgürlüğüne kadar uzanan kısıtlamalar, kadınları sistematik biçimde kamusal alanın dışına iten bir yapının parçası olarak görülüyor.
Ancak bu baskı, beklenenin aksine itaati değil, direnişi büyüttü. Kadınların kamusal alanda başörtüsüz görünmesi, sessiz kalmayı reddetmesi ve bedenleri üzerindeki devlet kontrolüne açıkça karşı çıkması, rejimin “ahlaki üstünlük” iddiasını temelden sarsıyor. Analistlere göre, otoriter yapılar ekonomik hoşnutsuzlukları bastırabilir; fakat kadınların itaat etmeyi reddetmesi, sistemin meşruiyet zeminini hızla aşındırıyor.
Ekonomik Krizden Ahlaki Çöküşe
Son aylarda artan protestoların arka planında ağır ekonomik tablo da bulunuyor. Yaptırımlar, dış politikadaki yalnızlaşma ve kötü yönetim, halkın günlük yaşamını doğrudan etkilerken, rejimin bu maliyetleri topluma yüklemesi tepkileri derinleştiriyor. Ancak sahadaki gözlemler, öfkenin yalnızca pahalılığa değil, rejimin yönetme biçimine yöneldiğini gösteriyor.
Kadın hareketinin öncülük ettiği bu süreç, rejim açısından yalnızca bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda ahlaki bir hesaplaşma olarak değerlendiriliyor. Devletin kadınlar üzerindeki mutlak denetim iddiası çözüldükçe, sistemin diğer sütunları da çatırdamaya başlıyor. Sert müdahaleler, gözaltılar ve can kayıpları ise bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor.
Duyulmayan Çığlık, Derinleşen Kriz
İran’daki gelişmeler, kadınların özgürlük taleplerini bastırmanın uzun vadede rejimlere istikrar getirmediğini bir kez daha ortaya koyuyor. “Kadın, Yaşam, Özgürlük” çağrısını bir tehdit değil, toplumsal bir uyarı olarak okumayan iktidar, bugün sokakta yükselen daha geniş bir itirazla karşı karşıya. Gözlemcilere göre, bu hareket yalnızca İran için değil, kadınların denetim yoluyla yönetilmeye çalışıldığı tüm toplumlar için güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor: Görmezden gelinen eşitlik talebi, sonunda rejimlerin varoluş krizine dönüşebiliyor.
- İran: Kadınların Uyarısını Duymayan Rejim, Sokakta Çözülüyor - 16 Ocak 2026
- “IŞİD Bitmedi, Bilerek Yaşatıldı” İddiası: Karaca’dan İktidara Sert Suçlama - 29 Aralık 2025
- Basının Üzerindeki Gölge: 2025’te Yargı Ve RTÜK Kıskacında Medya - 25 Aralık 2025
Nokta Haber Yorum sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.















